Geoffrey Lewis’in “Trajik Başarı-Türk Dil Reformu” eserinden notlara devâm ediyoruz. (Tercüme eden: Mehmet Fatih Uslu, Gelenek Yayınları, İstanbul, 2004)
“Psikoloji” kelimesinin köken olarak Türkçe olduğuna dâir gayretli bir konuşmadan alınmış pasajla başlayalım: İbrahim Necmi, ikinci Dil Bayramı münasebetiyle yaptığı ve Tarama Dergisi’nden bahsettiği konuşmasında, vurdumduymaz bir cehalet sergilemektedir: Dergideki sözler, öz dilimizin hem zenginliğini, hem de başka dillere kaynaklığını gösterecek değerdedir. Bir örnek verelim. Bugün herkesin söylediği ‘psikoloji’ sözünün kökü aranacak olursa bunun ‘psikoz’dan çıktığı görülür. Etimoloji kitapları bunu da ‘nefes’ diye anlatırlar. Yaşamanın nefes almakla bir olduğunu düşünen eskilerin ‘nefes’le ruhu bir tutmaları kolay anlaşılır bir iştir. Şimdi Dergide ‘nefes’ sözüne bakarsanız ‘Pıs’ diye bir söz görürsünüz ki ‘psikoz’ sözünün de, ‘nefes’ lakırdısının da hep bu ana kaynaktan kaynamış olduğunu anlamak pek kolay olur... (Türk Dili, 10 (1934), 23-4)
Daha sonra başka bir örnek olarak ise tünel (İstanbul halkı sözcüğe İstiklâl Caddesi’nin sonundan Haliç’e giden yeraltı yolunun ismi olması nedeniyle aşinadır) sözcüğünü verir. “Herkes’in bildiği, bu sözcüğü bizim Fransızlardan aldığımızdır.” dedikten sonra ise yakınlarda çıkmış bir Fransızca etimoloji sözlüğünün, bu sözcüğün Fransızca’ya İngilizce tonnel kelimesinden geçmiş olduğunu belirttiğini söyler ve devam eder: “Şimdi Dergiyi açınız: ‘Tün’ sözünün ‘gece, karanlık’ demeye geldiğini görürsünüz. Buna ‘Kural, kaval, çakal, sakal, güzel...’ sözlerinin sonunda görülen ‘al-el’ ekini katarsanız ‘Tünel’in ‘karanlık yer’ demeye gelen öz Türkçe bir söz olduğu ortaya çıkar.” Bu son paragrafla birlikte, psikoz (‘psychosis’) ve psyché sözcüklerini birbirine karıştırması ve Arapça nefes sözcüğün ikinci hecesini pıs (Tarama Dergisi’ne [1934] göre Kırgızca kökenli ve ‘zayıf nefes’ anlamında) sözcüğüyle aynileştirmesi bir arada ele alındığında, en hafif tabiriyle bu kişi filolojik yetkinlik bakımından eksiktir diye değerlendirilebilir. İbrahim Necmi, edebiyat hocalığı yapmasına ve 1935’ten sonra Büyük Millet Meclisi’ne seçilmesine rağmen, eğitimi bakımından avukattır. Fakat bu, onun Dil Kurumu’ndaki kariyerine zarar vermemiş ve 1934 ile 1945 arasında Kurum’daki Genel Sekreterlik görevini devam ettirmiştir.
Tarama Dergisi’nin yayınını takip eden dilbilimsel kaos sırasında Atatürk, Atay’a şu yazılanlara benzer bir şey söylemiştir: “Çocuğum beni dinle,” dedi. “Türkçenin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Bir çıkmaza girmişizdir. Dili bu çıkmazda bırakırlar mı? Bırakmazlar. Biz de çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız.” Atay’ın bundan sonra yazdıkları ise daha önemlidir: “Fakat bir noktada ısrar etti. Türkçe’de kalacak kelimelerin aslında Türkçe olduğu izah edilmeliydi.”
Yakıştırmacılık ilminin temeli atılıyor!

























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.