Türkçenin büyük ustası ve “dilini kaybedenin, dinini de, dini merkezli kurduğu medeniyetini de kaybeder” sancısıyla ömrünü dilimize hibe etmiş bir bilgemizdir.
Kullandığımız kelimeler, kişinin karakteri başta olmak üzere yaşadığı topraklara olan mensubiyet ve mesuliyetini ifade eder.
Maalesef günümüzde; “Türkçe konuşuluyor mu, konuşulmuyor mu” sorusuna cevap vermek zor. Dilimizi iyi bilen kimselerin anlayamadığı bir dil haline geldi.
Mevzuya girmeden önce sıkça yaşanan bir örnek vermek isterim.
İçinde yaşadığı topluma yabancı kalmayı yeğleyen kimseler, medyada yahut çeşitli mecralarda konuşurken, önce ya Türkçesini söylüyor ardından hangi yabancı dili biliyorsa o kelimeyi söylüyor. Veya önce yabancı kelimeyi söylüyor, ardından Türkçesini, onun da uydurukçasını seslendiriyor.
Garip bir araz! Yani galiba şunu diyorlar:
“Ben sizlerle beraberim ama aramızda şöyle bir fark var. Ben şu yabancı dili biliyorum”. Hâlbuki dinleyenlere, kendilerini yabancılaştırdıklarını göremiyorlar.
Türkçe Müslüman bir dildir ve bu dile mensubiyet ve mesuliyet hisseden insanlar, dilin zenginliğinin gereği “arif insanlardır”. Arifler sessiz bilgelerdir. Geçelim.
Yazının devamı için:https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/huseyin-ozturk/turkce-dusunmek-turkceyi-dusunmek-51846.html?page=4































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.