• İstanbul 32 °C
  • Ankara 35 °C

Vefatının 35. Yılında Süheyl Ünver

Mustafa KARA

17 Şubat 1898’de İstanbul Haseki’de doğan ,  14 Şubat 1986 tarihinde aynı şehirde vefat edip Edirnekapı/ Sakızağacı mezarlığına defnedilen Ahmet Süheyl  Ünver,  geçen asrın en mühim şahsiyetlerinden biridir.

Süheyl Ünver denince aklınıza ne geliyor diye bir soru sorarsanız, sorunuza cevap vermeden önce size bir açıklama yapmak isterim. Dervişlerin, dünyada olup biten olaylara bakış tarzlarını ifade eden cümlelerinden biri de şudur: Celâl içre cemâl vardır. Bu şu demektir. Dünyada iki çeşit olay vardır. Biri üzen, ağlatan, öldüren olaylar, diğeri sevindiren,güldüren ve hayat veren hâdiseler . Birincisine celâlî tecelliler, ikincisine cemâlî  tecelliler denir.  Sûfilere  göre bütün celâlî tecellilerin, sıkıntıların, savaşların, afetlerin,salgın hastalıkların içinde cemâlî bir tecelli de vardır. Yani dikenin yanında gül, gülün yanında diken.. Sadece gülü görerek şımarma, sadece dikene odaklanarak ümitsizlik çukuruna düşme! Dervişler hayata bu açıdan baktıkları için onların defterlerinde ümitsizlik, bedbinlik, kötümserlik  sayfaları yoktur.

Niyâzî-i Mısrî hazretlerinin  meşhur beyti  bu söylenenleri özetliyor:

Cemâli zâhir olsa tiz celâli yakalar onu

Nerde bir gül açılsa yanında hâr olur peydâ

İşte Süheyl Ünver denince benim aklıma bu hikmetli bakış tarzı geliyor. Cumhuriyet ilan edildiğinde Tıp Fakültesini bitiren  Dr. Ünver şöyle diyor:  “Herkesin bir mesleği bir de meşgalesi olmalıdır. Bu bütün kültür dünyamızdır”  Onun bir asra yaklaşan ömrü, adeta bu cümlenin gerçekleşmiş halidir. Cumhuriyet döneminde yaşanan ve din, tarih ve kültür dünyamızı yakından ilgilendiren celâlî tecellilerin başında “eskiyi unut, yeni yolu tut” diye formülleştirilen anlayıştır. Osmanlı kültürünü küçümseyen zihniyet , Harf devrimiyle birlikte zirveye taşınmıştır.

İşte Süheyl Ünver denince benim  aklıma, kültür hayatımızla ilgili bu “kasırgalar” devam ederken hiçbir ümitsizliğe düşmeden , bağırıp çağırmadan, bir ipekböceğinin sabrıyla, türbünlere oynamadan, vitrinlerde görünme derdine düşmeden ,derin bir teslimiyet duygusuyla kendi kozasını ören ve elinde daima  gül olan, gülbün olan  mütevekkil,mütebessim bir derviş gelmektedir. Bugünden düne doğru bakınca  böyle sıkıntılı dönemlerde onun gibi dengeli , sabırlı ve uzağı gören tavırlar/eserler  ortaya koymanın ne kadar isabetli ve bereketli olduğu daha kolay anlaşılmaktadır.

Onun tıb alanında ordinaryüs profesör olduğunu, Tıb Tarihi Enstitüsü’nü kurduğunu, 2000 civarında (evet, ikibin) yayın yaptığını, sadece İstanbul ile ilgili yazılarının İstanbul Risaleleri adıyla beş cilt olarak basıldığını söyledikten sonra tıb ile ilgili ilk üç eserini  sıralayalım:

1. Uygurlarda Tabâbet  VIII-XIV. Asırlar,  İstanbul, 1936

2. Tıb Tarihi,Tarihten Evvelki Zamanlardan İslâm Tababetine Kadar, İstanbul ,1938

3. Selçuk  Tabâbeti XI-XIV. Asırlar, Ankara, 1943

Sonra sanatla ilgili üç eseri:

  1. İlim ve Sanat Bakımından Fatih Devri Albümü, İstanbul , 1945
  2. Türk Yazı Çeşitleri ve Fâideli Bazı Bilgiler, İstanbul, 1953
  3. Türk Oyma Sanatı Katı’, Ankara 1980

Sonra  üç kişi:

1.Türk Pozitif İlimler Tarihinden Bir Kesit Ali Kuşçî Hayatı ve Eserleri, İstanbul, 1948

2.Hattat Ali b. Hilâl Hayatı ve Yazıları, İstanbul, 1958

3.Yahya Kemal’in Dünyası, İstanbul ,1980

Sonra Defterler…Defterler…Defterler…

Türk  resim tarihinin renkli sayfalarından birini teşkil eden, İstanbul başta olmak üzere Konya, Bursa, Edirne, Ankara, Kayseri, Niğde, Nevşehir, Sivas, Divriği…gibi şehirlerle  ilgili yüzlerce sulu boya resmi, karakalem çizim ve fotoğrafı  ihtiva eden defterler.

Ona ait 1886  kitap, makale, bildiri ve yazıların tam künyelerini  ve yayınlandıkları yerleri merak edenler  Süheyl Ünver Bibliyoğrafyası’na bakmalıdırlar. (Hzn. Gülbün Mesara, Aykut Kazancıgil, Ahmet Güner Sayar, İstanbul ,1998.)

O hattattır, XIX. asrın en büyük hattatlarından biri  olan Şevkî Efendi, anne tarafından dedesidir. 1916-1923 tarihleri arasında aynı zamanda Medretü’l-Hattâtin’de talebedir.  Necmuddin Okyay Efendi’den Ebru icazeti vardır. Eniştesi Hattat Hasan Rıza Efendi’den hat meşk etmiştir. Bu mübarek medreseden Tezhib ve ebru icâzetnâmesi alan  Ahmet Süheyl Ünver, ömür boyu aldıklarını vermek için bütün fırsatları değerlendirmiştir.

O,Cumhuriyet döneminin en büyük ressamlarından biridir. Üstadı , Üsküdar’lı Hoca Ali Rıza Bey’dir. Kültür değişimlerinin getirdiği vurdumduymazlıklar sebebiyle ölüme terk edilen bir çok tarihî bina, onun fırçası sayesinde bugüne ulaşmıştır. İstanbul başta olmak üzere bir çok şehrimiz için  yazıp-çizdiği yüzlerce binlerce dosyanın büyük bir kısmı hâlâ kisve-i tab’a bürünmeyi ümitle ve sabırla  beklemektedir.

Kaleme aldığı şiirler –bizzat görmedim amma- Divançe-i Süheylî ‘yi oluşturacak  kadar bir yekuna ulaştığını görgü şahidi muhterem Ahmet Güner Sayar söylüyor.

Tezhip sanatının piri olan bu insanın, tehzib-i ahlâk yönüne de temas etmek gerekir: Tasavvufî  ahlak.. Osmanlı döneminde yetişen bir çok gönül adamından istifade eden Ahmet Süheyl’in mürşidi , 1942’de vefat eden Balıkesir’li  Abdülaziz Mecdi Efendi’dir. Mecdî’nin mürişidi  Fatih Türbedârı adıyla meşhur olan ve 1920’de vefat eden  Tırnova’lı Ahmet Amiş Efendi’dir. Ünver’in babası Mustafa Enver Efendi de Tırnova’lı olup onun da feyiz kaynağı aynı kişidir. Dervişlik yönünün daima ikinci planda kalması, bilinmemesi bu silsileden aldığı manevî terbiye ile ilgili bir konudur. Abdülaziz Mecdi Efendi’nin Süheyl Bey’e yazdığı mektuplar bakalım ne zaman  basılacak?

Çalışmalarını bir ibadet şuuruyla yapan, kimseden maddi bir şey beklemeyen, ürettiklerini  de bütünüyle  Devlet’in ilgili kurumlarına bağışlayan Ünver’in eserlerinin kamuoyuna sunulması aşamasında  gönüllü talebeleri de olmuştur. En büyük talebesi kızı Gülbün Mesara, gelini Dürdâne Ünver hanımefendiler  başta olmak üzere Osman Nuri Ergin, Gönül Özdemir, Aykut Kazancıgil, Cahide Keskiner, Vural Solok, Cevat Yalın, İsmail Kara, Ahmet Nezih Galitekin, Mine Esiner Özen, Güney Ongun,  Bahri Ata… hayatı,faaliyetleri  ve eserlerinin neşri nde katkıları olmuştur. Fakat âcizâne kanaatime göre  ona Allah’ın en büyük  lutuflarından biri de Ahmet Güner Sayar’dır. Çünkü onun kaleme aldığı ve 1994 yılında yayınlanan eseri:  Süheyl Ünver Hayatı Şahsiyeti ve Eserleri isimli kitap, biyografi alanında bir yıldız gibi parlamaktadır. İlave edelim. Sayar’ın dedesi de Ahmet Amiş Efendi pınarından âb-ı hayat içenlerdendir. (Sayar’ın eserine ulaşamayanlar hiç değilse onun DİA’daki maddesini okumalıdır. c.42)

Tenvimiyye

Süheyl -Müzehher çiftinin kızları Gülbün doğunca , Mecdi Efendi  hem adını koydu  hem de özel bir tenvimiyye=ninni şiiri  yazdı.

Okuyalım:

Uyu ey Gülbün ü gülgun u furûzânım uyu

Uyu ey şanlı kızım dilber-i handânım uyu

Can katar canına uyku senin ey canım uyu

Uyu ey nûr-i Müzehher uyu canânım uyu

 

Sen benim gülbün ü ömrümde gül-i rânâsın

Ömrümün hâsılısın nuru safâ pirâsın

Sen bana lutf-i Hudâ mevhibe-i Mevlâsın

Uyu ey nur-i Müzehher uyu canânım uyu

 

Yaşa binler yaşa ey nur u bedîu’l-leman

Senin emsâlin tezyid ede Rabb-i Mennân

Dâim ol şân u şereflerle celilu’l-unvan

Uyu ey nûr-i Müzehher uyu canânım uyu

Ev ödevi:

Süheyl Bey’in oğlu Ahmet Aydın 1937 yılında doğduğu zaman sekiz beyitlik şiiriyle bu mutlu olaya  tarih düşüren Şeyh Efendi kimdir?

Hatırat kısmına gelirsem onu ilk defa altmışlı yıllarda Kubbealtı’nda, daha çok hanımlardan oluşan talebelerine ders verirken uzaktan gördüm.  Yıllar sonra 1979 yılında Bursa İnebey  Yazma Eserler Kütüphanesinde çalışırken  gördüm. Selamlaştık,tanıştık.  Yanındaki hanımefendi’ye  önündeki kitaptan  bir şeyler anlatıyordu. Kulak misafiri oldum.  Konu Nar Turşusu idi. Önündeki  eser de, yıllar sonra  bir gurup arkadaşımla birlikte yeni harflere aktararak 2009’da yayınladığımız Kâmil  Kepecioğlu’nun Bursa Kütüğü isimli eseri idi.

Bir nevi Bursa kültürü ansiklopedisi olan ve büyük oranda Bursa Mahkeme Sicillerine/Kadı Sicillerine dayanan bu 4 ciltlik eserin Nane Turşusu  maddesi şöyle başlıyor: İstanbul saraylarının nane turşusu ihtiyacı Bursa’dan temin edilirdi.  1604,1659 tarihlerinde İstanbul’dan gelen konu ile ilgili emirler  aynen iktibas edilmişti. O metinleri büyük bir zevk ve alçak bir ses ile –muhtemelen  Osmanlıca bilmeyen o hanımefendiye- okuyordu.

Bursa’da 22-28 Haziran 1981 tarihinde yapılan I.Uluslararası Türk Folklor Kongresi’nde beraberdik. Tebliğinin başlığı uzun idi:

“Hemen Her Yerde Birbirlerinden Farklı Mistik Folklor İle İyi Telkin Tedavileri Esasları Ve Buna Bursa’nın Verdiği Tam Bir Örnek”.

Onunla son görüşmemiz vefatından kısa süre önce Mehmet Kaplan Hoca’nın Üniversite’den emekli olması sebebiyle İstanbul Maçka Otel’de Dergâh yayınları’nın tertiplediği  yemekli toplantıda oldu. Otelden ayrılırken resepsiyonda bulunan otelle ilgili dökümanlardan birer tane alıp özenle cebine koyduğunu ve tebessümle bize bakarak gözleriyle “siz de böyle yapın” dediğini  hiç unutamıyorum.

Dolaylı bir hatıram da şöyle: 1978-2008 tarihleri arasında otuz yıl içinde zaman zaman Bandırma’lı Ali Ağabey’i (Öztaylan)ziyaret ettim.  Süheyl Ünver’in ism-i cemilinin geçmediği hiç  bir sohbet hatırlamıyorum. Sohbetin başında, ortasında veya sonunda, Süheyl Bey bütün o nezâketiyle gelir aramıza katılırdı. Ali Ağabey’in ondan naklettiği cümlelerden hatırladıklarım: “Hasta muayenesinden aldığım parayı hiçbir zaman mutfak masraflarında kullanmadım”  “Bugünün insanlarının ayrıca çileye girmelerine gerek yoktur. Hayatın kendisi  ne yazık ki çilehaneye dönüştü”  “Biz büyük şahsiyetleri ziyaret etmeden önce boy abdesti alırız”.  “Ali’ciğim, bu dünyada üç tane dostum var, biri Feyhaman Duran biri de sizsiniz” Ali Ağabey üçüncüsünü söylemezdi, sohbete katılanlardan da hiç kimse “üçüncüsü kimdir efendim” diye sormadı.

Ufülüne Tarih

Nesli tükenenlerden ressâm bir âdemoğlu

Halûk,tabib-i hâzik,hayran bir Osmanoğlu

Çıktı üçler birlikte daveti fısıldadı:
Hû eyvellâh dervişler Hû “SÜHEYL ENVEROĞLU”     1406

Bu yazı toplam 143 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim