• İstanbul 22 °C
  • Ankara 16 °C

’’Batıda hem karma hem de cinslere özgü okullar var’’

Fatma Gülşen KOÇAK

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in açıklamaları sonrası yeniden gündeme gelen karma eğitimi konuyla önemli çalışmalar yapan eğitim tarihi Profesörü Mustafa Gündüz ile konuştuk.

Bakan Tekin’in karma eğitim konusundaki çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Karma eğitim meselesi Türkiye’nin eğitim gündemine ilk defa gelmiyor. Daha önce de defalarca geldi, getirildi. 2012’de de kamuoyunda yaygın bir şekilde ancak sığ bir halde tartışılmıştı. Milli Eğitim Bakanımız Sayın Yusuf Tekin’in ilk televizyon programında, Türkiye’de eğitimin yaygınlaştırılması, okullaşmanın tamamlanabilmesi için başvurulacak yöntem ve imkânlardan biri olarak kızlara özgü okulların da açılabileceğini ifade etmesi konunun yeniden tartışmaya açılmasına sebep oldu. Sayın bakan çok açık bir şekilde, kanuna göre karma eğitimin esas olduğunu, ancak ihtiyaç dâhilinde böylesi bir seçeneğin de söz konusu olabileceğini dile getirdi. Bu, Milli Eğitim Kanunu Temel İlkelerdeki ifadeyle uyum halindedir. Nitekim kanunda: “Okullarda kız ve erkek karma eğitim yapılması esastır, ancak eğitim türüne, imkân ve zorunluluklara göre bazı okullar yalnızca kız veya yalnızca erkek öğrencilere ayrılabilir” ifadesi yer alır. Bu ilke Cumhuriyet tarihi boyunca da sürekli olarak uygulanmıştır. Cumhuriyet’in başlarında kız ve erkek orta öğretim kurumları (ortaokul, lise, teknik ve mesleki lise, sağlık lisesi) olduğu gibi, kız ve erkek ayrı öğretmen okulları da vardı. Bu pratik toplum için bir seçenekti ve kapsamlı bir tartışmaya da sebep olmadı. Eğitim Bakanının ifadesi, yönettiği kurumun mevcut kanun ve yönetmelikleri ile hak ve salahiyetleri bağlamında değerlendirilebilir.

YETERLİ BİLİMSEL VERİ YOK!

 Türkiye’de laik seküler kesimin karma eğitim konusunda katı bir tutum izlemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de karma eğitim hakkında yeterli bilimsel araştırma, veri yok.  Buna karşın ısrarla karma eğitimi savunanların söylemleri ve iddiaları ilginç: “bilimselliğe karşı”, “çağdaşlığa ve akla aykırı”, “gerici” vb. söylem ve ithamlarla karma eğitimin tartışılmasına bile karşı olduklarını beyan edenler en başta bilimin daha ilk kuralı olan her şeyin tartışılabileceği, konuşulabileceği, deneyselleştirilebileceği ilkesine karşı gelmektedirler. Bilimde mutlak doğru yoktur, bilimin doğruları görecedir ve ilkeler bağlamında değişime açıktır. Bilim gücünü ve meşruiyetini de buradan alır. Beşeri, toplumsal bir meselenin tartışılamaması onun kutsallaştırılması ve dogma haline getirilmesi demektir. Şu halde, “karma eğitim tartışılamaz” diyenlerin öncelikle bilim karşıtı bir söylem içinde olduklarının farkında olmaları beklenir.

İkinci olarak, karma eğitimi ısrarla savunan kesimler açık bir dayatma peşindedir. (Türkiye’deki bütün laik-seküler kesimin tek-tip bir söylem ve düşünce içinde olduğu söylemek elbette doğru olmaz). Söz konusu kesimin önde gelen sözcüleri kendileri için uygun, doğru, faydalı gördüğü hayat tarzını toplumun bütün kesimlerine zorla kabul ettirmek için yoğun bir mugalata üretmektedir. İlkelerini kendilerinin belirlediği “çağdaşlık” gibi, öznel ve sosyolojik bir kavramı, âdeta hukuki bir norm olarak sunmaktadırlar. Garip bir şekilde özgürlükçü, bireyselci, eleştiriye açık, sorgulayıcı bir birey ve toplum idealinden bahsederken buna ulaşmak üzere tercih ettikleri yöntem tam aksi istikamette, son derece otokratik, jakoben, tek-tipçi, ötekileştirici, kutuplaştırıcı tarzdadır. Kendileri gibi olmayan bütün toplum kesimlerini ürettikleri hiyerarşide en alta iterek, ağır ifadelerle onları hemen her gün tahkir etmekte, aşağılamaktadır. Bu kerameti kendinden menkul elitist ve jakoben tutum, çağdaş dünya değerleri yanında toplumsal ve tarihi parametreleri anlamayı zorlaştırdığından, söz konusu kesime asimetrik söylemler üretme mecburiyeti kalmaktadır.

TOPLUM TALEPLERİ ESASTIR!

Karma eğitim istememek de bir demokratik hak değil mi?

Demokratik ve özgür bir eğitim zihniyet ve felsefesinde ortak insanlık değer ve idealleri yanında birey ve toplum talepleri esastır. Bunun dışında kalan her hangi bir zümrenin her ne sebeple olursa olsun bir ideolojiyi, yaşam biçimini, felsefeyi ve inancı diğerlerine dayatması doğru değildir, kabul de edilemez. Bu bakımdan, sadece karma eğitim değil, aksi olan cinslere özgü bir eğitim ortamı da dayatılmamalıdır. Toplumda gerçekten karma eğitim isteyen ya da istemeyen kesimler varsa devletin görevi onlara cevap verecek ortamları üretmektir. Bunlardan her hangi birini dayatmak değil! Oysa Türkiye’de laik seküler kesim hem belli felsefe ve ideolojileri hem de kendilerine özgü yaşam biçimini dayatma eğilimindedir.  Üstelik bunu bir dogma haline getirerek, tartışılamaz ilan etmekte ve kendilerinde sonsuz bir hak da görmektedirler.

BATIDA FARKLI ÇALIŞMLAR VAR

Pedagojik açıdan karma eğitimi değerlendirebilir misiniz?

Karma eğitimi ısrarla savunanlar, bunun öğrencilerin pedagojik, psikolojik ya da sosyal gelişmelerine faydalı olacağına dair bilimsel veriden yoksundurlar. YÖK-Tez bankası ve Dergi Park makale platformuna bakılabilir. Türkiye’de karma eğitimin faydası ya da yararına dair yapılmış bir tane araştırma var mı? Meselenin tarihî geçmişi ve birkaç tane öğretmen ve öğrenci görüşüne yönelik yüksek lisans tezi var. Bu konuda önerim Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK’ün en azından belli bir tarihten önceki sınav ve okul bilgilerini araştırmacıların kullanımına açmalarıdır. Bu sayede karma eğitimin çıktılarına dair veriye sahip olabiliriz. Batı dünyasında bu konuda farklı çalışmalar var. Ancak bu çalışmalar da Türkiye için doğrudan çözüm aracı, örnek/model olamaz. Özellikle sosyal-beşeri sahada toplumların kendi kültürel yapılarına göre sorunları ve ona muvafık çözümleri söz konusudur. Türkiye’de eğitim bilimlerinin kriz alanlarından biri de budur.

BATIDA FARKLI ALTERNATİFLER ÜRETİLMİŞTİR

Batıda karma eğitim tartışması yaşanmış mı?

Batı dünyasında özellikle 19. yüzyılda zorunlu ve karma eğitime farklı toplum kesimlerince itirazlar gelmiştir. Özellikle kilise, eğitim hegemonyasından dışlanmamak için yoğun mücadele vermiştir. Bu sebeple Batıda “laik eğitim” çözümü üretilmiştir. Buna göre, çocuklar devlet okulu müfredatında eğitilecekler, ancak dini eğitim ve öğretimlerini istedikleri şekilde alabileceklerdir. (Görüldüğü gibi, karma eğitimin tarihi zeminindeki meselelerden biri dini eğitimdir. Türkiye’de tartışılmayan ciddi konulardan biri dini eğitim ve öğretimidir). Özellikle II. Dünya savaşından sonra Avrupa ve ABD’de özgürlüklerin artması, aile ve toplum taleplerine cevap verilmesi için ‘modernist’ dayatmalara son vererek, farklı alternatifler üretilmiştir. Batı dünyasında eğitimin her kademesi için hem karma hem de cinslere özgü okullar vardır. Kim nereyi isterse çocuğunu oraya gönderir. Hatta isteyen okula bile göndermez, ebeveyn evde çocuğunu kendi eğitir, çocuk sınavlara girerek yeterlilikleri sağlar ve diplomasını alır.

OSMANLI’DA KIZLARIN EĞİTİMİNE ENGEL YOKTU!

Osmanlı’da kızların eğitimi nasıldı?

Osmanlı toplumunda kızların eğitim ve öğretimi için bir engel söz konusu değildi. İslam’ın emri gereği “ilim öğrenmek, kadın ve erkeye aynı düzeyde farzdır”. Ancak dinin bu açık hükmünün pratiği kültürlere göre farklılıklar gösterebilmiştir. Osmanlı sıbyan mekteplerine kızlar ve erkekler birlikte giderdi. İlerleyen düzeyler için de kızlara yönelik farklı öğrenme ortamları vardı. Tanzimat döneminde Osmanlı eğitimi modernleşmeye başladığında ibtidâî mekteplerde karma eğitim tatbik edilmiştir. Rüştiye (ortaokul) ve idadilerde (lise) ise cinslere özgü okul uygulaması benimsenmiştir. 1914’te Osmanlı’da ilk defa kızlar için üniversite-Darülinas açılmıştır. 1919’da mecburi sebeplerle kız ve erkek üniversitesi (Darülfünun) birleşerek karma eğitim başlamıştır. Bir oldubittiyle neticelenen süreç 1921’de hukuki/resmi hale gelmiştir.

TAHKİRDE VE TEZYİFTE SINIR TANIMIYORLAR!

Karma eğitimle ilgili bilimsel bir makaleniz sebebiyle linç yediniz. O süreçten bahsedebilir misiniz?

Ben eğitim tarihçisiyim, alanımda çeşitli araştırmalar yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Mevcut durumda olduğu gibi, Osmanlı son döneminden bu güne karma eğitim bir sorun alanı olduğundan, 2019’da bunun tarihî ve sosyal temellerini sorgulayan bir çalışma yapmıştım. Makalemin bir kısmını bir eğitim sendikasının vülger/popüler akademik çalışmalara yer veren dergisinde talep üzerine yayımladım. O tarihte dikkat çekmeyen araştırmam bürokratik bir göreve atanmam vesilesiyle tam anlamıyla “istismar” edildi; yalan, yanlış, yanıltıcı haberin kaynağı oldu. Haberi yapanlar, makalede ne yazdığımı bile okumadan, okuduysa bile anlamadan “karma eğitim karşıtı” olduğumu hiçbir “meslekî etik” ilke tanımadan ilan ettiler! Aynı tavrı, haksızlığı ve saldırganlığı, yüksek lisans tezim ve bir başka yazım üzerine de yaptılar. Gerçekten merak dürtüsüyle, hakkaniyetli ve toplumsal mesuliyeti gözeten haber yapmak isteselerdi, bu röportajda dile getirdiklerimi makalemde de görebilirlerdi. Yargısız infazla linç daveti yapacaklarına tarafıma sorabilirlerdi. Ancak, “ne yazdığıma” değil sadece “nerede yazdığıma” bakarak, art niyetle, sırf siyasi ve ideolojik saiklerle bir algı oluşturdular. Kendilerinden başkasının da onuru, gururu, haysiyeti ve itibarı olduğunu biliyor olmalılar! Bu tavrın farklı kişiler üzerinden değişik konu ve gündemlerle pervasızca sürdürülmesi de ayrı bir realitedir! Bilim, akıl, çağdaşlık, ilericilik gibi kendilerine münhasır olduğunu ihsas ettikleri değerlerle başkalarını ithamda, tahkirde ve tezyifte sınır tanımıyorlar. Oysa hakaret ederek aşağıladıkları kişi ve kesimler için söylediklerinin daha fazlası kendilerinde mevcut! Tam da Ziya Paşa’nın dediği gibi: “Onlar ki, laf ile verirler dünyaya nizamât / Bindir türlü teseyyüp bulunur hanelerinde”, ya da “Yıldız arayıp gökte nice turfa müneccim / Gaflet ile görmez kuyuyu reh-güzerinde”.

 

 

Bu yazı toplam 558 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim