• İstanbul 27 °C
  • Ankara 24 °C

H.Ömer Özden: ​Her sözün vardır Türkçesi

H.Ömer Özden: ​Her sözün vardır Türkçesi
Dilimiz uzun yıllar boyu bilimsel metinlerde Arapçanın, edebi metinlerde Farsçanın etkisi altında kalmıştır. Anadolu Selçukluları zamanında bu iki dilin gölgesi altında kalan Türkçemizin yerine resmi yazışmalarda Farsça kullanılmıştır.

 Bu etki, Osmanlı Devleti’nde daha garip bir duruma bürünmüş, resmi yazışmalarda üç dilin bir araya gelmesiyle Osmanlıca denilen bir terkip kullanılmıştır. Osmanlı Devleti’nin son zamanlarında bu kez Batı dillerinden Fransızcanın etkisi altına girmiş, başta İstanbul olmak üzere Fransızca eğitim verilen liseler açılmıştır. İlerleyen yıllarda Arapça ve Farsçanın etkisinden kurtulmak isterken Batı dillerinin öğrenilmesi zorunlu hale gelmiş ve bu kez okullarımızda İngilizce, Fransızca ve Almanca dersleri öğretilmeye başlamıştır.

Eski yıllarda bilimsel eserler Arapça yazılırken son yıllarda üniversitelerimizde de Batı dilleriyle ve tercihen İngilizce ile makale yazma, neredeyse bir mecburiyet haline getirilmiştir. Türk bilim adamlarımız, Türkiye’de yayında olan TV’lerde yapılan söyleşilerde ekonomi, tarih, siyaset, spor, din, felsefe ve daha başka alanlarda konuşurlarken kullandıkları terimlerin yarıdan fazlasının Türkçe olmayan sözcüklerden oluştuğu görülmektedir. Bunun nedeni olarak da Türkçenin bu alanlarda yetersiz olduğu iddia edilerek küçümsenmektedir. Şimdi burada sorulması gereken soru şudur: Türkçe, bilim, sanat, edebiyat, felsefe, siyaset, ekonomi… Konularında terimleri olmayan bir dil midir, ya da bu alanlarda Türkçe terim üretmeye yetmemekte midir?

Kanaatimce bu tutum, kendine güvensizliğin bir sonucu olduğu kadar, kendi dilini yabancı dillere göre daha az bilmekten de kaynaklanan bir eksikliğin sonucunda ortaya çıkmaktadır. Güvensizlikten maksadım yabancı terimlerle konuşanların, ne kadar Türkçe olmayan kelime kullanırsa o kadar bilgili ve entelektüel görüneceğini sanmasıdır. Buna sebep olan da kendi dili olan Türkçeyi bilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Türkçe, Türk diliyle konuşup yazmak, derdini Türk’e ait dille anlatmak anlamındadır. Her çocuk, doğduğu yerin dilini anne ve babasından, ailenin diğer bireylerinden işiterek öğrenir ve konuşur. Bu nedenle büyük şairimiz Yahya Kemal Türkçe için, “Bu dil ağzımda annemin sütü gibidir!” demiştir. Anne sütü bebek için ne kadar lezzetliyse, Türk vatanında doğanlar da konuşmayı öğrenip geliştirdikçe milletinin dilini aynı lezzette kullanabilmelidir.

Dil bilmek, sadece konuşmak demek değildir. Dil bilmek, o dilin tarihini, hangi aşamalardan geçtiğini, bugünlere nasıl ulaştığını, dil bilgisini, anlatım özelliklerini, anlam katmanlarını, biçim özelliklerini, imla kurallarını, noktalama işaretlerini… bilmek demektir. Bunları yeterince bilmeyen, konuşurken kendi milletinin dilinden annesinin sütü olma tadını alamaz, hatta kendi dilinin başka diller karşısında yetersiz olduğunu sanır.

Devamı: https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/her-sozun-vardir-turkcesi-3827/

Bu haber toplam 208 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim