• İstanbul 16 °C
  • Ankara 11 °C

Prof. Dr. Mustafa Orçan: Aydın ve Toplum Ekseninde Mehmet Âkif Ersoy

Prof. Dr. Mustafa Orçan: Aydın ve Toplum Ekseninde Mehmet Âkif Ersoy
Türk aydınları içerisinde Mehmet Akif Ersoy, duruşuyla düşüncesi ve mücadelesiyle hem ya­tay eksenli hem de dikey eksenli bir portre çizer.

Safahât’ımda, evet, şi’r arayan hiç bulamaz;

Yalınız, bir yeri hakkında “hazin işte bu!” der.

Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi var ya? Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!

İtiraf Şiirinden- M. A. Ersoy

Giriş

Her toplum ve dönemde aydınlar önemlidir, fakat modern toplumlarda aydınların önemi çok daha farklı bir anlam taşımaktadır. Geleneksel dönemden farklı olarak modern kitlesel ileti­şim araçlarının artması sayesinde ulaştığı çevre ve etkilediği insan sayısı oldukça artmıştır. Hem etkilediği hem de etkilendiği çevrede önemli kırılmalar yaşanmıştır. Modernleşme ve sonrasında küreselleşme sonucu aydınların etkilendiği çevre, sadece yaşamış oldukları top­lumla, kültürle, medeniyetle, bölge ve çevreyle sınırlı kalmamış, onun ötesine geçerek çok farklı kültür ve çevreden etkilenmeye başlamıştır. Bu nedenle modernleşme arttıkça yerel aydın tipinden küresel aydın tipine doğru bir sürecin yaşandığı görülmektedir.1 Bu iki aydın tipi arasında zaman zaman ciddi derecede buhranlar ve gerginliklerde yaşanabilmektedir.

Modernleşme ve küreselleşme bağlamında düşündüğümüzde karşımıza üç tür aydın çık­maktadır. Birincisi yerel, yerli aydın tipi; diğeri küresel aydın tipi ve son olarak kü-yerel aydın tipidir. Yerel ve yerli aydın tipi ne kadar özgün ise, küresel aydın tipi de o kadar geneli ve egemen olanı ve bazen de egemen olanla mücadeleyi ifade eder. Hem özgün kalıp hem de küresel sorunlarla ilgilenen ve yönlendirmelerde bulunan, kendi toplum ve ülkesinde ol­duğu kadar diğer toplumlar için de sözü ve kaygısı olan aydın tipine ise küyerel aydın tipi diyebiliriz.

Bu aydın tiplerini ve toplumu etkileyen belirli çevreler bulunmaktadır ki buna iradeler de diyebiliriz. Dört tür iradeden söz edilebilmektedir (Orçan, 2014/2:14). Birincisi merkezi irade, ikincisi çevresel ya da toplumsal irade, üçüncüsü bireysel ve son olarak ise küresel iradedir. Bireysel irade gibi bu iradelerin bazıları çok pasif konumdayken, bazıları da dönemin şartla- [1] rına uygun olarak, hem aydınlara, hem de toplumlara ve ülkelerin kaderine de yön verebi­lecek kadar güçlü iradeye sahiptir oldukları görülmektedir. Fakat bu iradelerin gücü eşit ve her zaman da sabit bir güce sahip olmadıkları için dönem ve konjonktüre göre hâkimiyet ve etkileme sıralaması değişebilmektedirler.

Merkezi, Küresel ve Toplumsal İrade Karşısında M. Akif Ersoy

İfade edildiği gibi bu iradeler karşısında kendi toplumumuz açısından bakıldığında Osman­lının son (Tanzimat, özellikle Meşrutiyet) dönemlerinde merkezi ve toplumsal irade karşı­sında şimdi küresel iradelerden olan Batı’nın iradesini ve mücadelesini görebilmekteyiz. Kü­resel iradenin erken dönemidir bu. Aydınların Batı’ya olan özentileri nedeniyle merkezi ve toplumsal iradeye karşı aydınlarla birlikte yeni bir güç elde edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle kürsel iradenin dünyadaki en önemli hâkimiyet kurma araçlarından birisi ekonomi ve tek­noloji gibi maddi güç iken; manevi olarak da en önemli araçların başında kültür ve aydınlar gelmektedir diyebiliriz. Batı karşısında aydınların zayıf noktalarından birisi ise “geri kalmışlık psikolojisi”dir. Yerel değerlere rağmen Batılı değerlerin kabulünde ve Batı medeniyetinin meşruiyet kazanmasında bu psikoloji çok belirleyici olmuştur. Bu psikoloji ve yaşanan olay­lar nedeniyle aynı ülke ve toplumun aydınları arasında ciddi kopuşlar yaşanmış ve akabinde ideolojik anlamda da yeni aydın tipleri ortaya çıkmıştır.

Hemen belirtmek gerekir ki, modern zamanlarda aydınların kimliğinde sadece din ve ırk de­ğil, aynı zamanda ideolojiler de çok belirleyici olmaya başlamışlardır. Bu bakımdan dinin dı­şında aydınlar arasında asıl ayrışma ve mücadele, Fransız Devrimi (1789) sonucunda ortaya çıkan ideolojilerin doğuşudur denilebilir[2]. İdeoloji, aydınlar arasında daha hücresel ve katı bölünmeyi ifade etmektedir. Özellikle Soğuk Savaş dönemlerinde ve sömürge sisteminin hâkimiyet kurduğu zamanlarda.

Türkiye tarihine bakıldığında ise, Cumhuriyetin ilk yıllarından II. Dünya Savaşının bitişine (1945’e) kadar dönemde hâkim olan irade, merkezi irade olmuştur. Her ne kadar devlet ya­pısı bakımından yönetim sistemi olarak imparatorluktan cumhuriyete dönüşmüş olsa da Cumhuriyet yönetimi demokratik ülkelerde görülemeyecek ölçüde merkeziyetçidir. Sadece yönetim sistemi olarak değil aynı zamanda kültürel ve ekonomik rejim tercihi olarak ta mer­keziyetçi bir hüviyete sahipti. Bu nedenle yeni yönetim biçimi de eleştirmiş olduğu İmpa­ratorluğun aksine, daha merkeziyetçi ve baskıcı olmuştur. Öz olarak yeni kurulan devletle Osmanlıdaki dile getirilen “hürriyet sorunları” (!) özgürlük kazanmamış, tam tersine var olan birçok özgürlükler kısıtlanmaya başlanmıştır. İşte konumuz olan Mehmet Akif Ersoy da bü­tün bu değişimleri, çalkantıları ve her iki dönemi yaşamış, onlara şahit olmuş bir aydınımız- dır.

Türk aydınları içerisinde Mehmet Akif Ersoy, duruşuyla düşüncesi ve mücadelesiyle hem ya­tay eksenli hem de dikey eksenli bir portre çizer. Yataydır, çünkü her zaman birlikte yaşadığı topluma yabancılık duymadan onu hor görmeden onunla beraber olmuş; toplumun çekmiş olduğu acıları, savaşları, yoksulluğu, imkânsızlıkları ve kutsalı onun kutsalı ve öz değerleri olmuştur. Hem toplumun haliyle hâllenen, hem kimlik ve hem de kültürel olarak aynı kay­naktan beslenen bir karakter. Bir taraftan da dikeydir, çünkü merkezi irade hata yaptığında sorumlu aydın duyarlılığıyla tüm riskleri göze alarak muhalefet yapma cesareti göstermiş, gerektiğinde iktidara direnmiş ve onunla mücadele etmiştir. Bu bakımdan Ersoy, komprador bir aydın tipini de reddeder. Konformist değildir. Topluma yakın olan, kültürel ve toplumsal yabancılaşmaya uzak olur.

Küresel irade karşısında M. A. Ersoy’a bakıldığında, özenti duyan, bu özenti altında ezilen, ayrıca edilgen ya da pasif biri değildir. Buradaki küresel irade Batı ve Batı medeniyetidir. Bu medeniyetinin bilim ve fen konusundaki önemini kabul etse de, insana bakışını arızalı bulur, erdemsiz olduğunu kabul ederek ve onun sömürgeciliğini kastederek “tek dişi kalmış cana­var” olarak addeder. Bu duruşuyla Ersoy hem yerli; küresel iradenin sömürgeci tutumunu eleştirmesi ve karşısında durmasıyla da aykırı küresel aydın tipine yaklaşmaktadır. Bu neden­le de Ersoy’u sadece yerli ya da sadece hâkim gücü destekleyen küresel aydın değil, küresel hâkimiyete karşı çıkan bu nedenle her ikisini birlikte yaşayan kü-yerel diyebileceğimiz bir aydın grubu içerisinde değerlendirilebilir. Anlaşıldığı üzere küresel aydın grubunu da kendi içinde iki şekilde değerlendirmek gerekir: Dünya sistemine hâkim olan güçleri onaylayan ve onlara rehberlik eden aydın ile kapitalist sisteme karşı olan entelektüel bazda mücadele veren aydın gurubu. Her ikisi de küresel aydın tipine girseler de birinciler mevcut hâkim olan kapitalist sistemini benimserken, Aliya İzzetbegoviç, Edward Said, Noam Chomsky gibi ikinciler ise bu sisteme karşı çıkan ve ciddi eleştiriler getiren yadın grubundan oluşmaktadır.

Yerelden beslenmeyen ya da Batılılaşmayı gaye edinen Türkiye’de o dönemin diğer aydınla­rına bakıldığında, hâkim olan aydın grubu, topluma değil de daha çok merkezi iradeye daya­nan: topluma rağmen yeni kurulan devletin gütmüş olduğu politikaya şartsız destek veren aydınlardan oluşmaktaydı. Maziyi tamamen dışlayan, kültürel ve kutsal değerleri yük ya da bir ayak bağı olarak kabul eden, bu yüzden bir an önce kurtulması gereken bir durum olarak bakma eğilimi söz konusudur. Merkezi mi, küresel irademi yoksa toplumsal irade mi denil­diğinde, topluma rağmen Cumhuriyetin ilk dönemlerinde merkezi iradenin ve 1980’lerden sonra ise daha çok küresel iradelerin yanında yer alan bir aydın geleneği vardır. Aydınların bu irade tercihleri konusunda ki eğilimi bundan sonra bir geleneğe dönüşecektir.

Aslında zaman zaman kamuoyunda tartışılan Türkiye’de ki aydın sorunun asıl nedeni de, riskler ve sorunlar söz konusu olduğunda ne tarafta durdukları hatta ikamet ettikleri mese­lesidir. Merkezi iradenin yanında mı, küresel iradenin yanında mı, yoksa toplumsal iradenin yanında mı? Her şeye rağmen, bütün riskleri göğüsleyerek toplumsal iradenin yanında yer alan en önemli aydınlarımız arasında M. Âkif Ersoy gelmektedir. Hem düşünen, yazan hem de bir eylem/aksiyon adamıdır. Yerel, bölgesel ve küresel sorunlarla ilgilenmiş ve bu ilgisini dergi çıkararak ve yazılarıyla kalıcı hale getirmiş, özellikle Osmanlı ve İslam coğrafyasında etkili bir aydın olmuştur.

M. Âkif Ersoy’un İstanbul’dan ayrılıp Ankara’ya getiren asıl dertlerden biri, toplumsal irade­nin merkezi irade tarafından temsiline katkı sağlamaktı. Her iki iradenin kimliğinde, kültü­ründe, taleplerinde ve çalışma sisteminde çatışma yerine birbirini destekleme ve örtüştür- me çabası vardı. Maalesef Ersoy’un bu düşüncesi Birinci Meclisin hemen akabinde kurulan İkinci Meclisle birlikte çok kısa sürdü ve büyük bir hayal kırıklıyığla son buldu. Ersoy’un ideal edindiği merkezi irade ile toplumsal irade arasındaki uyum ve barışık süreç, ancak 2000’li yıllarda güçlü bir şekilde başlamış ve halen bu süreç devam etmektedir. Ama bu süreçte yaşanan beklenmedik ve bir o kadar da ilginç olan ise, yeni merkezi iradenin “toplumsal irade mi yoksa küresel irademi önemli” denildiğinde küresele rağmen toplumsal iradeyi, kültür ve kimliği tercih etmesinde görülmektedir.

Ersoy’un benimsediği ve ideal edindiği toplumsal ve kültürel kimlik denildiğinde bu kim­liği oluşturan en önemli ve belirleyici unsurun “din ve vatan” olduğu görülecektir. Neden vatan, çünkü Osmanlının varlığı hatta yokluğu ona göre dine bağlıdır. Toplumlar dine göre şekillenir ve içinde bulunduğu hayata ve coğrafyaya değer kazandırır ve ona anlam katar. Osmanlıyı Müslüman coğrafyası için vazgeçilmez bulur. Vahdetin merkezidir ve aynı zaman­da dini ve kültürel mirasın devamını sağlayan bir merkezdir. Bunları daha çok güçle, dünya sistemindeki elde ettiği ya da kaybedilen mirasla ilişkilendirir. Aydınların bir kısmı Fransız Devrimi’nden sonra belli bir coğrafyayı ve mahalleyi kurtarmaya kalkarken, o bölgenin hatta dünyanın kurtuluşunu hedeflemektedir. Bu yönüyle de yereli aşan küresele hitabeden bir anlayışı ve coğrafyası vardır.

Mehmet Âkif’in şiirleri içerisinde özellikle Süleymaniye Kürsüsü’nde, Fatih Kürsüsü’nde ve Hatıralar kısmı, doğrudan genelde dinin ve vatanın tehdit altında olduğunu düşünerek kale­me alınmış şiirlerinden oluşmaktadır. Ona göre maziyi dışlayarak ya da görmezden gelerek yola devam etmek mümkün değildir. Kaldı ki “o mazi” ona göre en zor koşullarda oluşturul­muş ve modern zamanlarda oluşturulması da artık neredeyse mümkün görünmeyen eşsiz bir mazidir. Yeniden dirilişin kaynağı mazi ve o mazinin ruhu ve tasavvurudur. Batılı aydın tipinden farklı olarak her görülen başarısızlıkta kendi kimlik, kültür, değer ve toplumundan çekilmek yerine, onlara sahip çıkarak değer vererek ve asrın yeni değerlerini de katarak yola devam etmek ister. Hurafelere, tembelliğe, esarete, boş övünmelere karşı çıkar. Hatıralar şii­rinde “Müslümanlık nerde!” diyerek başlayan mısralarında (Ersoy, 1987:273):

Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile...

Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!

Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir;

İstemem, dursun o payansız mefahir bir yana...

Gösterin ecdada az çok benziyen kan bana!

İsterim sizlerde görmek ırkınızdan yadigar, Çok değil, ancak Necip evlada layık tek şiar. Varsa şayet, söyleyin, bir parçacık insafınız: Böyle kansız miydi -hasa- kahraman ecdadınız? Böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdasına?

Şair, mazi, şuan ve şimdi arasında sürekli sorular sorar, muhasebe yapar ve aynı zamanda hedefi belli savrulmayan bir arayış içerisindedir. Bu yolda yol alırken karşılaşılacak en bü­yük tehlike, ona göre teknolojik yetersizlik, ilerlemenin durması, toprak kaybı değil; azim yoksunluğu nedeniyle yeise düşmektir. Yeisle birlikte cahiliyet, şuursuzluk ve hedefsizliği gösterir. Başkalarının muhteşem manzaralarına bakarak geri kalmışlık psikolojisiyle hareket etmek istemez, yine kendi toplumunun kurmuş olduğu muhteşem manzaraya bakarak ken­dine güven duyarak, bu temelde yapılacak yeniliklerle ve bu duyguyu sürekli pekiştirerek yol göstermeye çalışır. Bu yol alışta hamasete de dayanmaz, hem idealist hem de rasyonel kimlikle ancak bu riskli güzergahtan geçileceğini bilir. En rasyonel olan ise, cahillikten kur­tulmuş üreten ve erdemli insan ve toplum olmaktır. Osmanlının ve Türkiye’nin çöküşünü de buna bağlamaktadır.

Mahalle Kahvesi şiirinde (Ersoy, 1987:102):

“Mahalle kahvesi!” Osmanlılar bilir ne demek?

Tasavvur etme sakın “Görmedim nedir?” diyecek.

Dilenci şekline girmiş bu “sinsi cânîler

Bu, gündüzün bile yol vermeyen, harâmîler Adımda bir, dikilir, azminin, gelir, önüne...

Mahalle kahvesi Şark’ın harîm-i kâtilidir

Tamam o eski batakhâneler mukâbilidir:

Zavallı ümmet-i merhûme ölmeden gömülür; Söner bu hufrede idrâki, sonra kendi ölür:..

Bir insan olarak onu etkileyen ve yazılarına yön veren diğer insani hasletler ise, merhamet temelinde şekillenen hayatın özellikle de gündelik hayatın kıyısında yaşayan normal insan­lardı. Bu nedenle birçok şiirinde yer verdiği kesimler, ihtiyarlar, kadınlar, yoksullar, kimsesizler ve çocuklardır. “Köse İmam” şiirinde bunu şöyle ifade eder (Ersoy, 1987:116):

Üç sınıf halka içim parçalanır, hem ne kadar!

İhtiyarlar, karılar, bir de küçükler; bunlar

Merhamet görmeli, yüz görmeli insanlardan;

Yoksa, insanlığı bilmem nasıl anlar insan

Seyfi Baba, Hasta, Kocakarı ile Ömer, Yemişçi İhtiyar, Küfe, Bebek Yahud Hakk-ı Karar, Meyha­ne, Mahalle Kahvesi gibi şiirler, gündelik hayatın kıyısında yaşayan insanları konu edinmek­tedir. Aşkı da sevgisi de vatan ve bu vatanda yaşayan özellikle de masum, yoksul, düşkün ve kimsesiz insanlar olmuştur.

Burada dikkat çeken durum, Mehmet Âkif’ in vatan ve millet ideali için çok yüksek ideal stan­dartlar koyarak halktan kopuk, hatta “sıradan insanlar”dan (!) uzak durarak ideallere ulaşmak istemesi; tam tersine bir taraftan idealist hedefleri koyarken gündelik hayatı ve bu hayat içinde normal hayatlarını sürdüren insanları unutmaması ve onlardan da asla vazgeçmeyen bir aydın tipi çizmesidir. Gündelik hayatın tatlı ve acı rutinleri de vardır. Bu yüzdendir ki, o kadar aydınlarımız içinde halka bu kadar mal olmuş/benimsenmiş başka aydın görmek na- dirattandır. Ve bu durumu sadece İstiklal Marşı’nı yazmasına da bağlamak mümkün değildir.

Sonuç olarak, M. Âkif Ersoy, her ülkede ve toplumda varolan merkezi, çevresel/toplumsal, küresel ve bireysel irade arasında en fazla değer verdiği ve bunu bir yaşam tarzının gereği olarak ortaya koyduğu, desteklediği ve vazgeçemediği irade, toplumsal iradedir. Bütün risk­leri göze alarak gerektiğinde iktidar olan merkezi ve küresel iradeye karşı toplumsal iradenin yanında yer alan, haksızlığa karşı muhalif olup mücadele eden ve sürgün edilen bir aydını- mızdır. Ayrıca büyük idealler koyup da küçükleri (!) ya da parçaları unutan da olmamıştır. Ye­reli de küresel olanı da takip etmeye çalışmıştır ki bu yüzden I. Dünya Savaşı sırasında (1914) Almanlara esir düşen Müslümanlarla ilgilenmesi için Osmanlıdan seçilen iki aydınımızdan biri olmuştur. Bu ve benzeri yaşananlar Ersoy’un yerel kadar küresel olanla da ilgilendiğini, kendi sınırları dışına çıkarak tüm toplumlara söyleyecek sözü olduğunu ve bu nedenle de ilgi gördüğünü gösterir.

Kaynaklar

Bora, T ve Gültekin M. 2002 Modernleşme ve Batıcılık, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Cilt 3, İstanbul: İletişim Yayınları.

DİB, 2013 Vefatının 75. Yılı Anısına Mehmet Akif Ersoy, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı.

Doğan, M. (Yay.) 2010 Mehmet Akif Edebiyat ve Düşünce, Ankara: TYB, İYC ve Keçiören Belediyesi.

Doğan, M. (Yay.) 2010 Mehmet Akif Milli Mücadele ve İstiklal Marşı, Ankara: TYB, M. A Ersoy Araştırmalar Merkezi.

Ersoy, M. A. 1987 Safahat, Haz. E. Düzdağ, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı.

Orçan M. 2014/2 Osmanlıdan Günümüze Modern Türk Tüketim Kültürü, 3. Baskı, Ankara:Harf Yayınları.

Orçan, M. 2006, “Geçiş Dönemi Aydınların ‘Çilesi’”, Tezkire Dergisi, Sayı 45 (Eylül ve Ekim).

Orçan, M. 2014/1 “Toplumsal ve Kültürel Değerlerin Aydını Olarak Mehmet Akif Ersoy”, Mehmet Akif ve Göl­geler, Yayınlayan: M. Doğan, Ankara: TYB, M. A Ersoy Araştırmalar Merkezi.

Satre, J Paul 2000 Aydınlar Üzerine, Çev. A. Bora, İstanbul:Can Yayınları.

Şen, S.1995 Türk Aydını ve Kimlik Sorunu, İstanbul:Bağlam Yayınları.

Şeriati, A 2013, Aydın, Ankara: Fecr Yayınları.

Ülgener, Sabri F. 2006, Zihniyet, Aydınlar ve İzim/ler, İstanbul: Derin Yayınları.

Wallerstein, I. 2011, Modern Dünya Sistemi 3; Çev. L. Boyacı, İstanbul: Yarın Yayınları.

Mehmet Âkif 100 Yıl Sonra Berlin'de / 2015
TYB'nin 62., Mehmet Âkif Ersoy Araştırmaları Merkezi'nin 10. kitabı...
 

[1] Bugüne kadar aydın üzerine yapılmış birçok çalışmalar bulunmaktadır ve bu çalışmalarda farklı aydın türlerinden söz edilmekte ve farklı sınıflandırmalar yapılmaktadır (Şen, 1995; Orçan, 2006). Ama bizim burada yapmaya çalış­tığımız daha çok modernleşme ve küreselleşme süreciyle bağlantılı olarak bu durumu açıklamaktır.

[2] Bu konuda Sabri Ülgener’in “Zihniyet, Aydınlar ve İzm/ler” kitabına bakılabilir (2006).

Bu haber toplam 160 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim