Bilmeyen insan, seviyesini koruduğu için anlaşılabilir bir tarafı vardır. Bilmeyen, bilmediği için bilmez. Bilmediği şeylerle eksilen dünyasını tamamlayıp onarmak ister. Onu bilinmesi gereken şeylerden habersiz ve mahrum kılan ulaşamazlık sorunudur. Ya o bilgiye ulaşabilecek güç ve imkândan yoksun kalmıştır ya da bilgi, onun bulunduğu taraflara hiç uğramamıştır.
FAKAT CAHİL HİÇ ÖYLE Mİ?
Bilmediği şeyin bilgi olduğunda o kadar ısrar eder ki içinde bulunduğu karanlığın farkında değildir. Cahilin bilgi ve aydınlığa itimadı olmadığı gibi bilgili ve aydın kişilere de saygısı yoktur. Bu yüzden alanında yetkin ve otorite kişilerin yanında ahkam kesmekten hiç çekinmez. Sürekli başkalarının sözünü keser. Cahil insanın cehaleti davranışlarına yansımıştır. Bu sebepten cahille rekabet ya da cahile misilleme, kişiyi onun ayarına düşürür. En mantıklısı cahillerden yüz çevirmektir. Zira cahille ne kadar vakit geçirir, ona laf yetiştirmeye çalışırsan senin mantık örgünü tersyüz ettiği gibi yaklaşımlarını da kendine benzetir. Boşuna söylememiş Ozan Ruhsati: “Basma cahilin izine/ Gitme şeytanın sözüne.”
Cahillerin en büyük referansı şeytandır. En büyük akıl yürütme biçimleri fasit kıyastır. Alakasız iki şeyi birbirine kıyas etmekte birebirdirler. Bu fasit kıyas saçmalama noktasında onlara ayrı bir cesaret bahşeder ki biz buna “cahil cesareti” deriz. Gerçek bilen (Ârif veya Âlim) on düşünür bir söylerken cahil kişi on söyleyip bir kez bile düşünme zahmetine katlanmaz. Cahillik hakikatin yeryüzünde kök salmasına karşı bir kumpanya, bir tersine öğretidir. Bulduğunu gerçek sanmakla gerçeği bulmak arasındaki farkı fark ettiğimizde cahil insanı daha yakından tanımış olacağız.
Devamı: https://www.milligazete.com.tr/makale/11741727/huseyin-akin/cahil-kim-cehalet-ne































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.