• İstanbul 22 °C
  • Ankara 19 °C

Seyr ü Sülûka Bilerek, Severek ve İsteyerek Girilmezse Olmaz

Ahmet Tâlib ÇELEN

Söze girmeden belirteyim ki ben bir tasavvuf-tarîkat mütehassısı değilim. Yazacağım mevzû da bunların mâhiyeti ile alâkalı değildir. Bir miktar kıyısından köşesinden yaşadığım-gördüğüm yanlış bir tatbîkâta dikkat çekmek istiyorum, o kadar…

-İnsanlar hile ile tarîkata sokulmasın-

SEYR Ü SÜLÛK EHİL BİR MÜRŞİD REHBERLİĞİNDE YAPILABİLİR başlıklı yazımda da temâs etmiştim.

Bir kısım dînî hizmet grupları kendilerini "Biz Kur'an ve İslâmî ilimler öğretiriz" diye tanıtıp henüz sabî denecek yaştaki çocukları -hakkında hiçbir şey bilmedikleri- tarîkat-intisap-seyr ü sülûk hayâtına da sokuyorlar. Sâdece Kur'an ve dînî ilimler okutmak-okumak için gelmiş, ilâveten bir tarîkat-intisâp talebi olmayan ebeveyn ve çocuğa BİR HİLEDİR yapılan." demiştim.

Sual şu:

Kapınıza KUR'AN KURSU yerine NAKŞİBENDİYYE TEKKESİ yazsaydınız size kaç kişi çocuk verirdi?

Kur'an öğretme yok, resmen bir tarîkata, o tarîkatın şeyhine intisâp, o usulle seyr ü sülûk yaptıran bir ocak...

Kaç kişi bunu talep ederek o kapıdan girerdi?

Cevâbımız yapılan hilenin mâhiyet ve cesâmetini gösterir: ÇOK ÇOK AZ değil mi?

Bacak kadar çocuğa dayıyorsun râbıtayı/intisâbı, ondan sonra anlamadığı, bilmediği, talep etmediği bir yolun bütün yükleri ile muhatap kılıyorsun. Talep etmediği için bu yükleri taşımada yamukluklar yapınca sanki kendi talebiyle girmiş de yan çizmeye başlamış gibi ayıplamaya, fırçalamaya, ah vah etmeye başlıyorsun. İşte râbıtalı/intisâplı tefeciler, zinâcılar, sahtekâr tüccarlar, yalancılar; namaz kılmayan, hatimden kaçan hocalar, hattâ mes’ûl idâreciler... böyle ortaya çıkıyor. Tabii hem râbıtalı olup hem keyfince günahkâr bir hayat yaşamanın şartı zengin olmak... Para hatırına kabul ediliyor bütün bu pislikler. (Hocalar sorgulanamadığı için zengin olmasalar da vaziyeti idâre ediyorlar)

Bu mütâlaamı gönderdiğim bir din dersi muallimi kardeşimiz tasdîk olarak bir hâtırasını anlattı:

Bir gün lisede bir kız öğrenci geldi. “Hocam PİRAN ne demek?” diye sordu.

“Hayırdır kızım?” dedim.

Devamla dedi ki:

“Hocam, benim kardeşim A…………… Fen Lisesini kazandı. Kalacak yeri yoktu. ………………ların yurduna verdik. (Kimseyi rencîde etmemek için isim vermiyorum) Orada piran diye piranımız gibi sözler söylüyorlarmış. Çocuk korkmuş peri-cin diye. Şimdi gitmek istemiyor o yurda.”

Şaştım kaldım. Ben îzâh ettim ama çocuğu iknâ edememişler. Ben başka bir yurda yönlendirdim fen lisesinin müdürünü aradım. Sonunda bu çocuğu bir devlet yurduna yerleştirdiler.

Mezkûr çarpıklığa bir delil de başka bir dostumdan geldi. Müftülük de yapmış eski bir idârecinin hocalara yaptığı sohbette bizzat duymuş. “Talebeye ilk hafta içinde râbıta/intisâp veremeyen hoca, hoca değildir.” Arkadaş îtirâz etmiş, bir hayli bozulmuş. Bu anlayış insan yetiştirmede bir fâciadır.

Bize teslîm edilen çocuk üzerindeki ameliyelerimizde şeffaf olmalıyız. "Kur'an kursuyuz" deyip bir katakulli ile bacak kadar çocuğa çok ağır tarîkat yükü de yüklememeliyiz. Velî, çocuğu üzerinde kendinin talep etmediği yüklemelerle karşılaşmamalıdır. Gerekirse velîye de vaziyet anlatılmalıdır. "Biz Kur'an öğretmenin yanında çocuğunuza şunları şunları da tâlîm edeceğiz, haberiniz olsun..." Velî bunu istemiyorsa çocuğunu alıp gidebilmelidir.

Son olarak fikrimi tekrarlayayım: Tarîkat-intisap istihsânî, yani isteğe bağlıdır. Hür irâde ile ve bilerek, severek, isteyerek girilmelidir. Dolayısıyla bir sabî tarîkat ve intisâba aslâ zorlanmamalıdır. Belli bir bilgi seviyesi ve kendi karârını verebilecek yaşa gelince sâdece tavsiye edilmeli ve talep etmeyen kişi bu turnikeye sokulmamalıdır. (Turnikeye girilince geri dönüşü yoktur, mâlum). “Teklif var, ısrar yok.” sözü burada tam olarak geçerlidir.

Zorlamanın büyük bir mahzûru da şu: Çocuk belki de ilerideki hayâtında bir seyr ü sülûk ihtiyâcı duyup talepte bulunacaksa bile daha küçük yaşlarındaki böylesi zorlamalar sebebiyle bu sâhadan tamâmen nefret ettirildiği için böyle bir talepte bulunmaktan “El-hazer!” diyebiliyor. Daha da fecîsi namaz-oruç gibi farz ibâdetlerden bile soğumasıdır ki bu vebâlin altından kalkmak mümkün değildir.

Bakış zâviyemiz bu olunca bir çocuk ortaokulda bir müessesede  başlayıp hiç tarîkat-intisâp-seyr ü sülûk hayâtına girmeden üniversiteden mezun olabilmelidir.

Asgarî şart Kur'ân-ı Kerîm dersleri, ilmihâl bilgileri ve şer'-i şerîfe mutâbık yaşamasıdır. Yani ümmetin umûmen mükellef olduğu bir hayat...

Fazlası, istemeyene fazladır.

Bu yazı toplam 86 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim