• İstanbul 26 °C
  • Ankara 28 °C

TYB Tarihi Roman Ödülü Sahibi İsmail Bilgin'le Röportaj

TYB Tarihi Roman Ödülü Sahibi İsmail Bilgin'le Röportaj
Milletlerarası Tarihi Roman ve Romanda Tarih Bilgi Şöleni Tarihi Roman Ödülünü alan İsmail Bilgin'le romanları hakkında konuştuk.

Tarihi roman için yüz küsur yıllık romancılığımızın vazgeçilmezi diyebilir miyiz?

Romanın edebiyatımızda kısa sayılabilecek bir geçmişi var. Yüzyıllık bir süreç olsa da bu kısa sayılabilir. Batı’da çok daha önce başlamıştır. Ancak tarihi roman da bu kısa geçmiş içerisinde son on beş-yirmi yılda büyük bir ilgi toplamış; bu konuda gerek yazar ve gerekse de okuyucu nezdinde revaç görmüş bir tür durumundadır.

Son dönemlerde özellikle çok okunan ve ilgi gören roman türlerinin tarih olduğuna şahit olmaktayız.  Vazgeçilmezi çok iddialı olur ama Türk Romancılığının önemli bir merhalesini tarihi roman oluşturuyor diyebiliriz…

 

Tarihi roman yazmadan önce okuduğunuz, beğendiğiniz tarihi romanlarımız hangileridir?

En başta elbette merhum Mustafa Mecati Sepetçioğlu’nun kitaplarını sayabilirim;  Kapı, Kilit, Konak,  Ve Çanakkale; Geldiler, Gördüler, Döndüler… Bekir Büyükarkın’ın Gün Batarken (İlk Çanakkale romanı sayılabilir),  Mehmed Niyazi’nin Çanakkale Mahşeri’ni de eklemek mümkün… Çocuk iken Ömer Seyfettin’in Hikayelerini de sayabiliriz. Tarihe yönelmemde Ömer Seyfettin’in bilinçaltıma kazınan bir etkisi vardır. 

 

Roman yazarlığında bilginin mi yoksa ilhamın mı daha önemli olduğunu düşünüyorsunuz?

Her ne kadar roman yazıyorsak da tarihimizdeki olayları ve kişileri yazıyoruz. Tarihi roman alanında bilginin ilhamdan önde olduğuna inanlardanım. Bunu çok da ciddiye alırım. Hangi olayı yazacak isem literatür bilgimin yeterli olması için çalışma yaparım. Daha sonra yan karaketerlerle konuyu süslerim. Ama gerçek olayın ve kişilerin doğru ve objektif anlatılmasına dikkat ederim. Elbette hayali bir kahraman ve olay yazılıyorsa ilham ön plana çıkabilir.

 

Tarihin gerçekleri romanın gerçekleri ile ne ölçüde telif edilebilir?

Roman türü yazara  ucsuz bucaksız bir alan açmaktadır. Ben tarihi gerçeklerin roman gerçeği ile de gayet iyi bir şekilde, alabildiğine geniş anlatılacağını/anlatılabileceğini düşünüyorum. Zaten kitaplarım hep bu amaçla yazılmıştır. Olayları yada kişileri anlatırken o dönemin özellikleri/durumu irdelenir. Hatta bazı noktalarda önemli olayların okuyucu nezdinde vurgulanması için belgelere/alıntılara  dahi yer verdiğim vakidir.  Örneğin Fahrettin Paşa Medine Müdafaası’nı anlatırken çekirgenin nasıl yenileceğini dair geniş bir malumatını okuyucuya alıntılarım. Çünkü “çekirge yediler” dediğinizde siz yazar olarak okuyucu karşısında inandırıcı bulunmayabiliyorsunuz. Okur bunun gerçek olmadığını da düşünebiliyor…

 Tarihi roman bana göre  okuyucuyu dolaylı da olsa bilgilendirme görevini üstlenmelidir. Bazen okur bu özelliğimi de eleştirir, Arşivde yazılmış bir kitap gibi yada roman gibi de der…  Ancak şunu da gözardı etmemelidir yazar, tarihsel olaylar ve kişiler hakkında yazdığı her şeyden iki cihanda da sorumludur… 

 

Tarih sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor? Eserlerinizi kaleme almadan dönemini araştırmak, havasına girmek gibi bir temayülünüz var mıdır?

Tarihimizin yaklaşık 2000-3000 yıllık geçmişi var. Bu geçmişte milletimizi millet yapan pek çok özellik pek çok olay ve kişiler var. Günümüzde bunların bilinmesi gereklidir diye düşünüyorum. Geçmiş bilmek geleceği doğru planlamaktan geçer. Bu beylik bir söz olsa da haklılık payı çok fazladır. Bu yüzden her bireyin kendi tarihini iyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de tarihi roman türünü bulunmaz bir fırsat ve imkân olarak örüyorum… Zira tarih hep bilinenden ötedir.

Yazacağım konu hakkında geniş bir literatür taraması yapar, konu ile ilgili tefurratlı bilgi edinirim. Bu bilgilerden roman için konu olabilecek ya da romanda kullanılabilecek olayları dönem sırasına veya tarih sırasına göre de inceler yan karakterlerle zenginleştiririm. Araştırmadan, hele yaşanmış olaylar hakkında sadece hayal gücüne dayalı yazım (bu benim elbette şahsi görüşüm)temelsiz kalıyor…  O zaman pek çok eleştiri alıyorsunuz.  

 

Sırf roman yazmak için mi eserlerinizi kaleme alıyorsunuz? Yahut da tarih anlatmak maksadıyla mı tarihi roman alanını seçtiniz?

Bu sorunun cevabını bir önceki soruda dolaylı da olsa verdim… Ben tarihi olayları az bilinenleri/bilinmeyeleri gerçeğe yakın bir şekilde okuyucuya anlatarak, onu dolaylı bir şekilde haberdar etmeyi amaçlıyorum. Bir tür tarih bilinci oluşturma gayreti ya da katkısı diyebilirim. Gerçek bilgilerin romansı özellikleri ile harmalandığı bir tür benimkisi…  Bu benim liseden beri olan hayalimdi. O dönemde tarihin o yavan ve insanı sarmayan, cezbetmeyen şekilde okullarda anlatışına karşı ben de “Şöyle şöyle yazsam ilgi uyandırır mı?” diye düşünmüştüm…

Örneğin ilmi bir makale (akademik camiada ilgi görür) çok önemli de olsa okuyucu nezdinde sıkıcı olabilir. Ama bunu roman tarzında anlatırsanız, okuyucu sürekleyici bir şekilde okuyabilir… Onun ilgisini çekebilirsiniz…

 

Hangi ortamlarda daha rahat yazarsınız?

Sessiz sakin ortamları tercih ederim. Ancak konu beni çok cezbetmiş ise adeta bugünkü hayattan soyutlanır o dönemi bir pencere arkasından seyretmiş gibi olurum. O zaman ortam da fark etmiyor. Her ortamda yazabilirim. Pek çok kitabımı geceleri bazen sabaha dek yazarak tamamladım. Sessizliği ve yalnızlığı severim…

 

Romanda gerçeğe mi yoksa kurguya daha çok önem verirsiniz?

Tarih yazılacaksa ben gerçeğe çok daha önem veririm. Açıkçası kurgu ikinci planda kalır. Ama hem gerçekçi hem de çok iyi kurgulanmış kitaplar piyasada var. Elbette en ideali; sürükleyici/heyecanlı bir kurgu ile gerçek olayların anlatılmasıdır… Satırlarda ve diğer sayfalarda okuyucunun merakını sürüklemek önemlidir.

 

“Bir roman yazayım ama tarihi olmasın” diye düşündüğünüz oldu mu?

Evet böyle bir şeyi düşündüm. Ama bu kez de ben çok zorlanıyorum. Belki ileride konusu tarih olmayan kitap yazmak, en azından birkaç tane olsun yazmak isterim… Sıradaki dosyalar bittikten sonra neden olmasın…

 

Sizin için Çanakkale’yi yazmak bir tutku mu?

Çanakkale Cephesi’nde yaşananları, olayları, kişileri doğru objektif şekilde anlatmayı ilke edindim. Elbette bunu ne kadar yapabiliyorum bu okuyucunun takdiridir. Burada hakem okuyucudur… Ben her kitabımı daha iyi yazmak için gayret içerisindeyim. Evet gerçekten benim için Çanakkale’yi yazmak bir tutku. Bazen keşke sadece Çanakkale yazsam dediğim zamanlar da olmuştur…

 

Gelibolu olmanızın Çanakkale ile ilgili roman ve araştırma eserleri yazmanızda rolü ne ölçüdedir?

Baş sebeplerden birisidir… Çünkü çocukluğunuzdan beri o topraklarda yaşananları, anlatılanları dinlemek, yarımadayı gezmek, o ulvi atmosferi solumak mutlaka yazmamda etkili olmuştur. Bu bakımdan kendimi şanslı sayarım. Buna şükrederim… Hem de Gelibolulu olmayı bir nimet bilirim.

 

Yazacağınız başka Çanakkale romanı, kitabı var mı?

İleride iki tane daha romanda, ele alınmamış konuları/kişileri anlatmayı istiyorum… Rabbim sağlık ve ömür verirse, Çanakkale hususunda iki kitap daha yazmayı, kısmetse düşünüyorum... Bir de ciltlerce hacminde “Çanakkale Günlüğü” yazmak isterdim ama ona ömrüm vefa etmez. Çünkü bu tür bir çalışma ekip işi. Bir kişinin altından kalkacağı iş değil…

Her şey için; bu röportaj için bana tevdi edilen roman ödülü için, Yazarlar Birliği yönetimine ve ilgililerine teşekkür eder, saygılarımı sunarım… 

 

 

 

İsmail BİLGİN

 

    İsmail Bilgin 1964 yılında Gelibolu’nun Evreşe Nahiyesinde doğdu. İlkokul ve ortaokulu burada bitirdikten sonra Liseyi Gelibolu’da okudu. 1984 yılında İstanbul Üniversitesi Jeoloji Mühendisliğini kazandı.  Fakülteyi 1988 yılında bitirip Yüksek lisansını yaparken 1990 yılında mezun olduğu okula asistan olarak geri döndü. 19913 yılında Yüksek lisansını ardından doktorasını da 1999 yılında tamamladı. 2000 yılında, kendi isteği ile Üniversiteden ayrılıp bir kamu kuruluşunda çalışmaya başladı.

Küçüklüğünden beri okuma ve yazmaya karşı büyük tutkusu olan yazar, 2000 yılında Ömer Seyfettin Hikâye yarışmasında İstanbul Depremi’ni anlattığı “Ne Oluyor Dendiği Zaman” adlı hikâyesi ile birinci oldu. Bu tarihten itibaren artan bir gayret ile yazı hayatını sürdüren İsmail Bilgin, daha çok yakın tarih konularını, özellikle de 1. Dünya Savaşı dönemini ele alan eserler ile çocuklarda tarih bilincinin oluşmasına katkıda bulunmak için tarihi hikâyeler ve gençlik romanları yazdı.  

Başlıca eserleri:

Gelibolu, Çanakkale’ye Gidenler, Çanakkale Destanı, Çanakkale Günlüğü, Çanakkale Tufanı, 57.Alay Çanakkale-Galiçya-Filistin üçlemesi, Çanakkale’nin Kadın Kahramanı, Sarıkamış Beyaz Hüzün, Elveda Balkanlar, Medine Müdafaası, Kut’ül Amare, Osmanlılar Geliyor…

 

Bu haber toplam 1612 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim