• İstanbul 30 °C
  • Ankara 28 °C

Dr. Mehmet Sılay: Yaygın Eğitimde Zirve TYB

Dr. Mehmet Sılay: Yaygın Eğitimde Zirve TYB
Kuruluşunun 45. Yılı dolayısıyla; ülkemizin önemli 45 edebiyatçısı Türkiye Yazarlar Birliği’ne dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Kitap olarak da yayımlanan metinleri sırasıyla yayınlıyoruz.

**********

Resmî ideolojinin şekillendirdiği Milli Eğitim Metodolojisinin iflas ettiği ülkemizde yaygın eğitime büyük sorumluluk düşmektedir. Yaygın eğitim, nesillerin istikbalinden sorumlu aydınların yüreğinde yeşerir. Resmî ideoloji topluma aynı tornadan çıkmış,   hepsi de birbirine benzeyen ” Diplomalı Cahil “ yetiştirir. Elbette istisnalar hariç. Bizim kuşak da bu klasik eğitimden geçmiştir. Yine tekrarlıyorum, istisnalar ve imalat hataları hariç. Üniversite yıllarında bir ilahi senaryo ile tevafuken tanıyıp kitaplarını okuyarak, konferanslarına katılarak veya sohbetlerinde bulunarak gerçeklerle tanışmak ve hür irademizle yol haritamızı çizmek nasip oldu.

 Ankaralı Mehmet Doğan                           

Elli yıl önce fikir dünyamızın yıldızlarından Nureddin Topçu’nun huzurunda tanıştığımız Mehmet Doğan bir gurup arkadaşıyla birlikte merkezi Ankara’da olan Türkiye Yazarlar Birliği’ni kurdu. Burası üretken bir kültür ocağı oldu. TYB çatısı altında temel eserler okunmaya başlandı. Temel kültürümüzün ilk emri “okumak” öncelikliydi. Kitap tanıtımları, Safahat ve Mesnevi Okumaları başlatıldı. Bülten, dergi, kitap ve Salname gibi yıllıklar yayımlanmaya başladı. Yazar okulu açıldı. Üniversiteli gençler rağbet ediyordu.

Şiir yazan gençler çoğalmaya başladı. Kitapları yayımlanmaya, yazılarımız ulusal basında çıkmaya başladı. Dizi yazılar, denemeler, köşe yazıları yayımlandı. Mehmet Doğan’ın dipnotlarıyla hazırladığı belgesel kitap “Batılılaşma İhaneti” TYB için bir milat oldu. Aydınların dili çözüldü. Erzurumlu Çetin Baydar, birer infaz mangası gibi can alan İstiklal Mahkemelerinin özellikle Erzurum’da işlediği cinayetleri “Şapka” kitabında deşifre ediyordu. Yakın tarih “ Gelenin keyfi için…” Allahtan korkmadan, milletten utanmadan yazılıyordu. Her devrim bir darbeydi. Yalnız Osmanlı’nın değil, Ümmeti Muhammed’in başkenti İstanbul’u beş yıl işgal eden İngiliz kolonyal entelijansının verdiği “ev ödevleriydi.” Hiyanet-i Vataniyye kararıyla idam edilen İlim adamlarına hakları iade ediliyordu. Harf inkılabının bir soykırım olduğunu öğreniyorduk. Büyük Türkçe Sözlük TYB’de hazırlanıyordu. Yurtiçi ve yurtdışı şiir şölenleri ve kültür gezileri programlanıyordu.

Bir seferinde TYB yöneticileri, şairler, yazarlar, yanımızda yayınlanmış kitaplarımızla birlikte bir otobüsle yola çıkmıştık. Bu dopdolu bir kültür gezisiydi. Ankara’dan Siirt’e ve Bitlis’e kadar gidecektik. Etkinlik alanlarımız özellikle öğrencilerin katılacağı şehir üniversiteleriydi. Şiir seansları, Hatay’da Cemil Meriç, Gaziantep’te ve Adıyaman’da Endülüs İslam Medeniyeti, Diyarbakır’da ittihadı islamın mimarı Selahaddin Eyyubi’yi, bir sonraki üniversite anfisinde Mehmet Doğan’la birlikte Kaşgar’ı ve Kaşgar İslam Devletini yani Doğu Türkistan’ın hüznünü anlatıyorduk. Dönüş yolunda son şehir üniversitemiz olan Maraş’ta Necip Fazıl ve Karakoçlar gündemin kahramanı oluyorlardı. Nureddin Topçu “İstiklal Mahkemelerinde “hâkim yoktur eşkıya vardır” der. Adaletin intiharı olan idam kararları ve infazları İstiklal Mahkemelerinin sabıkalarıdır. Fatih Müderrisleri İskilipli Muhammed Atıf Efendinin, Babaeski Müftüsü Ali Rıza, Urfa’da salben idam edilen yirmi iki yaşındaki Ankaralı İbrahim Ethem ve “Ankara’da Kur’an’ın ahkam ayetleri iptal edilmiştir. Kıyamımız bunadır!” diyen Şeyh Said Hazretleri ve yakınları Diyarbakır’da infaz edildiler.

Bu ilim adamlarını Çorum’da, Ulucanlar’da, Bolu Üniversitesinde, Çorlu’da ve İstanbul’da anıyorduk.

Meşhur darbı meseldir; “İnsan ölünce unutulmaz amma unutulunca ölür. “

Varlık sebebimiz ve bugün yaşadığımız, sahip olduğumuz özgürlüğün bedeli olan şehitlerimizi kıyamete kadar rahmetle anmaya devam edeceğiz. Değil mi ki; “alimin mürekkebi şehit kanından daha evladır!”  Onlar ise hem alim hem de şehittir.

TYB Türkistan’da

Önce biri kendi özel aracımla sonra da gönül adamı aziz kardeşimiz Faik Güngör’ün arabasıyla, iki yıl üst üste davet edildiğimiz, Bağdat Üniversitesinde “Mihrican el Merbid  Şiir Gecelerine” katılmak üzere Ankara’dan Irak’a doğru yola çıktık. Atilla Maraş ve Metin Önal Mengüşoğlu ile birlikte sıramız geldiğinde şiirlerimizi okuyup farklı ülkelerden gelen şairlerle de tanışarak bir hafta sonra yurda döndük.

Türkistan’a gelince ayrı bir başlıkla girmeliyiz diye düşünüyorum. Kırgızistan’ın başkenti Bişkek ziyaretindeydik.

Kalabalık bir şair-şuara gurubuyla gitmiştik. Biz Fatih Gökdağ ile birlikte yönetici kadrosundaydık. Her ülke şairi kendi lehçesiyle şiirlerini okudular. Üniversite öğretim üyeleri, rektör ve dekanlarla birlikte ikram edilen yemeklerimizi yedik. Müzik aletleriyle karşımızda sıralanan müzisyenler çalmaya başladılar. Müzikte ritim genellikle dörtnala koşan atların temposuydu. Solo ve vokalistleriyle yarım saat kadar çalıp söylediler. Hoşumuza gitmişti, mutlu olmuştuk. Gurubumuzdaki şairler arasında bir din görevlisi bir de başörtülü hanımefendi vardı. Issık Gölü’nün çevresinde, pazar yerinde, Balasagun Harabeleri’nde ve Cengiz Aytmatov’un babasının bulunduğu şehitlikte onları yanımızda göremezdik. Sigara onları birbirlerine yaklaştırıyordu. Aralarında Cengiz Aytmatov’un babasının şehit edildiği  araziye gelmiştik. Mehmet Doğan kardeşim ilahiyatçı şairimizi gözleriyle arayıp sorarak “arkadaşlar bir aşrı-şerif!”dedi. Baktık bizim şair imam bizden hayli uzakta tiryakiler gurubunun arasında idi.   Doğan “Mehmetçiğim sen oku kardeş!” dedi. Besmele çekip “Vadduha velleyli iza seca…”diye başladım. Ruhu şeriflerine fatihalar ikram ettik. Anıt mezarları ibretle inceledik.

Doğrusu her başörtülü kardeşim görüntüsüyle bile çevresine bir mesaj vermektedir. Parmakları arasında tutup ciğerlerine çektiği sigara dumanı onlara hiç yakışmamaktadır. Başörtüleri ve aldıkları eğitimle uyuşmamaktadır.

Bizim tiryakilere kırmadan hafif esprilerle yaklaşmak istedim. Necip Fazıl iflah olmaz bir tiryakiydi dedim. Fıkraları sıraladım. “Bu dünyada benim için yanan yalnız sigaramdır. … Getirin o kafiri yakayım. “…Doktorlar sigaradan uzak dur dediler de…” Çok mutlu oldular. Sigara içenlere acıyın, ömürleri kısa olur. “. Cevap geliyor. “Abi dedem kırk yıldır içer hala turp gibi maşallah “  diyor. Şakalaşıyoruz. Şeyhülislam Ebu Suud Efendiden size bir şiir! diyorum.  Hem de tütün-sigara üzerine. Tarih 1550.

Dikkatle dinliyorlar.“Bir acaib bid’at gelmiş cihana. Amman ha değmesin ehli imana. Duhan diye isim vermişler ona. Tütsü verir çıksın diye imana. Bazı imamlar nuş edip içerler, içip de ne diye mihraba geçerler?  Melekler istikrah edip kaçarlar. Şikayet ederler varıp Rahmana. Enbiyadan hiçbirisi içmedi. İçin diye dahi tembih etmedi. Seleften hiç kimse alıp satmadı. Ticareti haramdır bezirgana. Yani alıp satması bile haramsa kullanası da haram yani değil mi?  “ Yok abi dedi başörtülü şair, tahrimen mekruh. Biri çemkirdi. Konuşmayanlar sırtlarını döndüler.

Onlara sağlık ve hidayet diledim. Yönetici arkadaşlara “Beyler lütfen artık böyle toplantılara ve uluslar arası etkinliklere sigara içmeyen şair ve yazarları seçerek getirelim.

Çünkü bu gezilerde ,yol yormaz da yol arkadaşı yorar!

TYB’nin içerde veya dışardaki etkinliklerinde tekrar buluşmak üzere Allah’a Emanet olun!

Bu haber toplam 200 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim