• İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C

Sefer Usta

Mahmut BIYIKLI

Yaşadığı mahalleyi, iş yaptığı çarşıyı, doğup büyüdüğü şehri güzelleştiren insanlar vardır. Onlar güler yüzleriyle herkese güven verirler. Yanlarında bulunduğunuzda zihniniz durulur, içiniz aydınlanır. Hasbi yanlarıyla size yardımcı olmak için adeta çırpınırlar. Gıybet bilmez, kıymet bilirler. Sahip oldukları bütün değerleri insanlarla paylaşmak için gayret gösterirler. Sanki dünyaya güzellik yapmak üzere gelmişlerdir. Bu gönlü yüce adamlar, iyilik okulunun yorulmaz öğretmenidirler. İyilik için yaşar, iyilik için ölürler.

İyilik, Allah'ın kullarına verdiği bir büyük nimet. İyilik nedir diye sorulsa, kim bilir ne çok tarif çıkar ortaya. Hem çok kolay hem de zorun zoru bir soru... “İyilik” diyor âlimler, “İyilik, bir varlığa ihtiyaç duyduğu şeyi en ihtiyaç duyduğu anda, en güzel şekilde ulaştırmaktır...” Öyleyse iyilik önce feraset, sonra cesaret, sonra dirayet istiyor demektir.

Bir de iyiliği iyilik yapan öyle mühim bir hassa var ki o olmazsa iyiliğin de tadı tuzu olmuyor. “Velâ temnün testeksirû” buyuruluyor Yüce Kitabımızda. Âlemlere rahmet için gönderilen iyilikler sultanına, Zül Celal-i vel İkram olan Rabbi tarafından şöyle hitap ediliyor: “Ey benim iyilikte, güzellikte, hasılı kullukta benzersiz Habibim! Ne olursun yaptığın iyiliği başa kakma! Yaptığın hiçbir iş için karşılık bekleme. Senin ücretin benim yüce zatıma aittir. Bundan aşağısına sakın talip olma!” Bu emr-i celil; iyilikler şahı, azim ahlak sahibi, kalplerin tabibi Efendimiz tarafından öyle güzel bir kabulle hayata geçiriliyor ki onun mübarek ayağının değdiği yerden som iyilik fışkırıyor. Onun mübarek ellerinin değdiği yerden iyilik fidanları filizleniyor.

İyilik denince benim gönlümde hep güzel yüzlü insanlar canlanıyor nedense. Belki âlemlerin fahr-ı ebedisi, “İsteklerinizi güzel yüzlülerden isteyin” buyurduğu için gerçek iyilik sahiplerinin, yüzlerindeki nur ile ayrışacağına inanmışım hep. 

Yakından tanıdığım iyi adamlardan birini edebi âleme uğurladık bu hafta. Sultanahmet’teki Kenger Lokantası’nın ahi ahlakını kuşanmış sahibi Sefer Usta’yı sırladık. Sefer Usta Sultanahmet’te merhamet ve şefkatin temsilcisi gibiydi adeta. Dükkanında sadece mideler doymaz, gönüller de doyardı. Tarih profesörü bir akademisyenle tarihî meseleleri, usta bir edebiyatçıyla Türk şiirini konuşacak kadar engin bir kültüre sahipti. Çalışanlarına müşfik bir patron, müşterilerine mütebessim bir esnaftı. Derdi olan derdini anlatır, muhabbete susayan muhabbete doyardı o küçük dükkanda. 

Müşterisinin çok olduğunu, dükkanın küçük kaldığını söyleyenlere “Kanaat edene küçük büyüktür efendim” der, dünyayı fazla önemsemeyen tavrıyla bir bakış fırlatırdı. Parası olmayan Suriyeliler, bursu yatmayan öğrenciler onun sofrasından maddi bir şey ödemeden doyasıya nasiplenirdi. Sultanahmet’te turistlere farklı tarife uygulayan hak gaspçılarının inadına, turistlere de Osmanlı esnafının ahlakıyla muamele ederdi. Yetmiş iki milleti bir bilip, birleştiren bir adamdı. Yanına gelen Türk’e de Kürt’e de Alevi’ye de gayrimüslime de aynı noktadan yaklaşır; ülkemizi sevmemiz gerektiğini, memleketimizin güzelliklerini anlatırdı. Bölüşürsek tok oluruz, bölünürsek yok oluruz düsturuyla hareket eder, “Ekmeğimizi böler paylaşırız, derdimizi böler kaynaşırız, sevgimizi böler kucaklaşırız ama vatanımızı bölersek kurda kuşa yem oluruz” derdi. Çevresindeki esnaf arasında uyuşmazlık olduğunda tatlı diliyle müdahalede bulunur, insanları orta yolda buluşturup uzlaştırırdı. 

Bazen de içimizde yaşadığımız, dilimize yansıtmadığımız bir meseleye gönül gözüyle vakıf olur; irfan dünyamızdan derlediği hikmetli bir anekdot anlatarak “Derdi veren devasını da verir” derdi. 

Kültürel faaliyetler yürüttüğümüz Kızlarağası Medresesi vesilesiyle yıllarca komşuluk yaptık Sefer Usta’yla. Elektrik faturalarını dahi ödeyemeyecek kadar darlığa düştüğümüz zor bir anımızda, yüklü miktarda parayla gelip “Hizmetlerinizi aksatmayın, borçlarınızı ödeyin. Elinize geçtiği vakit ödersiniz, acelesi yok” demişti. 

Sivil Toplum birikimi de olduğu için çözüm bulmaya çalıştığımız sorunlarda tecrübesine başvurur, verdiği tavsiyelerle zorluklardan kolayca sıyrılırdık. 

İyi bir komşunun ne demek olduğunu bize hakkıyla gösterdi. Mutlu günümüzde elinde bir tatlıyla, çetin günlerimizde tatlı diliyle hep yanımızda oldu. Bu dünyada olduğu gibi ahirette de sizinle komşu olmak isteriz Usta’m derdik her Sefer’inde. 

Hayatla olduğu kadar, ölümle de barışıktı. Vefatından iki gün önce bir arkadaşımıza ölümü hatırdan çıkarmamak gerektiğini hatırlatarak, “An gelir şu sandalyede kalbim durabilir” demiş. İki gün sonra gerçekten de o sandalyede kalbine giren krizle bu dünyadaki vazifesini bitirdi. 

Yine vefatından bir gün önce evlatlarıyla Eyüp Sultan’dan Mehmet Akif’e, Turgut Özal’dan Erbakan’a, Fatih Sultan Mehmet’ten Adnan Menderes’e kadar İstanbul’daki din ve devlet büyüklerini ziyaret ederek vefasını gösterip vedasını gerçekleştirmiş. Vefatıyla birlikte onlarca insandan kendisiyle ilgili çok naif iyilik hikâyeleri dinledik. Şahitlik edenlerin hepsi de gözyaşları içinde,  “İyi bilirdik, iyi adamdı” diyerek duygularını paylaştılar.

Güneşli bir İstanbul gününde her görüşten, her meşrepten hatırı sayılır bir kalabalıkla Fatih Camii’nden son seferine yolcu ettik Sefer Usta’yı. İyilere komşu olsun. Mekânı cennet olsun.

Bu yazı toplam 952 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim