Türk siyasetinin unutulmaz isimlerinden Süleyman Arif Emre'yi mezarı başında dualarla andık. Anma programına farklı görüşlerden çok sayıda insan katıldı. Katılan herkes hakkında güzel cümleler kurdu.
Erbakan'ı davet
Türk siyasetinin dönüm noktalarında Süleyman Arif Emre'nin ince dokunuşları vardır. Yakın tarihin en büyük hareketlerinden birisi olarak sayılan Milli Görüş'ün kuruluşunda büyük emeği vardır.
Necmettin Erbakan Odalar Birliği’ndeyken “Davamızın bir karargâhı ve lideri yok, sizi mevcut liderlerden daha liyakatli görüyorum.” diyerek siyasete davet eder.
Erbakan’a teklif götürme fikrini ilk açtığı kişi, yakın dostu olan Osman Yüksel Serdengeçti’dir. Serdengeçti hem ilim hem aksiyon adamı bir isim bulmasından dolayı Arif Emre’yi tebrik eder. Erbakan’ın teklifi kabul etmesiyle ümmeti gözeten yerli bir hareket yürüyüşe başlar. Böylelikle Millî Görüş’ün temeli bir şair tarafından atılmış olur.
“Üzülme sen bakan olacaksın!”
Milletimizin fıtratında bulunan yüksek ahlâk ve faziletin kuvveden fiile çıkarılması, inkişafı ve cemiyetimize nizam, huzur, içtimaî adalet ve vatandaşlarımıza saadet ve selâmet getirme gayesiyle Millî Nizam Partisi kurulur. Süleyman Arif Emre’nin telkinleriyle Erbakan partinin başına geçer. Bu kuruluştan sonra sistemle büyük savaş başlar. Yıldırma operasyonları, yıpratma kampanyaları, yok saymalar, görmezden gelmeler ve bunun gibi türlü türlü zorlukla mücadele etmek durumunda kalırlar. Millî Görüş partilerinin kaderi hâline gelecek olan “kapatma”yla yok etme operasyonunun ilk kurbanı Millî Nizam Partisi olur.
Abdurrahim Karakoç’un meşhur şiirinden uyarlanan parti marşındaki “Koç burcuna, yay burcuna, bebeklerin avcuna, minarelerin ucuna Millî Nizam mührünü kazıma” ideali hukuksuz kapatmayla yarım kalır. Hoca, üzüntüsünden kalp krizi geçirir ve bir süre İsviçre’de tedavi görür. Üzülen sadece Erbakan değildir. Süleyman Arif Emre başta olmak üzere partinin bütün kurmayları, bu kapatma kararı ile adeta yıkılırlar. Emre’nin derin üzüntüsüne şahit olan ağzı dualı mübarek bir zât, “Üzülme, bu dava yürüyecek sen de bakan olacaksın!” der.
Milli Nizam’ın kapısına kilit vurulmasından dolayı morali bozulan teşkilat mensuplarını toparlamak, saygın kişiliğinden dolayı herkes tarafından çok sevilen ve sayılan Süleyman Arif Emre’ye düşer. İnançlı Anadolu insanının değerlerini siyaset sahnesine taşıma azmiyle çalışırken yollarının kesilmesinden dolayı mahzun olan partililere çıkar ve şu açıklamayı yapar:
“Bir kimsenin abdesti bozulursa gider yeni abdest alır. Biz de gerekirse yeni parti kurarız!”
İşte bu konuşma Millî Nizamcıları yeniden ayağa kaldırır ve Millî Selamet Partisi’nin temellerinin atılmasının fitilini ateşler. Kaderin cilvesi… Ağzı dualı o dervişin söylediği gibi dava yoluna devam eder ve Süleyman Arif Emre üç yıl sonra bakan olur
Necip Fazıl’ın övgüsü!
Gençlik yıllarında Büyükdoğu’da yazıları yayınlanan Süleyman Arif Emre, siyasetçi ve hukukçu kimliğinin yanında müthiş şiirlere imza atan iyi bir şairdir.
Klasik eserleri yutarcasına okumuştur. Kendisi, “Şairliğim diğer yönlerimden öndedir.” dese de toplumda daha çok siyasetçi kimliğiyle tanınmıştır. Edebiyat zevki yüksek kültürel birikimi zengin olan Emre hakkında Mehmet Doğan’ın şu tespiti gayet manidardır.
“Süleyman Arif Emre nesli siyasetçiler edebiyatla, fikirle, sanatla iç içe idi. Kültür hamuleleri zengindi. Bu konularda konuşmaktan imtina etmez, vücut bulduğu zemini başarıya ulaştıktan sonra önemsiz görmezdi.”
Şiirlerini aruzla yazan Emre şiir yazmakla kalmayıp, Farsçadan şiir tercümeleri de yapar. Bazı edebiyat otoriteleri onunla alâkalı olarak, “Siyasete ayıracağı vakti edebî çalışmalara ayırmış olsaydı, daha büyük eserlere imza atardı.” diye görüş beyan ederler.
Recai Kutan bir röportajında, “Şunu ifade edeyim ki mevcut siyasî partiler içerisinde edebiyat seviyesi bakımından bizim Millî Görüş’ten daha iyisi yoktu.” demiş ve “Türkiye’de aruzla yazabilecek derinlikte arkadaşlarımız vardı.” ifadesini ekleyerek Süleyman Arif Emre’ye atıfta bulunur.
Zor beğenen ve her şiir yazana kolay iltifat etmeyen Üstad Necip Fazıl, Emre’nin şiirlerini sever ve onun derin bir şair olduğunu söyler. Komünizmle Mücadele Derneği’nin misafiri olarak Adıyaman’a geldiğinde o güne kadar ailesi dahil olmak üzere yazdıklarını hiç kimseye göstermeyen Arif Emre bütün cesaretini toplayarak Üstada şiirlerini takdim eder ve size bir şiirimi okuyabilir miyim?” der.
Üstadın eşref saatine denk gelir teklif. Büyük şair hem dinler hem de “Yahu Süleyman Arif sen çok güzel şiirler yazmışsın bunları Büyük Doğu’da yayınlayacağım” der. Böylelikle 7-8 şiiri Büyük Doğu’da yayınlanır.
Mavera Dergisi’nin, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’le ilgili hazırladığı özel sayıda rahmetli Mehmet Akif İnan şu hatırayı paylaşmıştır:
‘Şiirden anlayan ve güzel şiir okuyan Oktay Önen isimli bir orman mühendisi ile Mehmet Kaplan, Üstad’ı Büyük Doğu’da ziyarete gitmişler. Masanın üstünde yayınlanacak yazılar arasında bana ait bir şiiri gören Mehmet Kaplan onu almış ve “Üstad bu ne güzel şiir. Sen mi yazdın?” diye sormuş. Üstad da “Evet, ben yazdım.” demiş. Oktay Önen gülerek,“Üstad, bu şiirin şairini ben tanıyorum.” deyince Üstad,“Ben de tanıyorum. Mahsus benim olduğunu söyledim ki bakalım ‘Bu şiir senin klasına uygun düşmez.’ diyor musun, demiyor musun? diye. Seni denemek istedim; ama sen de ‘Senin klasına uygun.’ cevabını verdin. Evet, bu şiir Süleyman Arif Emre’ye ait.”
Devamı: https://www.haber7.com/yazarlar/mahmut-biyikli/3645873-siyasete-deger-katan-adam

























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.