• İstanbul 15 °C
  • Ankara 11 °C

İdeolojilerin Şehir Tasavvurları-3 Uzak Şehir İzmir

Rüstem BUDAK

İzmir denilince artık ilk akla gelen “Gavur İzmir” ifadesidir. Tarihsel kökeni olan kelime günümüze evrilerek ideolojik duruşun ifadesi olarak kullanılmaya başlandı. Umur Bey’in denizlerdeki başarısı Venedikliler ve Cenevizliler arasında panik doğurarak 1345 yılında Fransız Humbert komutasında bir Haçlı donanması oluşturulmuş ve bu donanma, İzmir’e baskın yaparak sahilde bulunan Liman Kale’yi zapt etmişti. Bundan sonra Kadifekale ve çevresi için “Müslüman İzmir”, Hisarönü Camii civarında bulunan Liman Kale’deki sahil kesim ise “Gavur İzmir” olarak anılmaya başlandı. “Bu, şehrin liman bölgesinin, tıpkı Enverî’nin şiirinde gördüğümüz gibi, Frenklerle dolmasına yol açacak ve 20. yüzyıl başlarında İzmir’in ‘‘Gâvur’’ imajını kavileştirecekti. 1900′lü yılların başındaki İzmir’i Çınar Atay şöyle anlatır: “Frenk mahalleleri sanki birçok devletin oluşturduğu federatif bir bütün gibiydi… İzmir’de sanki ikili bir yönetim vardı.”

 

Nurdoğan Taçalan ise Basmane Garı’ndan denize dik olarak çizilecek bir doğrunun kuzeyinde kalan bölümde Rumlar, Levantenler ve diğer azınlıkların, güneyinde Müslümanların, Yahudilerin ise ikisinin arasındaki Karataş semtinde oturduklarını söylüyor ve ekliyor: sönük, karanlık, bakımsız ve içine kapanıktı… Gâvur İzmir her yönüyle tam bir sömürge şehriydi. Türkçe ya da Osmanlıca geçerli değildi bu kesimde. Sokaklarda, eğlence yerlerinde, evlerde Rumca, İtalyanca ve Fransızca konuşulurdu.” (http://www.mustafaarmagan.com.tr/gavur-izmir-ne-demek.html). “Anadolu köylüsü İzmir'i gâvur diye aşağılıyordu, çünkü İzmir şehrinin içindeki Hıristiyan ve Yahudi nüfus, Müslüman nüfustan fazlaydı! Güney Ege bölgesinin bütününde (eski Aydın vilayetimiz) Müslüman ahali çoğunluktaydı ama merkezdeki, İzmir şehrinin içindeki durum bunun tam tersiydi.” (http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=77392,10,2).

 

Cumhuriyet döneminin ilk yıldöneminde yoğun bir şekilde gündeme gelen şehirlerin başında gelir. Cumhuriyet döneminde Kurtuluş Savaşı’nın cephe boyutunda kazanılan son şehir İzmir… Kurtarılırken tarihi bir kesim tarafından Yunanlıların, bir kesim tarafından ise yerleşik ve zengin gayr-i müslimlerin mallarının yağmalanması için çıkarıldığı iddia edilen ve tarihsel ve sosyal dokuyu değiştiren yangın… Mustafa Kemal’in İzmir’den evlenmesi… Kapitalist ekonomi anlayışının devlet felsefesi haline gelmesinin başlangıcı İzmir İktisat Kongresi… Ve yeni cumhuriyetin tahkimi için yapılmış gibi gösterilen İzmir Suikasti…

 

Anadolu’dan gelen iç göçlerin en çok olduğu illerden biri olarak İzmir’de ekonomik dinamizmin atfedildiği illerin başında gelir. Liman faktörü, kıyı şehri olması ve İzmir Fuar geleneği bu dinamizmi beslemektedir. Göçlerle gelen halk, banal batıcılık şehir geleneğine ayak uydurmuştur.

 

İzmir “şehir kibri” olan şehirlerin başında gelmektedir. Kendilerine yerlilik atfedenler hem göçlerle gelenlere hem de Anadolu taşrasına hep aydınlanmanın götürülmesi gereken “gerici topluluk” akış açısıyla yaklaşmaktadır.

 

Türkiye’de modernlik süreci konuşulduğunda ilk akla gelen şehirlerden biri de İzmir’dir. Bir taraf İzmir şehrinin örnek alınması gereken bir gelişmişlik, sosyal yapı ve modern değerleri içselleştiren bir şehir olduğu olgusuyla değerlendirmektedir. Bu modernlikte taklidi yön ön plan çıkmaktadır. Cumhuriyetin “rol model şehir” tasavvuruna en çok uyan şehirdir.

 

Kendini muhafazakâr olarak tanımlayan halk “Gâvur İzmir” terminolojisiyle şehre yaklaşmakta, bu şehrin Türk-İslâm kültür değerlerini taşımadığı inancını taşımaktadır. Şehrin ana merkezinin çevresinde klasik Türk şehirlerinin ana öznesi olan cami siluetinin olmamasından Anadolu’dan gelip çevre kesimlerine yerleşen halk tarafından bu tabir kullanılmaya devam edilmiştir. Şehrin kenarlarına yerleşen halk, merkez olarak tanımlanan Konak ve Karşıyaka merkezli mekânları içselleştirememiştir.

 

Günümüzde artık siyasal duruşun öğesi hâline gelen, bir kesim tarafından muhalif kimliği öğesi hâline getirilmiştir. Özellikle her seçim döneminde gündeme getirilen tartışma ile muhafazakâr kesim ele geçirilecek bir şehir, Batıcı-lâik olduğunu iddia eden kesim ise korunulması gereken “son kale” algısıyla şehri savunmaya çalışır duruma düşmektedirler. Bu tartışma konusu her iki kesim için malzemesi bol olan süreç olarak daha çok gündeme geleceğe benzemektedir. Bu kimlik üzerinden mücadele her iki kesim için kazanımdan çok kayıplar oluşturacaktır. Hâlihazırda Ak Parti ile CHP arasında sıkışmış bir halde değişememekte, giderek “yığınak şehir- köyleşme” yaşanmaktadır.

 

İzmir kendisine has ulusalcı- laik model içinden bir kültür üretememiştir. Birçok üniversitenin olduğu şehirde kültür- edebiyat ve düşünce damarı çok kısır kalmıştır. Kendi için çok özgürlükçü olmakla övünen, ama farklılıklara karşı ise tahammülü olmayan şehir hüviyetindedir. Özgürlük ve ötekileştirme sarmalında İzmir, çelişki içindedir. Yayınevleri, dergi ve kitap alanında Türkiye’ye zenginlik kattığı söylenemez.

İzmir, daralan ufku ve şehir potansiyelinin harekete geçmemesi sebebiyle şehir giderek alanını daraltmaktadır. Sloganlara sığdırılmış algı ile şehir algısı mahkûm edilmektedir. İzmir “uzak ve yalnız bir şehir” olmaya devam etmeye aday görünüyor.

12.02.2014

Bu yazı toplam 945 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim