Dilin yoksullaştığı yerde zihin körelir, zihnin köleleştirildiği yerde eylem meflûç olur; bunun sonucunda kültürel bir çoraklaşma, taklitçilik ve çaresizlik ortaya çıkar. Bu nedenle dilin, zihnin, eylemin ve kültürün sömürgeci kodlardan birlikte arındırılması, insan tabiatında ve toplum ekseninde açılan derin yaraların onarılması anlamına gelir.
Sömürge yönetimlerinin siyasî olarak sona erdiği iddia edilse de, “kolonyalite” günümüz dünyasında çok katmanlı bir tahakküm biçimi olarak varlığını sürdürmektedir. İstanbul’da Enstitü Sosyal’in ev sahipliğinde gerçekleştirilen World Decolonization Forum, modern bilgi sistemlerinin hegemonik yapısını ve tek merkezli anlatıları sorgulayan önemli bir entelektüel eşik olarak görülebilir. İlan edilen “İstanbul Perspektifi: Dekolonyal Konsensüse Çağrı” belgesi, sömürgeciliğin yalnızca coğrafî bir işgâl değil, felsefeden hukuka, eğitimden ekonomiye kadar uzanan kapsamlı bir tahakküm sistemi olarak düşünülmesini teklif eder.
Bugünün krizleri incelendiğinde, sömürgeci düzenin kültürel tek tipleşme; zihnî, ekonomik ve teknolojik bağımlılık üretme biçiminde yeniden örgütlendiği açıkça görülebilir. İnsanlığın ortak mirasını tek bir merkezin tekeline bırakan bu yapı karşısında sömürgesizleştirme yahut tahlîs, siyasî, varoluşsal ve epistemik bir arınma mücadelesi hâline gelir. İstanbul’dan yükselen çağrı, çok merkezli, adil ve çoğulcu bir bilgi nizamının inşasını, insanlığın ortak hikmetini yeniden ayağa kaldıracak tarihî ve felsefî bir vazife olarak önümüze koyar.
































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.