Prof. Dr. Mevlud Dudic: Mehmed Âkif Ersoy ve Balkanlar’daki Milletlerin Durumu

Prof. Dr. Mevlud Dudic: Mehmed Âkif Ersoy ve Balkanlar’daki Milletlerin Durumu
Sanat felsefesi ve şiir, toplumsal menfaatına yararlı olup bu doğ­rultuda Mehmed Âkif’in şiirin kalitesine ve ahlakına inanan bir toplum kurulması gerekir.

Şairin şiiri ahlak değerlerin felsefesine sahip çıkmaktadır. Şiiri insanların kalitesi, ahlakı ve milli duygusu oluşturmaktadır. Şu bir gerçek ki, Âkif’in şiiri bir teorik ve ütopik felsefesi değildir, pratik ve pragmatiktir. Aynı zamanda onun şiiri figüratif olarak evrensel ve aktüeldir. Fakat her zaman elde edil­mesi güçtür. Yazar kendi şiiri için kaynak olarak Kur’an’dan sem­boller ve asırlar boyunca felsefe ile beslenen müslimanlardır.

Mehmed Âkif’in şiiri sürekli olarak Osmanlı İmparatorluğu zama­nında vuku bulan örnekleri ve Balkanlılar ile Boşnaklar için yazıl­mış olan misalleridir. Mehmed Âkif, hayatın en büyük bölümünü artık Osmanlı İmparatorluğun sınırları içerisinde yeri olmayan Balkanlar ile ilgili harcamaktadır. Artık Yunanistan, Romanya, Bul­garistan, Macaristan, Sırbistan ve Bosna Hersek (Arnavutluk) Os­manlı Devletin sınırların dışındadırlar. Mehmed Âkif bu yerlerin kaybedilme sebebini aramaktadır. Bu yerler tarih felsefesinin de mevcut bulunduğu, şiir, ahlak ve felsefe değerlerin dışında kal­mışlardır. Onun en büyük kaygısı ise İslâm Dini’dir. Güçlülük sade­ce dış tarafından gelen bir şey değildir, bu yerlerde (devletlerde de) de aranmalıdır. Bundan dolayı, İslâm dünyası, ilişkilerini kuv­vetlendirmesi ve güçlendirmesi için, uyanması ve bu yerlere el uzatması lazım gelir. Âkif’in sözlerine göre, bu olgular Avrupa Me­deniyeti içerisinde vuku bulan aile ilişkilerin bozulması, toplum­sal ahlaki bozukluğu, yaşlılara karşı saygılı olmaları davranışların kaybolmasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunların hepsinin sebebi batı medeniyetinin taklididir.

Mehmed Âkif, Balkanlar’da savaşları süresince, Sebilurreşad gaze­tesinde, bu yerlerden müslümanların kovulması, sürgün edilmesi, onlara zulüm yapılması, onların ayrılması ve parçalanmasının so­nucu olarak ortaya çıkan zararlarını ve kaybını ele almaktadır: ‘Ey müslümanlar! Bizi düşman gücü ve kuvveti yok etmedi. Onlar belki başımıza bu felaketi ve bu müsibeti getirmişlerdir. Müsibetin ne olduğunu bilir mi­siniz? Uzun yıllar savaştan önce yaşadığımız hudutların içerisinde uyuşmazlık mevcuttu. Onu biz kendi gücümüz ile ortaya çıkardık ve süngüyü doğrultmuştuk kendimize. Bu zamanlarda hislerimize yenilmiş durumundayız.’ (Sebilurreşad, 221).

Âkif, bir hadis-i şerife dayanarak Arnavutlardan bahs ederken Balkanlar’daki mevcut olan uyuşmazlığı, belayı ve tehlike konularını ele almaktadır:

‘Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,

Bak nasıl doğranıyor? Kalk, baba, kabrinden kalk!

Diriler koşmadı imdadına, sen bari yetiş...

Arnavutluk yanıyor...hem bu sefer pek müdhiş!

Tek kıvılcım kabarıp öyle cehennem kustu:

Ki hem kol kol olup sardı bütün bir yurdu.

O ne yangın ki: Ocak kalmadı sündürmediği!’

Âkif’e göre, İslâmın özü ve milliyetçiliğin düşüncesi, dinin çekirdeğidir. Onun sözlerine göre, Balkanlarda hayatta olan müslüman milletler Boşnaklar ve Arnavutlar’ın bulun­dukları durum ve yaşadıkları dini iklim, dinsel rasizmden farklı değildir. İmparatorluğun çöküşüyle ortaya çıkan vaziyet Türkler, Araplar ve Arnavutlar arasında düşmanlık duy­gusunu ortaya çıkaracak motifler (sebepler) doğmuştur. Böylece ilk olarak Arnavutlar, Osmanlı İmparatorluğun çöküşüyle bölünüyorlar ve böylece bir felakete doğru yol alı­yorlar.

Âkif, Balkanların terk edilmesi sürecinin üzerindeki ifadelerini, özellikle Arnavutlara vak­fetmektedir. Arnavutlar Osmanlı İmparatorluğun terkedilmesine karşı çıkmışlardır, çün­kü Osmanlı onların onuru ve gururuydu. İttihad ve Teraki arasındaki havayı kapatma se­bebi, dış siyasette bulunmaktadır, yani belli bir grubun şiire sadık kalıp ve soru sorduğu yerdedir. Yürütülen yanlış bir siyaset sonucu olarak Balkanlar’daki müslümanların fiziki imhası gerçeklerştirilebilmiştir. Sancak’ın, Kosova’nın ve Makedonya’nın birçok yerlerin­de çok sayıda müslümanlar öldürülmüştür ya da güç ve kuvvet kullanılarak evlerinden çıkarılıp kovulmuştur.

‘Baba! En sevgili annen, o senin öz vatanın

Olacak mıydı feda hırsına üç kaltabanın?

Dedemin sürdüğü, can ektiği toprak gitti...

Öyle bir gitti ki hem: bir daha gelmez ebedi!

Ne olurdun bunu kalkıp da göreydin acaba!

‘Meşhed’in beynine haç saplanacak mıydı baba!

Ne felaket: Dönüversin de mesacid ahıra,

Hırvatın askeri tepsin çıkıp üstünde hora!

Nerde olsam çıkıyor karşıma bir kanlı ova...

Sen misin, yoksa hayalin mi? Vefasız Kosova!

Hani binlerce mefahirdi senin her adımın?

Hani sinende yarıp geçtiği yol ‘Yıldırım’ın?’

Âkif büyük bir heyecanla metaforik olarak kendi dini duygularını göstermektedir. Şair için, özellikle bu zamanda, milliyetçiliğin ve analize edilen sorunlarından önce, bu duy­gular ilk sıradadır.

‘İşte haysiyyet-i Kavmiyye muhakkak, berbad!

Hani ‘na-mahreme ben söyliyemem kızlarımın, Karımın ismini...Hem öldürürüm, sorma sakın! Diye, tahrir-i nüfus istemiyen er kişiler!

Hani, ey kavm-i esaret-zede, muhtariyyet?

Korkarım, şimdi nasibin mütemadi haybet!

Hani, ey unsur-i bi-rabıta, istiklalin?

Ebediyyen, sanırım, söndü bütün amalin!

İşte, ey unsur-i isyan, bu elim izmihlal,

Seni tahrik eden üç beş alığın marifeti!

Ya neden beklemiyordun bu rezil akıbeti?

Hani, milliyetin İslâm idi... Kavmiyyet ne?

Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine.

‘Arnavutluk’ ne demek, var mı şeriatte yeri?

Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!’

Arnavut dilinin haklılığı üzerine, şair onun tarih sahnesini sert bir dille tenkid edip ahlaki analizden kemale erişen sisteme gelirken, o çıkış yolunu da göstermektedir. Bu sadece Arnavutlar ile ilgili değildir. Bu aynı sürecin içinden geçen bütün müslümanları içine kapsamaktadır. Âkif devamlı olarak kendi milletinden, kendi hüviyetini kurmaları gerek­tiğini ve ona sahip çıkmalarını istemektedir. Onun platformunda sadece birlik yetlerli değildir, onun sözlerin merkezinde maneviyat vardır ve insanlar arasındaki uyumluluk yer almaktadır. Bu sistemin içinde de din vardır.

‘Artık ey millet-i merhume, sabah oldu uyan!

Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?

Ne Araplık, ne de Türklük kalacak aç gözünü!

Dinle Peyramber-i Zişan’ın İlahi sözünü.

Ne hükümet kalıyor ortada billahi, ne din!

‘Medeniyet’ size çoktan beridir diş biliyor;

Evvela parçalamak, sonra da yutmak dülüyor.

Arnavutlar size ibret olacakken, hala,

Ne bu şuride siyaset, ne bu fasid dava?

Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum........

Başka bir şey diyemem...İşte perişan yurdum!...’

 

Türkiye Yazarlar Birliği'nin vefatının 90. yılında Âkif'i anmak için düzenlediği bilgi şöleninin tebliğlerini içeren kitap, TYB'nin 45., Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 6. kitabı...

Bu haber toplam 155 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim