• İstanbul 15 °C
  • Ankara 17 °C

Belgeler Olmadan Tarih Olmaz

Belgeler Olmadan Tarih Olmaz

Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nin düzenlediği, Selçuklu Belediyesi iş birliği ile “Cumhuriyetin 100. Yılında Kültürel Etkinlikler” projesi kapsamında yapılan panelde Prof. Dr. Aytekin Can, Dr. Süleyman Duyar, Hasan Hüseyin Toydemir ve Burçak Evren, “Cumhuriyetin 100. Yılında Türk Sineması” konusu ele alındı.

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi’nin Cumhuriyetin 100. Yılı münasebetiyle tertip ettiği ve Selçuklu Belediyesi’nin “Fikrin Varsa Adres Belli” projesi kapsamında desteklediği kültürel etkinliklerinin sekizinci ve sonuncusunda bu hafta “Cumhuriyetin 100. Yılında Türk Sineması” konuşuldu. TYB Konya Şubesi Yönetim Kurul üyesi Prof. Dr.  Ahmet Tarhan’ın düzenleyici olduğu panelde Prof. Dr. Aytekin Can, Dr. Süleyman Duyar, Hasan Hüseyin Toydemir ve Burçak Evren konuştu. Panel Konya İl Halk Kütüphanesi Konferans Salonunda gerçekleşti

Prof. Dr. Aytekin Can “Türk sinemasının başlangıcını 1912 olarak kabul edebiliriz, değil mi hocam? Aslında, bazıları bunu 1906'ya kadar çekebilir, ancak bizim için gerçekten önemli olan, özellikle belgesel filmlerden sonraki dönemlerdir. Muhsin Ertuğrul'un tiyatrocular dönemi, daha sonraki lütfu hakaret dönemi, ardından yeni sinemacılar dönemi gelir. Türk sinemasıyla ilgili kitaplarda ve hocamın yazdığı Türk sinema tarihinde bu dönemleri görebiliriz. Ben de öğrenciyken Türkiye'nin ilk sinema profesörü olan rahmetli Halim Şerif Onaran hocamızdan, profesör doktorun kitaplarından bu tarihi öğrenmiştim. Şimdi ise internet ve Google sayesinde bu konuda binlerce belgeye ulaşabiliyoruz.” Dedi.

Sinema tarihinde belgelerin öneminden ve ülkemizde umursanmadığından bahseden Burçak Evren “Şu anda, Türk sinemasıyla ilgili 250.000 adet belge topluyorum. Devlet kütüphanelerinin toplamından 10 kat daha fazla bir arşiv oluşturuyorum. Hayatım boyunca arabam yok, hiçbir mülküm yok; ancak bu belgeleri topluyorum. Sinemayla ilgili depolar nerede varsa, özellikle Osmanlıca belgeler içerenlerin depolarını araştırıyorum.  Ben şu anda Türk sinemasının gelişimini, işleyişini araştırıyorum. Yaptığım sistem Türkiye'de sinema ile ilgili herkesin bir doktora tezi yapmasına olanak tanıyor. Türkiye'de çıkmış Osmanlıca yazılar da dahil olmak üzere, üç yılda bulamadığım bilgileri buluyor. Bu konuda bir başarı olduğunu düşünüyorum. Ancak, Türkiye'ye bağış yapmayı düşündüğümde, kimse bana yanıt vermedi. Sonunda, Amerika'daki bir üniversiteye bu belgeleri bağışlamaya karar verdim. Çünkü ihtiyacım olan her şeyi orada buldum. Osmanlı Tiyatrosu ile ilgili tüm belgeleri bir Japon üniversitesinde buldum. Türk sinemasında bir Bilgi Belge Merkezi oluşturdum ve topladığım her şeyi bu ülkeye bağışlayacağım. Türkiye’de bilgi veremeyen hiçbir üniversite olmadığını söylediğimde, doktora tezleriyle ilgili olarak yüzde 99'unun benim tarafımdan yapıldığını belirtmek isterim. Belgeler olmadan tarih olmaz. Bu gerçeği kafamıza sokmalıyız. Türkiye'de belge toplayan hiçbir kurumumuz yok. Sadece üç kurumumuz var, ancak bunlar da yeterli değil. Türk sinemasının dışında veya azaldığını iddia ettiğimiz bir konu var mı? Bunun için bir yasa teklifi gösteren yok.” Dedi

Hasan Hüseyin Toydemir “Türk sinemasında  sadece bireysel mücadele ön planda, ancak Avrupa'da veya dünya çapında genel bir bakış açısıyla ele alındığında daha sağlam temellere dayanan bir dil bulunmaktadır. Yeni Dalga ve yeni gerçekçilik gibi büyük akımların Rus sinemasındaki etkileri göz önüne alındığında, bu kaynaklardan beslenmek mümkündür. Ancak Türk sinemasının elinde sağlam bir temel bulunmamaktadır, bu nedenle sinemacılar kendi dillerini oluşturmak zorundadır. Bu bağlamda, yönetmenler kendi bağımsız sinema anlayışlarını oluşturmuşlardır. Ancak, Türk sinemasının genel sorunu olan bu bireysel mücadele, tarihsel olarak sürekli tekrarlanan darbeler ve eleştirilerle sinemacıları olumsuz etkilemektedir. Sinemaya baktığımızda, Nuri Bilge'nin daha edebi bir tarafa yönelerek uzun metrajlı filmler yaptığı, Derviş'in başlangıçta bağımsız bir iş yapmasının ardından daha büyük projelere imza attığı görülmektedir. Bu yönetmenlerin kendi gelişimlerini sürdürmeleri oldukça doğaldır. Ancak, Türk sinemasında genel bir dilin olmaması normaldir. Eğer böyle bir dil varsa, zaten ortaya çıkmış olurdu. Atmosferin eksikliği ülkede film yapmak için zorlu bir arayış içinde olmamıza neden olabilir. Bireysel mücadele, ülkemizin sinemasının kaderidir. Ancak, bireycilik her zaman savunulacak bir şey değildir; toplum olarak birlikte hareket etmeliyiz. Aslında, bireysel gelişim ve kendi içinde bir şeyler oluşturma konusunda kapsamlı bir eğitim almak gerekir. Bir öğrencinin mezuniyeti sadece yönetmen olması için yeterli değildir. Mezun olan bir öğrencinin gerçek bir potansiyeli olmalı ve bu potansiyeli geliştirmelidir.” dedi.

Dr. Süleyman Duyar “Türk sinemasında ortak bir sinema dili geliştirememiş olmamız, 2010 yılında yurt dışında öğrenim gördüğüm bir dönemde farkına vardığım bir sorundu. Bu konuyu bir film yönetmenine sordum. Sorum, kendi filmlerinde her zaman farklı bir tarzı tercih ediyor ve sürekli yeni tarzları gündeme getirmeye çalışıyorsunuz, peki Türk sinemasının bir geleneği olacak mı, bir kimliği olacak mı diye idi. Yönetmen, Türk sinemasının bir geleneğinin olmamasının aslında iyi bir şey olduğunu ve bize yenilikler kattığını belirtti. Ancak, bu konuda bir sorunu çözmek ve ortak bir sinema diline sahip olmak istiyordum. Yıllardır bu sorunla uğraştığımı ve Türk sinemasının bir karakteri olup olmadığını düşündüğümü ifade ettim. Bu, İran sinemasını veya İtalyan sinemasını tanıdığımız gibi tanıyabileceğimiz bir ilk karesine sahip olup olamayacağımızı merak ettiğimiz bir konuydu. Son dönemde yazılanlara göre, bu geleneğin aslında Amerikan filmiyle başladığı belirtiliyor. Türk sinemasının kendi kodlarıyla hareket etmeye başladığı dönemin, aslında ticari bir dönem olan 90'lar sonrasında olduğunu düşünüyoruz. Yeşilçam'ın ticari bir dönem olduğunu ve klasik anlatı sinemasıyla başladığını, ancak daha sonra melodram geleneğinin arabesk filmlerle bozulmaya başladığını belirttim. Yani, Türk sinemasının melodram geleneği bir döneme kadar devam etti, ancak arabesk filmlerle bu geleneğin bozulmaya başladığını düşünüyorum.” Dedi.

Günün anısına katılım belgeleri, Selçuklu motifli çini plaket ve TYB Konya Şubesi 2021 yılı kültürel etkinliklerini barındıran İnsanlığa Sözümüz Var kitabını TYB Konya Şubesi Başkanı Ahmet Köseoğlu, TYB Konya Şube Başkan Yardımcısı Ahmet Çaycı, TYB Yönetim Kurulu üyeleri Melahat Ürkmez ve Hüzeyme Yeşim Koçak, Konya İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürü  Özgür Karayazılı takdim etti.

img_2935-001.jpgimg_2949.jpgimg_2971-001.jpgimg_2974.jpg

Bu haber toplam 290 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim