• İstanbul 32 °C
  • Ankara 35 °C

Afyon; Mutluluktan Yıkılıp Gelen Şehir

Fahri TUNA

Karahisar Kalesi yıkılır gelir / Kahkülü boynuna dökülür gelir                                                                  Yayladan gel allı gelin yayladan / Kesme ümidini Gadir Mevlâ’dan

Portre / Fahri Tuna

Bu güzel türküyü ilkin Kıraç’tan dinlemiştim. 2000’li yılların başları olmalı. Bayılmıştım. Sonraki süreçte altı sene telefonumun açılış müziğiydi bu türkü. Üstelik Kıraç, Rock tarzında söylüyordu. Halbuki yöre ağzıyla çok daha yumuşaktı türkü. Ağustos ayında ılgıt ılgıt esen ikindi rüzgârı gibi serinletiyordu insanın yüreğini.

Gün oldu, 2005 yazında, dönemin Taraklı Belediye Başkanı Tacettin Özkaraman ile hanımlarımızı da alıp yollara düştük. Nerde akşam orada sabah…  Bolu, Polatlı, Odunpazarı, Bolvadin, Afyon, Kütahya… Sakarya Vadisinde enfes bir tatil yaptık. Dostlarımızı ziyaret ettik, Yunus’la, Nasreddin Hoca’yla, Seyyit Battal Gazi ile selâmlaştık. Sakarbaşı’nda sadece elimizi yüzümüzü değil, içimizi de yıkadık.

Derken bir şehre vardık. Eski mi eski. Güzel mi güzel. Samimi mi samimi. Kucaklayıverdi bizi. Başımızı kaldırdığımızda bir de ne görelim:  Sarp mı sarp bir kale, yıkılıp geliyor üstümüze. İlk rastladığım, gara guru, altı köşe şapkalı orta yaşlı amcaya bu şehir neresidir emmi? dedim, Afyon yeğenim! Görmüyon mu, Garahisar galesi yıkılıp duruyo üstümüze! dedi. Çok teşekkür ederken, cahilliğime de yanmadım değil. Anladım ki, çok okuyan değil çok gezen tanıyormuş şehirleri.

Kızım Ayşenur on dördünün içindeydi o günlerde. Baba kız karar aldık, kaleye yollandık, ve ve ve, kalenin zirvesinde tırmandık, kuşbakışı şehre bakarak:

Ben bir koyun olayım, sen de bir kuzu / Meleye meleye getirem yazı                                                                          Yayladan gel allı gelin yayladan / Kesme ümidini Gadir Mevlâ’dan

Türküsünün ikinci bölümünü söyledik. (Kızımla hep yaptık o gezide bunu zaten: Bolu’da Siyah giyme toz olur / Beyaz giyme söz olur’u,  Polatlı’da Misketi, Eskişehir’de Halkalı şekeri, Kütahya’da Elif dedim be dedimi de söylemiştik birlikte.) Şehirler biraz da türküleriydi bizim için.

Mâlumunuz, biz seyyah ruhlu yazarlar, hangi şehre gitsek o şehrin özel ve yerel lezzetlerini tanımak isteriz. Afyon’da da öyle yaptık ekipçe. Belediyenin sol yanında, orta hâllice bir lokantada yerimizi aldık. Garson sordu: Paçık mı Çarpan mı? Anlamadık tabii ki. Meğer ikisi de Afyon’un, en meşhur ve aranan çorbasıymış. Cevabımız ikisi de oldu. Biri hanıma biri bana, tattık da, ikisi de birbirinden leziz hakikaten. Ana yemek mi? Eşim Bükme dedi, kızım Ağzı açık, ben tabii ki Çullama köfteyi tercih ettim.   

Kale ve türküden gayrı, Afyon, üç şey demekti benim gözümde o gezide: Sucuk, kaymak, patatesli ekmek. Üçünden de aldık ayrılırken şehirden. Diyeyim size, üçü de birbirinden nefisti. Tıpkı yemeklerinin şahane olduğu gibi.

Patates ekmekti Afyon’da. Ekmek teknesiydi. Türkiye’de patates dört şehir, Bolu, Adapazarı, Nevşehir ve Afyon demekti, evet. (Ama geçen on beş yıllık süreçte bir Afyon kaldı geriye, birazcık da Nevşehir.) Bugünün Türkiye’sinde en çok Afyon Patatesi satılıyor/aranıyor pazarda dersek, yanılmış olmayız. Helal size Afyonlular demek düşüyor bize de.

Bizim ailede herkesin bir sanı, prototip bir sözü vardır: Bismillahirrahmanırrahim kendi ganıma kaynanamdır, Nişkoz eşim. Bilemiyeceğim büyük baldızımdır, Ben kendi görüşüme katılıyorum küçük baldızım. Rap rap rap kayınbiraderimdir, Yıkılıyo benden on dört yaş küçük olan kızkardeşim. Ne zaman güzel bir yemek yapsa telefon eder kardeşim, gözleme yaptım, yıkılıyo, gelin hadi! Kızkardeşim ne zaman yıkılıyo dese, benim de aklıma onun eliyle yaptığı nefis yemekleri değil, Afyon geliyor, yalanım yok!

Sonra Bolvadin’e düştü yolumuz. Sevgili ağabeyim Yönetmen Yücel Çakmaklı’nın ayak izlerini takip ettik adeta. Bolvadin’in o zamanki gösterişsiz samimi çalışkan üretken halkla hemhâl üstelik kaymakam kökenli entelektüel belediye başkanı Ahmet Helvacı, gösterişli ve tarihi bir konağa götürdü bizi ve ekledi, Atatürk Büyük Taarruzun plan ve stratejisini işte bu evde, Yücel Çakmaklı’nın dedesinin evinde yapmış. Nasıl mutlu olduk. Anlatamam. Sultan II. Abdülhamit yapısı Redif Kışlası’nı da gördük o gün Bolvadin’de. Bir şeyi daha fark ettik o gün: Afyon mu daha tarihî, Bolvadin mi? Hangisi daha büyük?  Hangisi hangisine bağlı? (Şimdi burada D. Mehmet Doğan Ağabey olacaktı, Bolvadinli İbrahim Ulvi Bey’in gözlerine bakıp bıyık altından gülerek Bolvadin tabii ki. Afyon tarih boyunca Bolvadin’e bağlıydı diye takılacaktı. Çok sevdiğim her iki büyüğüme de selâm olsun buradan.)

2017 yılı Martında Belçika’nın başkenti Brüksel’deydim. Meğerse Brüksel’deki Türklerin büyük çoğunluğu Afyon Elmadağlı’ymış. Hatta şehir merkezinde bir ilçenin, Saint-Josse’nin belediye başkanı Emir Kır da Emirdağlıymış. Brüksel’de doğup büyüyen ünlü türkücü Kubat da. (Asıl adı Ramazan Kubat bu arada.) Kilometrekareye üç yüz on iki Emirdağlı düşüyor Brüksel’de esprileri yapılıyor orada. Belçikalılar soruyormuş oradaki Türklere, Tamam anladık, Afyon Emirdağ’a bağlı. Peki Ankara’da mı Emirdağ’a bağlı? Kahkahanın bini bir para tabii. (Bir helal olsun da Emirdağlılara buradan.)

Buyurun size bir Emirdağ türküsü:

Emirdağı birbirine ulalı / Emirdağı birbirine ulalı / Altın yüzük parmağında dolalı, gelin dolalı
Burnun mu böyüdü gelin olalı, gelin olalı? / Gız iken yandığım sen değil misin, gelin sen misin?

Afyon tam bir türkü membaı aslında. Sivas kadar, Kırşehir kadar, Erzurum kadar. Hepsi birbirinden güzel türküler.

Cevizin yaprağı dal arasında / Güzeli severler bağ arasında… Bir başkası:  Dam başına ası da goymuş galbırı / Bekârları da yatağından galdırı / Bu dert bizi de iflah etmez öldürü

Bu Afyon türküsünü ilk duyduğumda, Anaaa, bu türkü bizim köyün ağzıyla gonuşuyooo demekten kendimi alamamıştım. Zira annem de, küçüklüğümüzde eleme aygıtlarını üçe ayırırdı, dün gibi hatırlıyorum: Elek, gözer, galbır (kalbur).

Arka sıralarda kitap okuyarak geçirdiğim günlerde, sınav akşamları beni çalıştırarak Mühendisliği bitirmemde büyük katkısı olan, sabır zekâ ve disiplin küpü, musalli mütevekkil mütebessim adam sınıf arkadaşım, - şimdinin profesörü – Çay ilçesinden Bayram Topal’dır bende Afyon. Büyük bir turizm şirketinde satış elemanlarına eğitim verirken kıt anlayışlı biriyle dangalak kavgasına girdiğinde, iş çıkmaza girince, Bu salonun en büyük dangalağı benim, var mı diyeceğiniz? diyerek tartışmayı bitirdiğim sevgili arkadaşım, güzel kalpli adam, vefalı yürek, mert ve hoşsohbet kardeşim, zaman zaman sen kazmasın ben balta yarışması yaptığımız Sultandağlı Hüseyin Balta’dır bende Afyon.

Hüseyin Balta’ya sordum, Senin için Afyon üç cümle ile nedir? İşte cevabı: Anneannemin  verdiği on kuruşla aldığım çeyrek somun (şehir) ekmeği. Lâstik ayakkabımın kayıp ırmağa düşmesi. Sıpayı kovalarken tam yakaladım dediğim anda tekmeyi anlıma yapıştırması, kanaması.

Afyon iliklerine kadar Türk’tür. İliklerine kadar da Müslüman. Ayetlerin hadislerin türkü formuyla göründüğü, gönüllere dillere kalplere nakşedildiği şehir. Türküleri bile namaza kaldırır insanı: (Aman laikler duymasınlar, gerici Afyon diye kampanya başlatırlar. Başlatmazlarsa da hatırım kalır zaten.)   Al Fadime’m bal Fadime’m / Yanakları gül Fadime’m / Uyan uyan sabah oldu / Namazını kıl Fadime’m.

Afyon; Alların, güllerin, iyilerin memleketi.

Ezanın namazın orucun memleketi. Türk’ün, Türkçenin, türkülerin memleketi.

Mutluluktan yıkılan memleket.  Yıkıla yıkıla gelen şehir Afyon.

Afyon; her seferinde mutluluktan yıkılıp gelen şehir.

img-20210121-wa0004.jpgimg-20210121-wa0005.jpg

Bu yazı toplam 61 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim