Başörtüsü konusunda muhalefete attığı doksanlık golden sonra bu toprakların 5 asırlık problemine de el atarak bir devrimi daha hayata geçirdi.
Sünni-Şii meselesi İslam dünyasının en eski meselesidir o ayrı bir bahis.
Bu topraklardaki Alevi-Sünni meselesi ise 5 asırlık meseledir.
İtikâdi boyutunun ötesinde siyasi boyutu olan bir konudur.
Şah İsmail'e kadar Sünni olan İran toplumu Şah İsmail ile Şiilik rengine boyanmıştır. Kendisi de bir Türk olan Şah İsmail, Osmanlı'ya karşı yürüttüğü siyasi rekabetini Şiilik inancı üzerine bina etmiştir.
O tarihten beri Osmanlı yönetimi Şiiliğe karşı sadece itikâdi açıdan muhalefet etmemiş daha ziyade siyasi boyutunu öne çıkarmıştır.
Osmanlı-İran rekabeti sebebiyle Alevi/Şii vatandaşa mesafe konmuştur. Cumhuriyet döneminde de bu mesafe muhafaza edilmiştir.
Bu mesafenin temelinde söylediğim gibi itikâdi farklılık değil siyasi rekabet yatmaktadır.
Siyasi rekabet zamanla itikâdi boyuta taşınmış, Alevilerle Sünniler arasına kalın ve yüksek duvarlar örülmüştür. Birbirlerinin yemeğini yememe ya da kız alıp vermeme gibi keskin ayrılıklar zuhur etmiştir.
Bu ayrışmada hem Sünni hem de Alevi kanaat önderlerinin payı da az değildir.
Bu ihtilafı kötü niyetli çevreler zaman zaman istismar ederek Kahraman Maraş, Çorum ve Sivas olaylarında olduğu gibi sabote etmiştir.
Ancak memnuniyetle ifade etmek gerekir ki toplum bu tahriklere karşı duyarlı davranmış ve muharrik çevreleri hayal kırıklığına uğratmıştır.
Bununla birlikte Alevi Sünni meselesi ülkenin en hassas alanlarından biri olmayı sürdürmektedir.
Devamı: https://www.star.com.tr/yazar/alevi-bektasi-kultur-ve-cemevi-baskanligi-yazi-1742104/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.