• İstanbul 14 °C
  • Ankara 10 °C

Aydın Ünal: ‘’Erdoğan ben demeyen biz diyen mütevazi bir liderdir’’

Fatma Gülşen KOÇAK

Uzun yıllar Erdoğan’ın yanında ve yakınında bulunmuş metin yazarlığını yapmış Ak Parti Ankara Milletvekili Aydın Ünal ile Cumhurbaşkanımızın bilinmeyen yönlerini ve gündemdeki önemli meseleleri konuştuk.

 

Röportajımıza 16 Nisan ile başlamak istiyorum. Referandum sonuçlarını nasıl değerlendirirsiniz?

Muhteşem bir zafer olarak değerlendiriyorum. Bunu da çeşitli vesileler ile ifade ettim. Burada sorun, beklenti çok yüksek tutuldu. Hem yapılan açıklamalarda hem de kamuoyu anketlerinin sonuçlarında beklenti çok yüksek tutuldu. Beklentinin çok yüksek tutulması da %51,5 oranının küçümsenmesine yol açtı. İnsanlarda bir burukluk oluştu. Ben bu burukluğu çok yersiz buluyorum. Sistem değişikliği yaptık, bu dünyanın hiçbir yerinde kolay değildir. 80-90 yıldır kullanılan sistemi değiştirmek, böyle bir reform yapmak asla kolay bir iş değildir. Buna bir takım ideolojik maksatla karşı çıkanlar olabilir ama size oy veren insanlar bile buna karşı çıkabilirler. Nitekim 2-3 sene öncesine baktığımız zaman başkanlık sistemine yönelik desteğin %25-30 oranlarında olduğunu görüyoruz. Çok kısa bir süre içerisinde biz bunu %51,5 oranına çıkarmış durumdayız.

Bu asla küçümsenmeyecek bir başarı ve çok büyük bir zaferdir. Önemli olan burada %50’nin üzerinde bir tane oy alabilmektir. Biz bir buçuk milyona yakın oy aldık. Bu da çok büyük bir rakamdır. Sadece oransal olarak değil aradaki fark olarak rakamsal olarak da çok büyük bir rakamdır. Türkiye gerçekten tarih yazdı. Yeni, güçlü, büyük bir Türkiye’nin oluşumu 16 Nisanda gerçekleşti. Suriyelilere vatandaşlık verilecek, muhtarlıklar kapatılacak, lokantalar kapatılacak, rejim elden gidiyor, cumhuriyet bitiyor gibisinden bir takım korkular salınmaya çalışılmıştı 16 Nisan öncesinde. Üzerinden iki hafta geçti artık yeni bir sisteme geçtik ama korkmamızı gerektirecek hiçbir durum yok. Tam tersine yasalar çıktıkça yeni sistem uygulanmaya başlandıkça bunun geçmişe göre daha iyi bir sistem olduğunu daha iyi işleyen bir sistem olduğunu ve Türkiye’nin sorunlarına da daha hızlı çözüm üreten bir sistem olduğunu göreceğiz, daha demokratik bir sistem olduğunu göreceğiz. Bir değişiklik yaptık, henüz bu değişikliğin ne olduğunu fark etmiş değiliz. İnşallah önümüzdeki yıllarda ne kadar güzel bir sisteme geçtiğimizi göreceğiz ve geçmiş yılarımız için belki de hayıflanacağız.

 

Uzun yıllar Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında, yakınında bulundunuz. Erdoğan’ın liderlik sırları nelerdir?

Onu lider yapan ve onu öne çıkaran birçok vasfı vardır. O vasıflar onu sınırlarımızı aşan bir lider yapmıştır. Ama bana sorduklarında söylediğim; Anadolu’yu çok iyi tanıyan bir siyasetçidir. Anadolu’yu, Anadolu’nun ruhunu, Anadolu’nun irfanını tanımak kolay bir iş değildir. Kürtler ile Türkleri aynı anda hissedebilmek, Aleviler ile Sünnileri aynı anda hissedebilmek, batı ile doğuyu aynı anda hissedebilmek çok zor, çaba gerektiren ve muhabbet gerektiren bir iştir. Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın bunu başarabildiğinin ve bu sayede siyasette başarılı olduğunu, bu sayede de bir önder ve bir lider olduğunu düşünüyorum. Buna inanıyorum. Anadolu’yu türküleriyle, şarkılarıyla, insanlarıyla çok iyi tanıyan bir lider ve siyasetini de adalet ve eşitlik üzerine kurabilen bir liderdir. Onu bu kadar öne çıkaran ve önder yapan da bence Anadolu’yu tanımasıdır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yürüyüşüne baktığımızda mücadelelerle ve başarılarla dolu olduğunu görüyoruz. Erdoğan daha çok hangi yönüyle gelecek kuşaklarda övgü ve saygı ile anılacaktır diye düşünüyorsunuz?

Ben Sayın Cumhurbaşkanımızın özgüvenini çok önemsiyorum. Biliyorsunuz ki Necip Fazıl Kısakürek ile bir yol arkadaşlığı var. Gençlik yıllarında Necip Fazıl Kısakürek ile tanışmış, onun takdirini de almış bir siyasetçi ve liderdir. Onu çok iyi gözlemlemiş. Onunla birlikte Anadolu’yu, Anadolu halkını ve Müslümanları da çok iyi gözlemlemiş. Bir Müslümanda olması gereken izzeti, şerefi ve en önemlisi de özgüveni taşıyan birisidir. Allah rahmet eylesin Necip Fazıl da şair ve yazarlığı dışında bir önder ve özgüven abidesiydi. Müslümanlara özgüven aşılamak için elinden geleni yapmıştı. Sayın Cumhurbaşkanımız da hayatı boyunca bunun mücadelesini verdi diye düşünüyorum

. Müslümanlara, Anadolu halkına, Türkiye halkına özgüven aşılamanın mücadelesini verdi. Başını hiç öne eğmedi. “İnanıyorsanız üstünsünüz” düsturundan hiç vazgeçmedi, bunu çok da sık tekrar etmiştir. Nerede konuşursa, hatta sadece konuşmalarında değil çalışmalarında da hem özgüven aşıladığını gördüm. Ben en önemli mirasının özgüven olduğunu düşünüyorum. Bugün nasıl Necip Fazıl’ı konuşuyorsak, şiirinden, hikâyesinden, makalesinden çok nasıl onun mümin duruşunu konuşuyorsak, ben inanıyorum ki Recep Tayyip Erdoğan’ın da elbette icraatları ve eserleri konuşulacak ama bunlardan daha çok Müslümanlara ve Türkiye’ye verdiği özgüven konuşulacak diye düşünüyorum.

Erdoğan’ın yalnız olduğu vurgusu her zaman canlı tutuluyor ve kendisi de söylüyor. Erdoğan sizce neden yalnız?

Özgüven aşılamak kolay bir iş değildir. Bu anlamda Necip Fazıl’da yalnız bir mütefekkir idi. Çok uğraşıyorsunuz, çok çabalıyorsunuz. Ama o özgüveni vermede ve özgüveni kalıcı kılmada kimi zaman başarısız olduğunuzu düşünebiliyorsunuz. Bunun yanında çok fazla insanla çalışıyor. Gençlik kolları başkanlığından başlayarak bugüne kadar bütün o kademelerde binlerce belki on binlerce insanla çalıştı. Birçok hayal kırıklığı da yaşadı. Kendisini üzen, kendisini hüzünlendiren kimi zaman da kendisini umutsuzluğa sevk eden olaylarla da karşılaştı. Onun yalnızlığı biraz da bundan kaynaklanıyor. Kendisindeki özgüveni, kendisindeki cesareti, kendisindeki heyecanı ve dinamizmi başkasında görmemenin sebep olduğu bir yalnızlıktır bu.

Batının Erdoğan antipatisi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Bu son derece normaldir. Batı Türkiye’de özgüveni yüksek, halkına inanan ve halkı ile birlikte hareket eden siyasetçi istemedi ve istemiyor. Bunun siyasi tarihte birçok örneği vardır. Örneğin; Rahmetli Adnan Menderes milleti ile yürüyen bir siyasetçiydi, milleti ile yürüyen bir liderdi. Başına neler geldiğini biliyoruz. Turgut Özal aynı şekilde gücünü tamamen milletten alan bir liderdi. Birçok projesini tamamlayamadan vefat ettiğini biliyoruz. Batı Türklerin de Kürtlerin de Arapların da önlerinde özgüvenli liderler istemiyor. Daha çok kendilerine ve kendi projelerine itaat eden, kendi politikaları istikametinde yürüyen siyasetçiler istiyor. Recep Tayyip Erdoğan bu kalıba uymuyor. Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi her şeyin önüne çıkaran özgüveni her şeyin önüne çıkaran, onurlu yaşamayı her şeyin önüne çıkaran bir liderdir. Onun için batı hiçbir zaman hazzetmedi ve şuanda da hazzetmiyor.

Milletin vekili olarak Türkiye’nin temel problemlerinin neler olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce gördüğünüz bu sorunları çözüm yolları nelerdir?

Sorun çok, çünkü çok zor bir coğrafyada yaşıyoruz, birçok saldırıya maruz kalıyoruz, ekonomimizin büyümesine ve özgürlüklerin genişletilmesine izin verilmiyor. Bir yandan da terör ile mücadele ediyoruz. Bir ülkeye bu kadar saldırı olunca elbette ki çok fazla da sorun ortaya çıkıyor. Ben bunların hiçbirisi konusunda ümitsiz değilim. Özellikle 16 Nisanda gerçekleşen referandum ile birlikte Türkiye’de artık yeni bir dönem başladı. 16 Nisan Türkiye için bir milattır. Bundan sonra Türkiye’de hem güçlü hükümetler olacak hem de istikrarlı bir süreç olacak. Bütün o sorunları çözebileceğimize inanıyorum.

Benim milletvekili olarak, şahsi olarak en fazla önemsediğim konu milli eğitimin müfredatıdır. Biz eğitim konusunda Ak Parti olarak ciddi işler ve büyük reformlar yaptık. Geçmiş ile kıyaslandığı zaman bütün Cumhuriyet tarihini bir kenara koyun Ak Partiyi bir kenara koyun okul sayıları, derslik sayılar, eğitimdeki kalite, kitaplar, burslar gibi çok ciddi yatırımlar yaptık. Ama müfredat konusunda istediğimizi yapma fırsatımız olmadı. Ben gençlerin yetişmesi konusunda müfredatın sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. Bunu cumhurbaşkanımız da ifade ediyor. Önümüzdeki dönemde inşallah bunu da çözeceğiz. Eğer, zaten müfredatı çözersek gençleri daha kaliteli yetiştirmeyi başarırsak o zaman Türkiye’nin önünde hiçbir sorun kalmayacaktır.

İslami camianın iktidar ile birlikte bozulmaya başladığına dair iddialar var. Bu iddialara ne dersiniz?

Bunu yazılarımda da işlemeye çalışıyorum. Bir gemi içinde bir kaptan olur, gemiyi idare eden kaptanın bir ekibi olur, mürettebat olur, o geminin menzile ulaşmaya çalışan yolcuları olur. Bir de o gemide bir şekilde o gemiye tutunmuşlar ve o gemiye asılmışlar olur. Bizim gemimizin kaptanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, mürettebatı ve yolcuları bellidir. Bir menzile ulaşmak için bir mücadele veriliyor. O mücadele içinde de bu gemiye tutunan bazı unsurlar var. Onları kendi çıkarları için mücadele etmeleri son derece doğaldır. Kendi şahsi çıkarları, kendi zenginlikleri için bir takım çabalar içindeler ve ben bunu son derece doğal görüyorum. Önemli olan kendi çıkarı için, nefsi için çalışanların gemiyi zehirlememeleri ve geminin tabanında delik açmamalarıdır, bu mücadele ve davayı zehirlememeleridir. Açıkçası ben böyle bir tehlike görmüyorum. Evet, iktidarda olmanın nimetlerinden istifade etmeye çalışan kesimler var ama bu kesimlerin Ak Partiyi veya Ak Partinin üzerine bindiği davayı zehirlediklerini ve etkilediklerini düşünmüyorum. Ak Partinin omurgası zaten buna izin vermez. Bu tür tartışmalar olacaktır, iktidardın nimetlerinin yemek için yanaşanlar olacaktır, kendisine çıkar sağlamak için bizdenmiş gibi görünenler olacaktır. Bu her zaman her siyasi partiye ve her davaya olmuştur. Ama asıl omurga yani Anadolu hikmetinin ve irfanının belli bir noktaya taşıdığı bu dava asla sarsılmadan yoluna devam edecektir.

Medyada ve sosyal medyada çekilen kılıçlar var. Herkes kendisini daha “reisçi” görerek diğer tarafa saldırıyor. Bu durum nasıl sona erer?

Bu konuları çözüme kavuşturmak için Cumhurbaşkanımıza kulak vermemiz gerekir. Onun konuşmalarına ve yaptığı açıklamalara kulak vermek gerekir. Hiçbir zaman ben demeyen bir liderdir. Ben onun metin yazarlığını yapmış birisi olarak da biliyorum. Kazara konuşma metinlerine “ben” diye yazdığımız zaman üzerini çizer ve onları “biz” diye düzeltirdi. Hiçbir zaman benliğini, nefsini davanın önüne geçirmemiş, davanın önünde tutmamış birisidir. Son derece mütevazı bir liderdir. O bu kadar mütevazıyken, bu kadar ekip ruhuna inanırken, teşkilata ve birlikte hareket etmeye inanırken birilerinin sanki onun adına savaşıyormuş gibi ortaya çıkıp kendi çıkarları, kendi benliklerini öne çıkarmaları en başta Recep Tayyip Erdoğan’ın bize anlatmaya çalıştığı mefkûre ile çatışıyor diye düşünüyorum. O, o kadar mütevazıyken reisçi olduğunu iddia edenlerin bu kadar kibirli olması kabul edilebilir bir durum değildir.

Biz doğru olursak, hak yolunda ve hak istikametinde olursak zaten bizden olmayanların daha fazla bu gemiye tutunabileceklerinin zannetmiyorum. Bizim dik durmamız lazım, onların bizi zehirlemesine karşı çok dikkatli olmamız gerekir. Zaten bir doku uyuşmazlığı olduğunu görüyoruz. Bu doku uyuşmazlığı ileride daha da netleşecektir. Bu geminin esas yolcuları ile bu gemiye tutunanlar birbirinden mutlaka ayrışacaktır. Doğal seleksiyon ifadesinin burada kullanılmasının yanlış olmayacağını düşünüyorum. Bir doğal seleksiyonla bu ayrışma mutlaka gerçekleşecektir. Bizim Ak Parti olarak kapımız herkese açıktır. Ak Parti bir kitle partisidir. Milyonlarca üyesi ve milyonlarca seçmeni olan bir partidir. Türkiye’nin tamamına, seksen milyona hitap eden bir partidir. Dolayısıyla herkese kapısı açık bir partidir. Ama Ak Partinin bir çizgisi, bir istikameti var. O istikametin bozulmasına Ak Partinin ruhu, damarı ve özellikle tarihten aldığı misyonu asla izin vermeyecektir.

Ak Partili kadrolarda bir yenilik olur mu? Devlet kadrolarında yıpranmış, yara almış ve yorulmuş isimlerimiz var. Bu isimler acaba dinlendirilir mi?

Ak Parti başarısını biraz da buradan alıyor. Sürekli yenilenerek ve tazelenerek ilerlediği için bugüne kadar milletin teveccühüne mazhar oldu. Biliyorsunuz ki Türkiye’de örneği yok. Çok partili dönemde üst üste bu kadar uzun süre iktidarda kalabilen bir parti yok. Ak Parti ayrıca oylarını sürekli arttıran bir partidir. Öyle de görünüyor ki en son girdiğimiz referandumda da gördük, belki uzun yıllar Ak Parti milletin tercihi ile bu ülkeyi yönetmeye devam edecek. Bu başarısı tamamen yenilenmeye ve tazelenmeye dayanıyor. Ak Parti kadrolarını sürekli yeniler. Devlet kadrolarını mümkün olduğunca hızlı bir şekilde yeniler. Liyakat önem verir. Cumhurbaşkanımız da Başbakanımız da gençlere sürekli kapı açar. Dolayısıyla 16 Nisan sonrasında da özellikle 2019 da iki zor seçime girerken daha tazelenmiş ve daha yenilenmiş bir şekilde gireceğimizi düşünüyorum. Biliyorsunuz biz gençlere 18 yaşında seçilme hakkını da sağladık. Gençler inşallah daha fazla siyasetin içerisinde yer alacaklar. Parlamentoda bir miktar yer alacaklar, hükümette belki yer alacaklar. Zaten artık partiyi gençlere bırakmaya başlıyoruz. Eskilerin tecrübelerinden de istifade ediyoruz, ama daha genç daha dinamik bir parti oluşturmaya çalışıyoruz. Bu da Ak Partinin daha uzun yıllar Türkiye’nin idaresinde söz sahibi olacağı anlamına geliyor. Kendisini yenileme kabiliyetini muhafaza ettiği sürece Ak Parti Türkiye’nin birinci partisi olmayı da sürdürecektir.

FETÖ terör örgütü ile mücadelede gelinen nokta nedir? Daha başka neler yapılmalıdır?

Çok karmaşık bir örgütle karşı karşıyayız. Bu örgütü hiç küçümsememek gerekir. Düşünün ki 1970lerden itibaren 15 Temmuz gecesine hazırlanmış bir örgüt var karşımızda. 40 yıl boyunca 15 Temmuzdaki kanlı darbeye hazırlanmış bir örgüt var. Sadece Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesinde örgütlenmiş bir terör örgütü var karşımızda. PKK ile 84ten beri mücadele ediyoruz. İnşallah sonuna da geldik. Ama FETÖ PKK’dan çok daha karmaşık bir örgüttür. İnşallah böyle kanlı bir mücadele olmayacak, buna gerek kalmayacak. Ama bu mücadele sabır, sebat ve kararlılık istiyor. Çok da iyi gidiyoruz.

İnşallah Türkiye’yi temizledikten sonra yurtdışındaki uzantıları üzerine de gitmeye devam edeceğiz. Bu konuda gevşediğimiz anda kaybetmişiz demektir. Hiç gevşemeden, bu tehlikeyi küçümsemeden, nereden geldiklerini görerek bunun üzerine gitmek ve sürekli uyanık olmak zorundayız. Ne FETÖ’nün yeniden dirilmesine ne de başka bir takım örgütlerin devlet içinde, millet içinde yer almasına müsamaha etmeden Allah’ın izni ile bu işi zaferle sonuçlandıracağız. İyi gidiyor, bütün gelişmeler iyi yönde. Arada tabi ki mağduriyetler olabiliyor. Bu kadar büyük bir operasyonda, bu kadar ciddi bir operasyonda elbette bir takım yanlışlar yapılabilir, bir takım mağduriyetler olabilir. Cumhurbaşkanımız da Başbakanımız da ifade ettiler. Bunlar da en kısa sürede giderilecek ve mağduriyetler telafi edilecek.

Bu yazı toplam 537 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim