• İstanbul 16 °C
  • Ankara 11 °C

Prof. Dr. Nazım Elmas: Berlin’de Bir Millî Şair: Mehmet Âkif Ersoy

Prof. Dr. Nazım Elmas: Berlin’de Bir Millî Şair: Mehmet Âkif Ersoy
Mehmet Âkif, Osmanlı devletinin en zor dönemlerinde bir sanatçı olarak üzerine düşen göreve yerine getirmiştir.

Yurt içinde ve yurt dışında ona ihtiyaç duyulan her yerde Mehmet Âkif’i görmek mümkündür. Yaşadığı dönemde yaptığı işler bakımından milletin değerleriyle tam bir uyum içinde olan Âkif bu özelliğini savaş yollarında bazı hizmetlerin ifası için kullanmıştır. Akif’in bu hizmetleri onun güvenilen bir yazar olarak İslam coğrafyasında tanınmasıyla alakalıdır. İkinci meşrutiyetten hemen sonra, adı önce Sırat-ı Müstakim[1] daha sonra Sebilürreşat olan önemli gazetesi, İslam coğrafyasında ilgiyle ve güvenle okunan bir gazete idi.

Millî Mücadele yıllarında Kastamonu’da yayınlanmaya başlayan, geniş bir coğrafyada okuyucu kitlesine sahip bu gazete bir Kastamonu gazetesi olan Açıksöz’de şöyle tanıtılır: “Sebilürreşad cerîde-i İslamiyesi Kastamonu’muzun şerefine ilk nüshasını şehrimizde neşredecektir. Bütün İslam âleminde pek büyük bir te’sîr-i dînîsi olan muhterem risale baş muhabirriri Mehmet Akif ve müdürü Eşref Edip Beylerin şehrimizde kaldıkları müddetçe mücahadelerini memnuniyetle haber aldık. Büyük ve her müslümanca muhterem olan risalenin temadî-i neşrini temenni ederiz.”

Âkif bu gazete vasıtasıyla İslam ülkelerinde tanınıyor, şiirleri ve makaleleri okunuyor, herhangi bir konuda söyleyecekleri kabul görüyordu. Âkif’in Birinci Dünya Savaşı yıllarında yurt içi ve yurt dışında görev alması heyetlerde bulunması bu özelliği sebebiyledir. Almanya’da da bu sebeple bulunmuş, hemen ardından Necid Çöllerine bu özelliği sebebiyle gitmiştir. Teşkilat-ı mahsusa yetkilileri bu görevlere Âkif kimliğinde ve kişiliğinde birini göndermenin faydalı olacağını düşünmüştür.

Berlin Hatıraları Safahat’ın Hatıralar bölümünün önemli bir şiiri olarak çok okundu. Yaklaşık dört aylık Berlin günlerinin onu nasıl etkilediği ve bu uzun şiirde Âkif’in ne anlatmak istediği dile getirildi. Mehmet Âkif’in görevli ve davetli olarak katıldığı bu seyahatte neler yaptığı nerelere gittiğine dair kısa bilgilerden başka bir malumat bulunmuyordu. Berlin’de görevli bulunduğum yıllarda bu hatıranın izini sürme imkânı doğdu. Kaynaklarda yer alan Adlon Otelini, Berlin yakınlarındaki Wünsdorf’u gezip görme fırsatı doğdu. Mehmet Âkif’in Berlin’de olmasının asıl sebebi olan Wünsdorf’taki Hilal esir kampını ve o döneme ait belgelerin yer aldığı müzeyi gezdikten o yıllara ait fotoğrafları gördükten sonra Berlin Hatıraları başka bir anlam kazandı. Şiirde geçen bazı kavramlar ve sahneler bu ziyaretlerden sonra yerine oturdu. Bu çalışma Âkif’in Berlin günlerini anlatmak ve Berlin Hatıralarına bu bağlamda yeni bir katkı yapmak amacıyla kaleme alındı.

Almanya’ya Davet

Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ve Avusturya - Macaristan imparatorluğundan oluşan ittifak güçleri yanında yer alan Osmanlı Devleti, itilaf devletleri denilen başta İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya ve Amerika Birleşik Devletleri ile savaşa girdi. Almanların İngiliz, Fransız ve Ruslardan aldıkları esirler arasında çok sayıda Müslüman esir bulunmaktaydı. Bu Müslüman esirlere iyi muamele yapıldığını görmenin Osmanlı devletini ve İslam dünyasını memnun edeceğini düşünen Almanlar, esirlerin durumunu yakından görüp tüm dünyaya anlatacak bir heyetin Berlin’e gelmesini istediler.

İslam dünyasında etkili olan, o günlerin kamuoyunda sevilen şahsiyetlerin tespit edilmesi işinde İstanbul’daki Alman Konsolosunun katkısı istenir. Konsolos içinde Mehmet Âkif’in de bulunduğu isimleri belirler ve bu isimler Alman imparatoru tarafından esir kampının durumunu incelemek üzere Almanya’ya davet edilir. Osmanlı coğrafyasında ve İslam dünyasında tanınan, eserleri ve icraatları ile haklı bir itibar sahibi olan şahıslar arasında Mehmet Âkif Ersoy, Abdülaziz Çaviş, Abdürreşit İbrahim, Şeyh Salih Et-Tunusi, Halim Sabit, Alimcan İdris gibi önemli şahsiyetler vardır. Bu şahıslar Almanya’nın şark siyaseti gereği Berlin’e davet edilirler. Bu kişilerden bir kısmı Teşkilat-ı Mahsusa tarafından görevlendirilirler. İlk görevliler Sebilürreşat gazetesi başmuharriri sevilen İslam şairi Mehmet Âkif Ersoy ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinin tanınmış şahsiyeti Şeyh Salih Et-Tunusi’dir.

Berlin Günleri

Müslüman ülkelerden Berlin’e davet edilen kişilerden önemli beklentiler vardı. Almanya müttefiki olan Osmanlı Devleti üzerinden tüm İslam dünyasının gönlünü almayı ve o taraflarda etkin olmayı amaçlıyordu. Sömürge durumundaki Müslümanların bulundukları yerlerde özgürlük mücadelesine girmesi her bakımdan Almanların işini kolaylaştıracaktı. Bu yerlerdeki isyanlar Fransızları, İngilizleri ve Rusları yeni bir alana yönlendirecek böylece düşmanın kuvveti bölünmüş olacaktı. Bu sebeple Müslümanların bilinçlendirilmesini amaçlayan propaganda çalışmalarına ağırlık verilmiş, İslam dünyasının sevilen simaları Berlin’e davet edilmiştir. Bu kişiler vasıtasıyla esir kampındaki Müslümanlara hitabeler veriliyor kendi dillerinde çıkartılan gazetelerle bilgilendiriliyorlardı.

Wünsdorf’ta bulunan HİLAL (Halbmondlager) esir kampındaki Müslüman savaş esirlerini bilgilendirmek için çıkartılan CİHAD isimli gazete. Gazete Arapça, Almanca, Türkçe (Tatarca) dillerinde yayınlanmaktadır. Başlığın sağında ve solunda “Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. (Bakara suresi,154) ayeti ve Hz. Muhammed’in “ Cennet, kılıçların gölgesi altındadır“ hadisi yer almaktadır.

İslam dünyasına yönelik olarak da Berlin’de dışişleri bakanlığı bünyesinde oluşturulan Şark İstihbarat Birimi (Nachrichtenstelle für den Orient/NfO) ağırlık sömürge ülkeleri olmak üzere dünya Müslümanlarını Alman-Osmanlı ittifakı lehine kazanmayı hedefliyordu. Bu birimde Almanların İslam dünyasını çok iyi tanıyan şarkiyatçıları yanında İslam dünyasının güvenilir şahsiyetleri de yazıları ve konuşmaları ile faaliyetlere katılıyorlardı.[2]

Alman belgelerinde oluşturulacak şark basın grubu içinde Âkif’in adı yer almaktadır. Ancak “Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir” diyen Âkif mizacı gereği önde olmayı ünlü olmayı, isminden söz edilmesini sevmemiştir. Berlin dönüşü arkadaşlarına anlattıklarından hareketle Berlin’deki faaliyetleri hakkında malumat sahibi olunmaktadır.

Berlin’de Alman şarkiyatçılarla görüşür. Propaganda işlerini organize eden yetkililerle tanışır. Onu asıl düşündüren Almanya’nın hayalleri değil, o sırada tüm şiddetiyle devam eden Çanakkale’deki muharebelerdir. Berlin hatıralarının son kısımları Çanakkale muharebelerinin endişesi sebebiyle kaleme alınmıştır.

Almanya’ya Alman Dışişleri Bakanlığı temsilcisinin delaletiyle giden Mehmet Âkif ve Şeyh Salih Et-Tunusi Berlin’de meşhur Brandenburg kapısının yanında tarihi bir otelde Almanya’nın şeref konuğu olarak misafir edilirler. Ortam çok değişiktir ve Âkif Almanya’yı ilk defa bu kadar yakından tanımaktadır. Kaldığı otel başta olmak üzere Berlin’in insanı hayran bırakan gelişmişliğini şiirine yansıtır.

Âkif’in Adlon Otel’le ilgili düşünceleri hayranlık derecesinde olumludur. Bu otelle bizdekileri karşılaştırırken Berlin’deki otelin özelliklerini de yakalarız. Mevsimlerden kıştır. Âkif, Kasım sonlarından Mart sonlarına kadar Berlin’dedir. Her şeyde olduğu gibi oteller de bir seviyenin işaretidir. Berlin Hatıraları’nda yer alan otelle ilgili şiir şöyle başlar:

Meğer oteller olurmuş saray kadar ma'mûr: Adam girer de yaşarmış içinde, mest-i huzûr: Beş altı yüz odanın her birinde pufla yatak... Nasîb olursa eğer, hiç düşünme yatmana bak! Sokakta kar yağa dursun, odanda fasl-ı bahâr, Dışarda leyle-i yeldâ, içerde nısf ı nehâr! Hayât-ı nûrunu temdîd edip her âvîze, Fezâda nescediyor bir sabâh-ı pâkîze, Havâyı kızdırarak hissolunmayan bir ocak; Ilık ılık geziyor, her tarafta aynı sıcak.

Gürül gürül akıyor çeşmeler, temiz mi temiz; Soğuk da isteseniz var, sıcak da isteseniz. Gıcır gıcır ötüyor ortalık titizlikten, Sanırsınız ki zemîninde olmamış gezinen. Ne kehle var o mübârek döşekte hiç, ne pire; Kaşınma hissi muattal bu i'tibâra göre!.. Unuttum ismini... Bir sırnaşık böcek vardı... Çıkar duvarlara, yastık budur, der atlardı. Ezince bir koku peydâ olurdu çokça, iti... Bilirsiniz a canım... Neydi? Neydi? Tahtabiti! O hemşerim, sanırım, çoktan inmemiş buraya, Bucak bucak aradım, olsa rast gelirdim ya! [3]

Wünsdorf Ziyaretleri

Safahat’ın Beşinci kitabındaki Berlin Hatıraları adlı şiirin yazılışına ilham kaynağı olan önemli yerlerden biri de Berlin yakınlarında bulunan Wünsdorf’taki esir kampıdır. Doğu ve batının gelişmişlik ve kalkınma ile ilgili durumu Berlin şehri gözlemlenerek verilmiştir. İslam dünyasından insan manzaraları ise esir kampı gözlemlerinden hareketle yazılmıştır. Tamamı Müslüman ülkelerden toplanıp Rus, İngiliz ve Fransız’ların Almanlara karşı savaşmak üzere cephenin önüne yerleştirdikleri bu insanlar, kendilerine yapılan bir propaganda ile büyük bir fedakarlık örneği göstererek hayatları ve özgürlükleri pahasına savaşıyorlardı.. Cahil ve yoksul bıraktıkları bu insanları “Almanlar İstanbul’u işgal etti. Halifenizi esir aldı. Biz halifenizi kurtarmak için savaşıyoruz. Bu Savaş halifenizi kurtarma savaşıdır” diye kandırmışlar ölüme göndermişlerdir. Osmanlı’nın gönderdiği heyet Wünsdorf’taki Müslüman esirlere, savaşın kim ile kimler arasında olduğunu anlatacak, gerçeğin bilinmesini sağlayacaktı.. Âkif bu görevle Zaman zaman Wünsdorf’a gidiyor, orada Alman-Osmanlı ittifakının dostluk nişanesi olarak yaptırılan camide[4] [5] Müslüman esirlere güvenilir bir ağızdan gerçeği anlatıyordu.

Esir kampı izlenimleri Âkif’i çok etkiler. Berlin’deki bir kahvede savaşta ölen çocuğuna ağlayan bir anneye hak verirken Âkif, esir kampında gördüğü manzaranın tesirindedir. Afrika’dan ve Asya’dan toplanıp efendileri tarafından cephenin önüne sürülen, sonra da esir düşüp Almanların Hilal 5* adını verdikleri kampta toplanan Müslümanlar için bakınız ne diyor:

Hesaba katmıyorum şimdilik bizim yakada

Sönen ocakları; lakin zavallı Afrika’da

Yüz elli bin kadının tütmüyor bugün bacası. Ne körpe oğlu denilmiş, ne ihtiyar kocası, Tutup tutup getirilmiş Fransız askerine.

Siperlik etmek için saff-ı harbin önlerine [6]

Berlin Hatıraları’nda cehaletin ve hürriyetsizliğin yol açtığı esaret anlatılır. Esir kampındaki bu Müslümanlar cahil bırakılmamış olsalardı bu kadar kolay kandırılıp cepheye sürülemezdi. Efendileri önce bu insanların özgürlüklerini almışlar, sonra cahil bırakıp kendi emellerine uygun hale getirmişler, zamanı gelince de cephenin önüne sürmüşlerdir. Âkif Safahat’ta “cehalet denilen yüz karasından” kurtulmayı bu sebeple sık sık dile getirir.

Âkif Berlin’de bulunduğu zaman içinde bu esirlerin bilgilendirilmesi için çalıştı. Esirleri bilgilendirmek için çıkartılan Cihad adlı gazetenin yayınlarına katkı yapmaya çalıştı. Esirlerden her biri aldatılmış olmanın acısını yaşadı. Savaşın mahiyetini öğrenenler saf değiştirdi. Onlardan oluşturulan Asya Taburu bu sefer kendi davası adına Suriye cephesine gönderildi. Sunulan her türlü imkâna rağmen savaş şartlarında esir kampında hayat zordur. Birçok esir hastalıktan ölür. Kamp yakınında arazinin biraz yüksek sayılan bir yeri esirlerin mezarlık sahası olur. Bu gün hala mevcut olan mezarlığın bir kısmı düzenlenerek ülkelerinden uzaklarda ölmek zorunda kalan bu mazlumların hatıraları yaşatılmıştır.

Berlin’e 45 km mesafedeki Wünsdorf’ta Hilal adlı esir kampında Müslüman esirler için 1915 yılında yaptırılan ve 1933 yılında yıktırılan Cami ve önünde Müslüman esirler

Wünsdorf’ta Hilal adlı esir kampında Müslüman esirler için 1915 yılında yaptırılan camiin, ziyaretçilerin yoğun isteği üzerine 2012 yılında yaptırılan ve aynı yerdeki müzede (Garnizon müseum) sergilenen maketi.

Sömürge yarışları sebebiyle işgaller ve insana zulüm 19. asrın en acı olayıdır. Asya bu paylaşımda İngiliz’e ve Rus’a düşmüştür. Orta Asya’da Ruslar, güneyde İngilizler bir başkasının kanını emmektedirler. Akif’in deyimiyle ‘bizim yaka’ o sıralar böylesine hazin bir paylaşımı yaşamaktadır. Âkif’i üzen her tarafta Müslümanların ezilmesidir. Fransız eline düşmüş Afrikalı Müslümanlardan başka, Koca Asya kıtasının güneyinden İngiliz esaretindeki genel adıyla Hindistan Müslümanları, Orta Asya ve kuzeyinden Rus esaretindeki Müslümanları efendisinin düşmanı ile çarpışmak için ölüme gönderilmişlerdir. Berlin Hatıraları’nda bu acı şöyle anlatılır:

Biraz da geçmeyi ister misin bizim yakaya?

Al işte bir günü mâtemsiz olmayan Asya!

Zamân-ı rüşdünü andıkça ağlasın dursun, İkiz vesâyeti altında İngiliz'le Rus'un. Sülük benizli vasîler ne emdiler kanını, Mecâli kalmadı artık çıkardılar canını!

Zavallı yerliyi kıtlık zaman zaman kemirir

Bu, kan tükürmeye baksın... O, muttasıl semirir!

Damarlarındaki son damlanın gelir sırası... Ki saklı durmayacak, ister istemez akacak Gidip efendisinin düşmanıyla çarpışarak. [7]

Berlin’den Ayrılış

Mehmet Âkif Berlin’de kaldığı günlerde, Çanakkale Savaşları bütün dehşetiyle devam ediyordu. Savaşın durumu her an merakını çekiyor sık sık son durumu öğrenmeye çalışıyordu. Çanakkale’nin kaybedilmesi Osmanlının bitmesi demekti.Bunu bildiği için savaşın seyrini Berlin’deki Askeri Ataşemiz Ömer Lütfi Bey’e soruyor,, “Çanakkale ne olacak? diyordu..Uzakta olmasına rağmen aklı Çanakkale’deydi.Her türlü teknik imkanla Çanakkale’ye saldıran güçler, galip gelerek hilâlin hakimiyetine son vermişler miydi? Berlin Hatıralarında endişesini şöyle belirtir:

Silindi gitti Hilâl'in şu anda belki izi, Zavallı Marmara’nın şerha şerha bağrından Bir İngiliz bezidir, belki, şimdi dalgalanan Bizim Çanakkale âfâk-ı târumârında, O dâr-ı Saltanat'ın bâb-ı şerm-sârında! ..

Uzakta olmama rağmen civâr-ı zârından, Civârım inliyor âvaz-ı intizârından! [8]

Tarih yaşanmış zamanların hikâyesidir. Tarih yazmak büyük insanların ve milletlerin işidir. Geçmişte yaşananlar gelecek için bir rehberdir. Geçmişini bilemeyen, insanını ve insanının hasletlerini tanımayan, geleceğe emin adımlarla gidemez. Gelecek nesillere atalarını tanıtmak şimdikilerin görevidir. Bu görevin yapılmaması ağaçların köklerinin kurutulması demektir. Köksüz ağaç nedir ki? Kökü olmayan nesiller... Millet için en büyük öksüzlük köksüzlüktür. Kendini tanımadan var olmak mümkün değildir. Bizlere bir vatan bırakan aziz şehitlerimizin manevi hatırasına saygı, onlara layık nesiller yetiştirmekle mümkün olacaktır. Milletin değerlerini bilmeden onun adına söz söylemek zordur. Tanımadığın bir nesneyi nasıl anlatacaksın? Milletini tanıyan değerlerini bilen sanatçılar ve nesiller gelecek günlerin teminatıdır.

Birçok Müslüman vatanları için şehit oldu, bir kısmı da kara talihinin sonucu düştüğü sömürgeciler elinde memleketinden çok uzaklarda efendilerinin aldatmasıyla sürüldükleri cephelerde vatanlarını göremeden göçüp gittiler.

Berlin’de tarihe yolculuk yapmak için önemli bir yer var: Wünsdorf. .Bu yerden Çanakkale savaşlarını ve Birinci dünya savaşının hatıralarını yâd etmek mümkün. Çanakkale Muharebeleri olurken Berlin’de görevli olarak bulunan Mehmet Akif, Berlin’e yaklaşık elli kilometre uzaklıktaki Wünsdorf’ta Müslüman esirlerin toplandığı “Hilal” kampında konuşmalar yapıyor, Berlin Askeri ataşesi Ömer Lütfi Bey’den her gün Çanakkale savaşlarının son durumunu öğrenmeye çalışıyordu. Berlin’de bulunan ecdat torunlarının bir Çanakkale’si de Wünsdorf’tur.

Atalarımız görevlerini yapıp gittiler. Onların fedakarlıklarını anmak, yapılanlar ile öğünmek, yeni nesiller olarak elbette hakkımız.. Ancak bir de sorumluluğumuz var: Geçmişi hatırlayıp milli ruhu diri tutarak bulunduğumuz yerde ve yaptığımız işte en iyi olmaya çalışmak atalara layık olmanın gereğidir.

Bu sebeple;

  1. Yeni nesillerin tarih bilinci kazanmaları için Mehmet Âkif ve Wünsdorf üzerinden bir çalışma yapılması gerekmektedir. Bugün dünyada etkin olamaya çalışan devletlerin sömürgeci geçmişlerinin bilinmesi, dünya Müslümanlarından binlerce mazlum insanın onlar elinden çektiklerinin hatırlanması bu çalışma ile olacaktır.
  2. Osmanlı-Alman ittifakı ile başlayan Türkiye- Almanya ilişkilerinin tarihi temellerini anarak ve yaşatarak, Almanya’daki Türklerin ve diğer dünya Müslümanlarının bu tarihi mirastan yararlanmaları mümkündür.
  3. Bu çalışmalarla Wünsdorf’ta yetkililerle görüşerek vaktiyle esir Müslümanlar için yapılan camiin yerine o günlerin hatırası adına aynı yerde veya orada yaşayan Müslümanların isteğine göre yeniden aynı özellikte bir camiin yapılması sağlanabilir. Halen orada yaşayan ve ibadet edecek bir yerleri olmayan Müslümanlar da bu vesile ile bir camie kavuşurlar.
Mehmet Âkif 100 Yıl Sonra Berlin'de / 2015
TYB'nin 62., Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 10. kitabı...

[1] Din, felsefe, edebiyat, hukuk, ilim, siyaset, içtimaiyat ve Müslümanların ahvalinden bahseden ve haftalık yayımlanan Sebilürreşad dergisinin ilk yedi cildi (182 sayı) Sırat-ı Müstakim adıyla çıkmıştır. Bundan sonra derginin, Sırat-ı Müstakim olan adı, 24 Şubat 1912’de 183. sayıdan itibaren Sebilürreşad olarak değiştirilmiş ve başlangıçtan beri derginin sorumlu müdürlük görevini yürüten Eşref Edib derginin sahipliğini de üstlenmiştir. Dergi, İslam dünyası ile haberleşmeyi sağla­mada da başarılı olmuş, Mısır, Hindistan, Balkanlar, Kuzey Afrika ve Müslüman Rusya’da çıkan yayın organlarını çok iyi takip etmiştir. Derginin buralara ulaştığı, gelen mektuplardan anlaşılmaktadır. Ayrıca İslam dünyasının çeşitli bölgelerine geçici ve daimi muhabir gönderme/bulundurma derginin başarılı olduğu yeniliklerden biridir.15.“Sırat-ı Müstakim” mad­desi, Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi, VIII. s.8.

[2] Alman tarihçi Gerhard Höpp. I.Dünya Savaşı’nda Almanya’daki Müslüman esirler üzerine yazdığı kitapta Âkif’e ilişkin olarak yalnızca“Şark İstihbarat Birimi” tarafından Müslüman esirlere yönelik propaganda için çıkartılan farklı dillerdeki El Cihad adlı gazetenin Türkçe redaksiyonundan sorumlu olmak üzere Âkif’in Berlin’e geldiği bilgisine yer vermiştir. Kadir Kon, Birinci Dünya Savasında Mehmet Akif’in Almanya Seyahati,.s.5 www.academia.edu/.../

[3]      Safahat, Mehmet Akif Ersoy, Berlin Hatıraları, Akçağ yayınları Ankara 1997 s.304 -305

[4] Wünsdorf’da Müslüman esirler için yaptırılan bu cami, , 68 m.genişliğinde ve 12 m yüksekliğinde kırmızı beyaz renkli ah­şaptan inşa edilmiştir. 23 m yüksekliğinde bir minaresi vardır. Cami, Berlin’de bütün ileri gelenlerin katıldığı bir törenle, 1915 de zamanın Berlin Büyükelçisi İbrahim Hakkı Paşa tarafından açılmıştır.

[5]      * Kaynaklarda bu kampın adı Almanca “Halbmondlager”(Hilal) olarak geçmektedir.

[6] Safahat, Mehmet Akif Ersoy, Berlin Hatıraları, Akçağ yayınları Ankara 1997, s.311

[7]      A.g.e. s.312

[8]      A.g.e. s.323

Bu haber toplam 168 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim