Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala’nın Azerbaycan’ın Ağdam şehrinde gerçekleşen Türk Dünyası Genç Şairleri İkinci Kurultayı’nın açış konuşmasının metnini yayımlıyoruz.
Dün kardeşliğimizin, dayanışmamızın, birliğimizin ve beraberliğimizin sınandığı ve tescil edildiği Şuşa’daydık. Bugün işgal döneminde yerle yeksan edilen ancak Vatan Muharebesinden sonra bugün muzafferiyetle güçlü Azerbaycan devleti tarafından baştan sona inşa edilmekte olan Ağdam’dayız. Ağdam’da bugün muazzam yapılar yükseliyor. Bu yapılar şehrin bedenidir. Beden ancak ruhla hayat bulur. Binalara hayat veren ruh, fikir, kültür ve sanattır. Bugün içinde bulunduğumuz bu güzel binayı sanata ve şiire yönelerek canlandırmış oluyoruz. Türkiye Yazarlar Birliği olarak bu güzel programa paydaş ve şahit olmaktan son derece mutluyuz. Dilimize pelesenk olan, kulaklarımızın aşina olduğu güzel bir söz var. Bu sözün Mevlana’nın, Gandhi’nin, Konfüçyüs’ün, Ralph Waldo’nun olduğu ileri sürülür. Hiçbiri doğru değildir. Doğru olan bu sözün kültürleri aşan ve onları ortaklaştıran ufku seslendirmesidir. O söz şudur; “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür. Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür. Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür. Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür. Alışkanlıklarınıza dikkat edin; karakterinize dönüşür. Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür.” Demek ki, söz ve kader arasında doğrudan bir irtibat vardır. Sözü ve özünü bilip kullanan söz ehli kişilerin başında fikir adamları ve şairler gelir. Şairler ve fikir adamları yaşadıkları toplumun kaderinden mesul kişilerdir. Türk halklarının tarihine baktığımızda önemli şairler ve toplumların yaşadıkları kaderler arasındaki doğrudan irtibat çok rahat görülür. Bugün Türkistan coğrafyasının dört bir köşesinden gelen genç şairlerimizle birlikteyiz. Onlar şiirlerini söyleyecek bizler dinleyeceğiz. Onlar şiirlerini söylemeden şiir bizlere bir şeyler söylesin. Bana öyle geliyor ki şiir bize en az beş hususu ve dersi hatırlatır. Bugün ihtiyaç duyduğumuz konularda şiirin bize anlatabileceği derslerden bahsetmek istiyorum.

Birinci ders; şiir, yeterince istifade etmeyi başaramadığımız her şeyin çok kolay eskidiği, eskitildiği hız çağında, bize yavaşlama, durma, soluklanma ve sükuna ermeyi gösterebilir, öğretebilir. Dikkatini ve odağını kaybetmiş bir dünya insanı, otantik varoluş imkanlarını da yitirir. Şiir tam burada insanı dikkat ve rikkatle kuşandırabilir.
İkinci ders; şiir, köksüz ve yönsüz kanat çırpılamayacağını insanın yüzüne çarparak ona ders/dert olabilir. Yenilik yapmak ve yeni bir şey söyleyebilmek için geleneği ve bugüne bizi getiren pusulayı tanımak, bilmek gerekir. Nizamî’yi, Fuzulî’yi, Yesevî’yi, Mevlana’yı, Yûnus Emre’yi tanımadan ve sindirmeden kalıcı ve yeni olan ortaya nasıl konulabilir ki?!
Üçüncü ders; şiir, yapay zekaya karşı her şey mağlup olmaya yüz tutarken ona direnmenin imkanını bize hatırlatmak suretiyle ders verir. Yapay zeka şiir yazmaz, iyi şiirleri en iyi şekilde taklit edebilir. O hâlde şiirlerimizin taklit eden mi yoksa taklit edilecek olan mı olduğunu en azından kendimize sormayı bize şiir öğretebilir. Şiirin öz suyu, şahitlik ve yaşanmışlıktır. Çağının ne avukatı ne savcısı ne yargıcı olmadan, şahidi olarak ve çağını tecrübe ederek çağın çelişkilerini, çeldiricilerini, ayartılarını, neşelerini, hüzünlerini, kırılganlıklarını yaşayabilen yapay zeka değildir, bizzat insandır. O hâlde ancak insan şiir yazabilir/söyleyebilir.

Dördüncü ders; ekran arkasında yaşanması gereken bir hayatın olduğundan bizi şiir haberdar eder. Ekrana teslim olmama isyanını şiirle duyabiliriz. Sosyal medyada bize görünen dünya, otantik olan her şeyden kopartılmış, ayartılarla tılsımlanmış, algoritmalarla sınırlanmış, öyle olmamakla kanıksanmış yapaylılıkları haizdir. Hakikî şiir, tüm yapaylıklara ve banalliklere direnir, isyan eder ve bu ilizyon perdesini yırtabilir.
Beşinci ders; şiir, kelimenin sırrının ve namusunun muhafızlığını yapar. Kelimelerin hızla tüketildiği, kamuslarda kelimelerin azaldığı, kamusun namus olduğu şuurunun yitirildiği, iletişimin mefhum ve imgelerden soyundurularak emojilere hapsedildiği bir dönemdeyiz. Popüler kültürün dayattığı kelime ve imge fakirliğine, bön yaşama teslim olmamalıyız. Şair, kelimeleri kullanan değil, aynı zamanda onları canlandıran, unutulan kelimelere vefa gösteren, yarının dünyasını anlatmamıza yardımcı olacak kelimeler teklif eden kişidir. Dilimiz vatanımızdır. Şair, bu vatanın kelime hattında hepimiz için asalet ve şahsiyet nöbetini tutar. Şiir bize bunu da öğretir.
Şiirin öğretebileceği dersler, derdimiz olsun. Derdimizi sevelim. Şiir bu sevdaya şahidimiz olsun. Şahitliğimizi her daim hatırlayalım. Bu program da buna vesile olsun. Hepinizi muhabbetle selamlarım.


























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.