• İstanbul 16 °C
  • Ankara 11 °C

Evim Evim Güzel Evim!

Ahmet Tâlib ÇELEN

Evimizi neredeyse unutacakken hiç ummadığımız bir şok ile hepimiz evimize döndük. Korona, hepimize ev diye bir mânevî varlığımızın olduğunu bizi omuzlarımızdan tutup silkeleyerek hatırlattı.

Şimdi sevmediğimiz bir dostla bir arada yaşamak zorunda kalmış bir bedbaht gibiyiz. Aradaki fitnecilerin iğvâlarıyla nefret ettirildiğimiz ama aslında bizi gerçekten seven, her an sarıp sarmalamaya hazır bir dost…

Ev, milletimiz için madde ötesi bir değer taşır. Orası dünyâya gözümüzü açtığımız, anamızın-babamızın yüzünü ilk gördüğümüz, sesini ilk duyduğumuz, dedemizin-ninemizin kucaklarında sevgili torunları olarak oturduğumuz, ezan sesiyle ilk müşerref olduğumuz, Allah kelâmıyla ilk tanıştığımız, ilk namaz kılan mü’min gördüğümüz, anamızın sandığında birbirine sarılmış bayrak ve Kur’an’a bakarak millî ve dînî şuurumuzun temellerini attığımız mukaddes mekân…

Bacasından ince dumanların süzüldüğü, ocağında pişen aşa dedelerle torunların birlikte kaşık salladığı, böylece ezel-ebed çizgisinde millî birliğin en küçük teşekkülü; büyüklere hürmetin, küçüklere şefkatin ilk tâlimgâhı…

Dertlerin paylaşılarak azaltıldığı, saadetin ise çoğaltıldığı küçük yurt.

Ateşi hiç sönmeyen ocak… Ki bu ocaklar sönmeden şafaklarımızda yüzen al sancaklarımız da hiç sönmeyecektir. Ocak bizde mukaddestir. Her aile bir ocak etrafında toplanmış millettir.

Bir hanımla bir erkeğin hayatlarını birleştirmesi hâdisesini “ev” kelimesiyle isimlendirmiş bizden başka bir millet var mıdır acaba?  “Evlenmek…” Bizde âile olmak demek ev sâhibi olmak demektir. Evlenmek, Arapçada “tezevvüç-izdivaç”,  Farsçada “izdivaç”, İngilizcede “married”… Hiçbirinin “ev”le alâkası yoktur.

Ev, en mahrem sırlarımızı saklayan karakutumuz. Hiçbir yerde evimizde olduğu kadar hür ve rahat olamayız.

Eskiden evlerin avlusuna da “hayat” derlerdi. Bildiğimiz “hayat” kelimesi ile farklı kökten gelse de halkımız muhayyilesinde hayâtın türlü hallerinin kaynaştığı bu mekâna mâlum “hayat” mânâsını vermiş ve öylece kullanagelmiştir.

İşte zihnimizde, gönlümüzde böylesine derin bir yeri olan evimizi unutmaya yüz tutmuştuk. Modern hayat şartları insanı evinden uzaklaştırıyor, iş ve eğlence arasında hayatları telef etmeye zorluyordu. Âileden sorumlu bakanlık öz çocuğunun bakıcı parasını ödeyerek kadını dışarda çalışmaya özendiriyor, bunu başardığı kadın sayısıyla övünüyordu. Herkes “Hayat dışarda!” diye haykırıyordu âdetâ. Şerrin içinde hayır olarak Korona belâsı herkese evin yolunu gösterdi, ev -mecbûriyetten de olsa- yeniden keşfe açıldı. Âileden sorumlu bakanlık ve onun sivil ayağı KADEM bile “Hayat eve sığar, evde hayat var.” diye halka evde oturma telkinleri yapmak zorunda kaldılar. Allah nelere kâdirmiş, bir daha gördük.

O eski ev şuurumuza tekrar kavuşur muyuz bilinmez ama hatırlamak yine de iyidir.

Hz. Peygamber (sav) de fitne zamanlarında “evde oturma”yı tavsiye etmiştir. Bir hadîsinde fitne tasvir edilirken, emniyetin, insanlara güven ve itimadın kaybolması, iyi, kötü fark edilemeyecek derecede insanların her an değişeceği belirtildiği sırada, ne yapılması gerektiği sorulunca Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm): "Evine kapan, diline sahip ol, iyi bildiğin şeyi yap, kötü bildiğin şeyi de terk et, kendi yakınlarınla meşgul ol, ammenin işini terk et." der.

Şarihler eve kapanma emrini, zaruri olmayan işler dışında, halkla irtibatı kesmek şeklinde anlarlar. Zaruri temaslardan vazgeçilmemesi gerektiğini de belirtirler. (https://sorularlaislamiyet.com/hadis-i-serifte-yakinda-buyuk-fitneler-olacak-o-fitnelerde-yerinde-oturanlar-ayaktakilerden-0)

Necip Fazıl’ın ömrünün son zamanlarında yazdığı güzel bir şiirini de paylaşmak istiyorum:

EVİM

Ahşap ev; camlarından kızıl biberler sarkan!
Arsız gökdelenlerle çevrilmiş önün, arkan!
Kefensiz bir cenaze, çırılçıplak, ortada...
Garanti yok sen gibi faniye sigortada!
Eskiden ne güzeldin; evdin, köşktün, yalıydın!
Madden kaç para eder, sen bir remz olmalıydın!
Bir köşende annanem, dalgın Kur’an okurdu;
Ve karşısında annem, sessiz gergef dokurdu.
Semaverde huzuru besteleyen bir şarkı;
Asma saatte tık tık zamanın hazin çarkı...
Çam kokulu tahtalar, gıcır gıcır silinmiş;
Sular cömert, "temizlik imandandır" bilinmiş...
Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler.
Ölçülü uzaklıkta, yakın beraberlikler...
Seni yiyip bitiren, kırk katlı ejder oldu;
Komşuluk, mana ve ruh, ne varsa heder oldu;
Bir yeni nesil geldi, üstüste binenlerden;
Göğe çıkayım derken boşluğa inenlerden...
Seninle sarmaş dolaş, kökten bozuldu denge;
Vuran kimse kalmadı bu davayı mihenge...
Şimdi git, mahkemede hesap ver, iki büklüm;
Cezan, susuz, ekmeksiz, olduğun yerde ölüm!..
Evim, evim, vah evim, gönül bucağı evim!
Tadım, rengim, ışığım, anne kucağı evim!
 
Allah şâir dilinde -şâirin kendisinin de bilmediği- hikmetler saklıyor. Bakınız neler var:
 
Bir köşende annanem, dalgın Kur’an okurdu;
Ve karşısında annem, sessiz gergef dokurdu.
 
“Evde sıkılıyorum.” diyenlere şâir yol gösteriyor. Böyle yapın işte…
 
Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler.
Ölçülü uzaklıkta, yakın beraberlikler...
 
“Ölçülü uzaklık”, bugünkü “sosyal mesâfe”nin aynısı. Zâhiren sosyal mesâfeye dikkat, mânevî berâberliği koru.
 
Bir yeni nesil geldi, üstüste binenlerden;
Seninle sarmaş dolaş, kökten bozuldu denge;
Cezan, susuz, ekmeksiz, olduğun yerde ölüm!..
 
Bu mısralar serbest tedaili (çağrışımlı) kalsın.

Cenâb-ı Hak’tan bu korona belâsını bir an evvel başımızdan defetmesini, bizi de eski ev şuurumuza yeniden kavuşturmasını dilerim.

Bu yazı toplam 296 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim