• İstanbul 17 °C
  • Ankara 11 °C
  • İzmir 16 °C
  • Konya 12 °C
  • Sakarya 19 °C
  • Şanlıurfa 15 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Gaziantep 11 °C
  • Bolu 12 °C
  • Bursa 17 °C

Dr. Mehmet Sılay: Habibi Neccar Hikayesi

Dr. Mehmet Sılay: Habibi Neccar Hikayesi

İhtiyar Dünyamız Sahibul Yasin olan Kur’an Kahramanı Antakyalı Habib aydınlığında insanlık tarihinin en büyük diyaloğuna şahit oldu. Fahreddin Razi bu evrensel gerçeği Tefsir-i Kebir’inde 18.cilt ve sayfa 456’da geniş geniş anlatır.

Yazılı tarih sürecinde de kaydedildiği gibi Pagan, Haçlı ve Kur’an kaynaklı Müslüman hukuk sistemleri Antakya’da eğemen olmuş.

Haçlı Seferlerinin sabıkalı kurumu Vatikan, bağnaz Salibiyyun ve Siyonizmin tetikçisi Amerika ile AB, yılları kapsayan etkinliklerle siyasi otoritesiz (Halifesiz), yani sahipsiz, çaresiz ve cahil bırakılan dünyadaki Müslüman halkları evcilleştirmeyi ve İslamı kontrol altına alıp protestanlaştırmayı ümid ederler. Rekonkista’yla iyi netice aldıkları Endülüs pratiği asırlara yayılarak bize ve dünya Müslümanlarına uygulanır  

Onlar kayıt dışı parayla gündemi belirler, içimizdeki işbirlikçiler verilen rolü başarıyla oynar. Fakat “beyin fırtınası” beklenen toplantılardan geriye Lehulhamd, sadece “Entellektüel Gevezelikler” kalır.

Görsel propoganda sanatını ustaca kullanan ve toplumu istediği gibi yönledirenler Hz. İsa Efendimizin sözde son yirmidört saatini konu alan Tutku, Yabancı Damat ve Cennetin Kralları filmleriyle oturma odalarımıza kadar girdiler.

Fakat başta Antakyalı Habib olmak üzere, Peygamber efendimizin övgüsüne mazhar olan Fatih Sulran Mehmet’le Dünya İslam Birliğinin eşsiz paradigması, sarayı olmayan Sultan Selahaddin Yusuf Eyyubi ve hayatını Milletin imanını kurtarmaya adayan Müceddid Bediuzzaman’ı yuvalarımızda ağırlamak üzere ekranlarda görmek bizim de hakkımız.

Dinimiz her Müslümanın Antakya’lı Habib gibi gerektiğinde bedel ödeyerek cesur ve  imanından emin olarak diğer inanışlar ve kültür guruplarıyla beşeri ilişkiler kapsamında tebliğ amaçlı diyalog kurmasını teşvik eder.

Bugün Afganistan, Irak, Filistin, Suriye ve Güneydoğu Asyanın Endülüs’ü olan Arakanda sıcak savaş halinde süren Haçlı Seferleri bize ceddimiz Selahaddin Eyyubi’nin  atılımcı İslam Düşüncesinin karşısında mutlaka mağlup olacak ve Atlantiğin karşı yakasına ricat zorunda kalacaktır.

 

ŞEHRİN UZAĞINDAN BİR YİĞİT GELDİ

 

“Va ce’e min aksal medineti reculun...”

Kur’an-ı Kerimde üslup semboliktir. Geçmiş ümmetlerden aktardığı sahnelerde yaşanan olayın yerini, zamanını ve olayda geçen şahısların isimlerini vermez. Yasin-i Şerifte anlatılan Ashabul Karye kıssasında da durum aynıdır. İlahi üslupta olayın nerede ve ne zaman geçtiği, anlatılan resullerin kimler olduğu ve tek başına onları savunan o örnek mü’minin kim olduğunu belirtmeye gerek görmez. Yani biyografiler yoktur. Önemli olan kişilerin olaylar karşısındaki tavırları, kimin yanında yer alıp nasıl davrandıklarıdır.

Kur’anın Kalbi’nde anlatılan olayın yaşandığı coğrafya “Fahrettin Razi, Elmalılı Ahmat Hamdi Yazır, Seyyid Kutup, Barnaba ve Yuhanna incili A’malı Rüsul-Resullerin işleri, Tevrat-Tensiyte ve Danyal:7.14-27 ve Hatay Tarihini hazırlayarak Habibi Neccar ve Antakya eseriyle bu konunun “Bilir Kişi”si olarak bilinen Mehmet Tekin’e göre Antiyoch-Antakyadır.

Dünyaya hükmeden İmparatorluğunun başkenti İtalyada Roma, Afrika metropolü İskenderiye ve Asyaya açılan kapısı da Antakyadır ve Antakya miladi yıllarda bir milyon nüfusludur.

Kudüsten gönderilen iki nur elçisinin Antakya varoşlarında görülmesiyle birlikte konumuzun kahramanı Habibi Neccar Hazretleri karanlık tarih koridorundan gün ışığına çıkar.

Habib, Hz.İsa Efendimizin şehre gönderdiği iki elçiyle tanışır. Onlarla uzun bir diyalogu olur. Kudusten gelen iki elçi Habibi Neccarın felçli oğlunu meshederek ve dua ederek ayağa kaldırırlar. Heyecana kapılan Habib, elçilere:

-Siz doğru söyleyenlerdensiniz. Anlattığınız “bir” olan Allaha inandım. Sizi elçi olarak gönderen İsa mesihe inandım ve Onun geleceğini müjdelediği adı Ahmet-Parakletus olan peygambere de iman ettim!

Şehre inen ilk elçiler tedbire gerek görmeden, çekinmeden ve açıktan anlatarak tebliğ yapmaya başlar. Onlara inananlar olduğu gibi hakaret eden, yanlarından kovan ve Krala şikayet edenler de olur.

Halkın inanç düzenini bozduklarından zindana atılırlar. İki Elçi beklenen zamanda Kudüse dönmeyince Hz. İsa efendimiz süt kardeşi ve havarisi Şem’un-us-Safa’yı Antakyaya gönderir. O, tebliğde  tam bir diplomat gibi davranır.

Şem’un-us-Safa bir süre sonra Kral Antiyoşun danışmanları arasına girer.

Tanınmış Antakyalı zengin Tüccar Ebu Dekkanın bir hafta önce ölen oğlunun cesedi Silpiyus dağındaki, morg olarak kullanılan Mağaradan indirilir.

Diriliş mucizesi, Paganistlerle Muvahhitlerin Yasin’in ikinci sayfasını kapsayan evrensel diyaloğu ve şehrin uzak bir mahallesinden koşarak gelen Habibi Neccarın, hemşerileri tarafından linç edilişi, Antakyada protokol yolu üzerindeki meydanda yaşanır.

Kılıçlar çekilir, mızraklar havalanır ve taşlar havada yağur gibi savrulurken Habib elçilere dönerİ

-Ey Murselin, ben sizin Rabbinize cidden inandım, iman ettim. Beni işitin ve yarın Allahın huzurunda bana şahit olun! Diye bağırır.

Bugün mezarları Habibi Neccar camiinin haziresinde bulunan dört insan teker teker katledilirler.

Habibin linç edilirken gördüğü işkence ve acılar Allahın izniyle Ona hissettirilmez. Sadık iman ve eşsiz cihadına karşılık Allah tarafından çok büyük ikram ve iltifata mazhar olur.

 “Cennetime gir!” denildiğinde Habih:

 “ Ne güzellikler içindeyim. Ah keşke hemşerilerim benim ne büyük ikramlarla mükafatlandırıldığımı bir bilselerdi!” der.

Kaynaklarda Müfessirler tarihi olayı ince ayrıntılarına kadar anlatırlar.

Gerçi İlahi öfkeye-gazaba hadaf olan zalim topluluk için gökyüzünden ordular inmez ama Cebrailin tek sayhasıyla-haykırışıyla şehir yerle bir olur.

Bugün dahi Antakya birinci derece deprem bölgesinde, canlı fay kırığı üzerindedir. Milattan sonra 50 yıllarında bölgede büyük depremler olduğu bilinir. Büyük depremde yüzbinlerce insan ölür. Enkaz altından cesetleri çıkartacak insan sıkıntısı çekilir. Peşinden şehir halkını salgın hastalık vurur. Felaketlerden kurtulacaklarını sandıkları için şehrin adını Teopolis- Tanrının şehri anlamında değiştirirler. Sarayların yıkılıp, surların yarılarak çatladığı bir deprem daha yaşanınca, Zevz ve Apollona yaranamayacaklarını anlarlar. Bunun üzerine şehrin ismi yeniden Antiyoch-Antakya’ya çevrilir. 

Habibi Neccar’ın muhteşem cihadını büyük müfessirler eserlerinde anlatırlar.

Bugün Habibi Neccar Antakyanın orta yerinde, ilk günkü heyecanıyla ilahi mesajı tebliğe devam ediyor.

Şimdi O, geniş ve serin avlusu, şadırvanları ve güler yüzlü türbedarlarıyla,

 “ yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül veren” yeni nesilleri bekliyor.

Davetini işitenlere ve çağrısına doğru koşanlara selam olsun!

 

SIRADIŞI BİR MENKIBE

 

Habibi Neccar hakkında tefsirlerde zikredilmeyen bir menkıbeyi İranın Mahabat şehriyle bizim Siirt dolaylarında dinliyoruz.

Gücü kuvveti ve saltanatıyla mağrur ve mütekebbir Kral Antiyoch, Antakyada imanının açığa vurduğu için dülger esnafından Habibi Neccara ölüm fermanı çıkartır. Bir gecede bin adet tabut çakması emredilir. Aksi halde idam edileceği yüzüne karşı tebliğ edilir.

Habibi Neccar üzülür, büyük teessüre kapılır.

Eve gelen kızı babasını derin düşünceler içinde görünce sormuş ve durumu öğrenmiş. Babasını “ümit ve korku arasında “ teskin ve teselli etmek için dua etmeye başlamış ve Babasına seslenir.

 Sorani Kürtçesiyle:

 

“Ya Habibi Neccar!

Turakave Mina Hercar!

Neko Ğam-ı Ğıyal!

Huda Yek, Deri Yek,

Dergah Hezar!

Rabe Raze,

Hatte Sibe

Hüda Delil,

Se set Hezar!”

 

Özetle: “Babacığım, Me’yus olma, Gamlanma! Allah bir, Kapı bir fakat Sığınak bin’dir!”

Habib rahatlar, tevekkülle Rabbine sığınır. İki adet tabut çakar ve büyük bir teslimiyetle idam saatine kadar Allahı zikretmeye başlar.

“La Havle Vale Kuvvete İlla Billahil Aliyyil azim!” diyerek Allaha sığınır.

“Ancak aziz ve alim olan Allah’tır. Azamet sahibi Allahtan başka güç ve Kudret yoktur.” Bu zikri sabaha kadar tekrarlar.

Tan yeri ağarırken Habibi neccar sert ve ısrarla çalınan kapıyı açar ve karşısında kendisini almaya gelen bir manga silahlı asker görür. İnfazı için gelenlerde ürkmüş ama Allahın rahim adına sığınarak “La havle.” zikrine devam etmiş. Manga komutanı bağırmış:”Bir tabutu yüklen, bizi takip et!” Habib, emri yerine getirirken taşıdığı tabutun kendisi için kullanacaklarını zanneder. Allahın engin merhametine sığınarak dilde zikri sürdürür. Taşıdığı tabutu duvara dayar ve ansızın bir gerçekle karşılaşır. Meğer o gece kendisi hakkında idam emrini veren mağrur kral ölür. Çaktığı tabut Kral içindir.

Meğer Habibi Neccar bütün gece boyu yaptığı her “La Havle “ zikrinde kralın birkaç aylık ömrü heder olup tükenmiş. Habibi Neccar Allaha hamdetmiş, kızının hatırlattığı İlahi Dergaha sığıarak zikre devam etmiş.

“La Havle Vale Kuvvete İlla Billahil Aliyyul Azim!” 

 

  

 

 

 

                        

KAYNAKLAR

 

Kur’an-ı Kerim. Yasin. S.2 Sure 13-29

Kur’an-ı Kerim Saf Suresi. 6.Ayet Sayfa 551

Fahreddin Razi-Tefsir-i Kebir. 18. Cilt sayfa 456

Elmalılı Aç Hamdi Yazır-Hak Dini Kuran Dili.1979

M.Seyyid KutupüFi Zilal. C.2 s.561

Kitab-ı Mukaddes. Yuhanna İncili.Bab14 Söz 16

Barnaba İncili

Tevrat. Haggay 2. 7-8

Tarih-i Taberi 1.Cilt

Mehmt Tekin Hatay Tarihi-1993

Mehmet Tekin- Habibi Neccar ve Antakya 1993- İkinci Baskı-2011

M.Faik Türkmen-Hatay Tarihi

Mehmet Sılay-Hatay Evliyaları

       “         “  - Antakyalı Habib

       “          “ – Bereketli Hilalde Aleviler

Bu haber toplam 186 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Bedir Acar: Lunaparktaki Orhan Pamuk18 Şubat 2026 Çarşamba 15:05
  • Adnan Öksüz: "Gidiyorum!"18 Şubat 2026 Çarşamba 15:03
  • Mehmet Nuri Yardım: Gülzâr-ı Rufâî18 Şubat 2026 Çarşamba 15:01
  • Sınır18 Şubat 2026 Çarşamba 14:57
  • Hasan Öztürk: İnsan soyuna kasteden Epstein’e gönderilen örtü Kisve-i Şerif mi yoksa kötü bir kopya mı18 Şubat 2026 Çarşamba 14:55
  • Ramazan ayının girişi: Rahmet18 Şubat 2026 Çarşamba 14:52
  • Âileye Küresel Bir Darbe: Cinsiyetsizlik18 Şubat 2026 Çarşamba 14:30
  • Dr. Mehmet Sılay: Habibi Neccar Hikayesi18 Şubat 2026 Çarşamba 14:24
  • Dr. Mehmet Sılay: 28 Şubat Darbesi18 Şubat 2026 Çarşamba 12:23
  • Mustafa Kara: Merhaba Ey Şehr-i Ramazan17 Şubat 2026 Salı 12:43
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim