• İstanbul 19 °C
  • Ankara 14 °C

Nureddin Topçu Bursa'da anıldı

Nureddin Topçu Bursa'da anıldı
Fikir adamı, felsefeci ve eğitimci Nureddin Topçu vefatının 45. yıldönümünde Yıldırım Belediyesi'nin Yıldırım Bayezid külliyesi açık alanında düzenlediği faaliyetle anıldı.

11.7.2020 tarihinde gerçekleşen programda  Prof. Dr. Mustafa Kara, Doç. Dr. M. Fatih Birgül ve D. Mehmet Doğan konuştu. Mustafa Kara, Nureddin Topçu'nun “Taşralı” kitabında yer alan "Yıldırım’ın Huzurunda" hikâyesini okudu. D. Mehmet Doğan bu metnin tahlilini yaptı. Fatih Birgül ise Nureddin Topçu'nun hayatı ve eserleri üzerinde durdu. Faaliyet Youtube'dan canlı olarak yayınlandı. 

Doğan “Yıldırımın Huzurunda” sıradan bir metin değil; Türk edebiyatında benzer bir metin olduğunu da zannetmiyorum, çok katlı, tabakalı bir metin. Birinci tabakada bir hikâye dokusu var. Hikâyenin reel, doğrulanabilir bir tarafı var. Bu hikâye mürşidinin vefatınındın sonra yazılmış.  Nurettin Topçu her tarafı kapalı bir araçla Bursa’ya geliyor. Aracın içinden iniyor ayakları toprağa temas ediyor o an hissettiklerini ifade ediyor. İşte bundan sonra metin farklı bir şekil alıyor.

Topçu’nun mürşidini kaybettiği 1952 kasımında, Malatya suikasti vukubuluyor. Bu Demokrat Parti idaresinde kırılmalara yol açan bir hadisedir. Esasında can kayıbı yoktur. Münferit bir hadisedir. Fakat bu hadise üzerine bir takım şiddet ihtiva eden yollara başvurduğunu, Topçu’nun da ilgili olduğu Milliyetçiler Cemiyeti’nin kapatıldığını biliyoruz. Nureddin Topçu münferit bir hadise dolayısıyla estirilen  şiddetten müteessir olmuştur. Bu hadiselerin ruh hali ile adeta Bursa’ya iltica ediyor, çünkü burası emin bir kale. Biz şuanda eski Bursa’nın doğu ucundayız, burası Yıldırım, batı ucunda Hüdavendigar var, Yıldırım da onun oğlu, o da Hüdavendigar gibi bir külliye yapmış her külliye bir şehir demektir.” dedi.  Baba oğul şehri batıdan doğuya imar etmişler.

Hikâyede geçen mekanlar hakkında da bilgi veren D. Mehmet Doğan: “Bütün insanların ihtiyacını karşılayan yapılar vardır burada. Yıldırım Bayezid’in şehrin merkezinde, çarşıda yaptırdığı Ulu cami var. Çelebi Mehmet’in malum Yeşil Camisi var. Hikâyede bütün bunlara atıf var. Ulucami’de geçen sahneler çok etkileyici, namaz sahnesi ve Mihrap meselesi çok etkileyici ve Osmanlı’nın kuruluş devrinin maneviyatı yüksek bu güvenilir limanına Topçu iltica ediyor ve  tarihe doğru yolculuk başlıyor.

Burada önemli bir tabaka var ki onu benim anlatmam mümkün değil. Topçu “beşaret (müjde) değil emanet” istiyor, mesela bunun nereye gittiğini kestiremiyorum tam olarak. Ama bu emanete ulaşamamış, kendisine verilmemiş diye düşünüyorum. Onun asıl derdi de bu değil, o birtakım ıstıraplar içinde, bu ıstıraplar memleket meselesi, buna bir çözüm arıyor ve işte sen “Hüdavendigar” a git deniliyor ve Çekirgeye doğru uçarak gidiyor. Orada ilginç bir karşılaşma var; Hüdavendigar’ın türbesinden bakınca görüyor burası türbe değil bir beşik aslında, Osmanlının beşiği, belki o manada bir sembolleştirme olarak düşünebiliriz.  Türbe’de Abdülaziz efendinin suretini görüyor.  Şeyhi 57 yaşında vefat ediyor, onu şehid olarak niteliyor. Murat Hüdavendigar da malum Kosova meydan muharebesini kazandıktan sonra şehit olmuştur. Önce Hüdavendigar’dan dilekte bulunuyor, yardım istiyor. Oraya Hüdavendigar’ın gelişi al at üzerinde gelişi var. Aslında bu metnin çok yönlü tahlile, çözümlemeye ihtiyacı var. Ve Hüdavendigar’ da Topçu’yu çok çile çekmiş oğlu Yıldırım’a gönderiyor. Topçu’nun metinlerinde Yıldırım, en sık geçen isimlerdin. Osmanlı tarihinin başlangıcında Yıldırım Bayezid neden önemli?  Öyle sanıyorum ki Anadolu Birliği dediğimiz birliği ilk defa sağlayan Yıldırım’dır. Aşağı yukarı, Erzincan’a kadar batıya doğru Osmanlı devletinin en geniş sınırları Yıldırım zamanındadır.” diye konuştu.

Yıldırım 6 asırlık secdededir. Bütün Bursa ovası ervah ile doludur. Topçu Yıldırım’dan tarihimizi, değerlerimizi inkâr edenlere beddua etmesini ister. Yıldırım onlara rahmet ve merhamet diler. “Neden beddua etmiyorsun, neden onlara karşı savaşmak isteyenlere nusret dilemiyorsun” sorusunun cevabı: “Onlar kan dökmesin, zulmetmesinler! İrşad etsinler, zalimleri zulüm sefaletinden kurtarsınlar. Her şeyden önce onları kendi ruhlarına yaptıkları suikastlardan, zulümlerden kurtarsınlar. Altı yüz yıllık secdemin arkasında toplanan orduya zulmü emredemem. Yakında rahmet meleklerinin yanında yer alacak evlâdıma söyle: Sabır gıdaları olsun, gayret duaları, birlik silâhları olsun! Tekrar ediyorum, onlara söyle, benim ebedî huzurumu istiyorlarsa önce gafillerle zalimleri kurtarsınlar".dır.

Hikâye şöyle biter:

“Bütün ova ve bütün Bursa'dan tekbir sesi yükselmeye başladı.

Benim dilim tutulmuştu.

Gitgide derinleşen tekbir sesleri kulaklarımı sağırlaştırıyordu.

Başımı arzdan yukarı kaldırdığım zaman, ayakları ucunda mıhlandığım secdenin huzurunda, bütün Bursa ve bütün ovada el bağlayıp duran safların dönmeden, dağılmadan, bozulmadan gerilere doğru ağır ağır süzülüp çekilmede olduğunu gördüm.

Tekbir sesleri etraftaki tepelere sinerken, altı yüz yıllık secdeden aldığım emri yarının gazilerine ulaştırmak için sabırsızlanıyordum.”

Faaliyet sona erdikten sonra Yıldırım Bayezid’in türbesi ziyaret edildi, Fatihalar okundu.

bursa1.jpgbursa3.jpg

Bu haber toplam 596 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim