• İstanbul 30 °C
  • Ankara 34 °C

Akif İnan’ın Dili – I

Ali Sali

Akif İnan Dil zevkiyle arkadaş muhitinden farklıdır!

Akif İnan merhum tırnak içinde “camianın” Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç sonrası neslin ilk şairlerinden biri. Şiirlerinde ya da şöyle söyleyelim şiir yazma tarzında başta Necip Fazıl olmak üzere Türk şiirinin yine tırnak içinde “eski tarzını” tercih ve şiir yazma tarzında takip eden şairlerimizin önde gelenlerinden. Necip Fazıl ile farklı bir hukuku var. Aynı nesil içinde birlikte anıldıkları diğer arkadaşlarından daha farklı yaklaşıyor Necip Fazıl ona ve ayrı yaklaştığını da hem görüşmelerinde hem de farklı zeminlerde dile de getiriyor. Necip Fazıl demişken hemen ondan, Babıâli isimli kitabından Akif İnan’la ilgili bir alıntı yapalım:

Bizimkiler; ah bizimkiler!.. Fikirde, sanatta, politikada ve aksiyonda onları kısa bir muayeneden geçirelim: Aralarında oluşlarını Büyük Doğu’ya bağlayabileceğimiz fikir ve sanatçılar; Sezai Karakoç, Mehmet Akif İnan, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Mustafa Yazgan…

(…) İşte Büyük Doğu teknesinin fikir ve sanatta en yetkin ve olgun hamur münevverlerinden Mehmet Akif İnan, kendi öz nefis muhasebe ve murakabesini şu mısralarla vermek kudretini gösteriyor: Anamı sorarsan Büyük Doğu’dur / Batı ki, sırtımda paslı bıçaktır’.” (Vurgular bana ait. A. S.)

Muhtemelen hatırlayanlarınız olacaktır, en azından bizim nesilden bazı arkadaşlar hatırlayacaktır Akif İnan’ın bu iki mısraı 1970’li yılların ikinci yarısından sonra neredeyse yine tırnak içinde “bizim camia” tarafından bir slogan haline getirilmişti. Yetmişli yıllardaki birçok talebe mitinginde, birçok siyasi mitingde bu iki mısraın hem döviz olarak bez afişlere yazıldığını hem de slogan olarak kitleler tarafından bağırıldığını da hatırlıyorum! Necip Fazıl Kısakürek’in Babıâli’de Akif İnan’a yaptığı bu büyük övgü bir yandan Büyük Doğu isminin / tamlamasının şiirde “ana” istiare olarak kullanılmasının etkisi varsa da asıl etkisinin Necip Fazıl’ın hem her Ankara’ya gelişinde görüşmeler, sohbetler dâhil birçok hususu Akif İnan’ın organize etmesinin olduğunu da söyleyebiliriz. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisini ve bu isimle yurt çapında dernekleşme hayalini de görmezden gelmemek lazım bu arada. Tabii bir de Akif İnan merhumun, Necip Fazıl’ın konferanslarının takdimcisi olmasının, bu durumun Necip Fazıl ile Akif İnan arasında oluşturduğu sıcak bağın etkisini de görmezden gelemeyiz.

Akif İnan’ın Necip Fazıl ile olan bu hukuku sadece şiir tarzını değil dilini de doğrudan etkilemiştir. İnsanız, insan içinde hayatını idame ettirdiği şehirden etkilendiği, o şehrin başta kültürü olmak üzere birçok unsurundan etkilendiği gibi, birlikte zaman geçirdiği çevreden de etkileniyor. Hem şehrin dili ve kültürü hem de çevrenin, isterseniz muhit diyelim buna, dili ve tarzı da kişinin gelişimini, hayatını devam ettirme tarzını, ilgilerini etkilemenin ötesinde belirlediği bile oluyor. Şehir ve çevrenin yanı sıra kendisi için taklit ve takip etmeye değer görülen kişilerin dil, tavır, ideolojik duruş gibi hususiyetleri de etkiliyor ve belirliyor kişiyi. İşte Akif İnan’ın Necip Fazıl’dan etkilenmesine de bu gözle bakmak gerekir diye düşünüyorum. Lise öğrenimi için Urfa’dan Maraş’a gelen Akif İnan da edebiyata olan ilgi ve bağlılığını muhtemelen birlikte olduğu arkadaş çevresi ediniyor. Fakat Necip Fazıl ile yakınlığı ve onunla oluşturduğu arkadaşlarından farklı hukuku dil ve edebiyat tavrı anlamında onlardan ayrışmasını da beraberinde getirmiş olmalı.

Biliyorsunuz Akif İnan merhum başta Nuri Pakdil olmak üzere Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören, Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu gibi edebiyatımızın önemli isimleriyle birlikte anılır. Bu edebiyatçılar başlangıçta Edebiyat Dergisi ekibi olarak anılsa da 1970’li yılların ikinci yarısından itibaren Mavera ekibi olarak anılırlar. TRT’de yayınlanan Yedi Güzel Adam dizinden sonra ise her biri için tırnak içinde “yedi güzel adamdan biri” olarak bahsedilir oldu.

Edebiyat dergisinin birinci nesil yazarları olan bu isimler derginin tartışmasız önderi olan Nuri Pakdil’den, Pakdil’in yazma tavrından, hatta Pakdil’in dil tavrından da kuşkusuz etkilenmişlerdir. İçlerinde Pakdil’in tavrından (mücadeleci, siyasî sistemi yok sayıcı, siyasî sistemin simge isim ve kurumlarına karşı alabildiğine düşmanca bir tavır takınma) etkilenip etkilenmediği Akif İnan’ın tartışılabilir. Çünkü Akif İnan merhum hayatının sonuna kadar bu mücadeleci tavrını hiçbir hâl ve şartta değiştirmemiş biridir. Fakat Pakdil’in dil tavrından, yazar tavrından (yazma tarzı anlamında) belki en az etkilenen Akif İnan olmuştur. Buna rağmen Edebiyat dergisinde yazdığı yıllarda Akif İnan’ın kullanmasının hiç beklenmeyeceği kelimeler ne yazık ki İnan’ın şiirlerine de girmiştir! Yazma tavrı anlamında bazı şeylerin simge ile anlatılması ne yazık ki bir iki örnek ile Akif İnan’ın şiirlerine nüfuz edebilmiştir! Bunun, yani bazı şeylerin simge ile anlatılmasının karşısında falan olduğum sanılmasın, karşı çıkıyor değilim, bunun kötü bir tercih olduğunu da söylüyor değilim. Sadece Akif İnan’ın hayatı boyunca yapmadığı bir şeyi bir iki defa da olsa Edebiyat dergisi ekibi olarak anıldığı dönemde yaptığını hatırlatmak istedim! Bu kelimenin tüm anlamlarıyla bir muhit etkisidir işte!

Devamı: https://www.elestirel.net/index.php/2020/03/13/akif-inanin-dili-i-sair-yazar-ali-sali-yazdi/

Bu yazı toplam 126 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim