• İstanbul 15 °C
  • Ankara 12 °C

Dr. Önder Saatçi: Safahat’ta İstanbul Ağzının Bazı Özelliklerine Dair (Kelimeler-Anlamlar)

Dr. Önder Saatçi: Safahat’ta İstanbul Ağzının Bazı Özelliklerine Dair (Kelimeler-Anlamlar)

Giriş

Ağız araştırmaları öncelikle sahada gerçekleştirilen derlemelere dayanır. Ancak bu süreç her zaman verimli ve ideal bir şekilde işlemez. Bazı bölgelerin ağızları kimi amatör araştırmacılar tarafından kayda geçirilmiştir. Oysa, ih­tisas gerektiren bu tür araştırmalar için özel bir eğitim almış araştırmacılara ihtiyaç vardır. Bir başka deyişle, her Türkolog iyi bir ağız araştırmacısı olmaya­bilir. Zira, bu tür araştırmalarda belirli bir yöntemin geliştirilmesi gereklidir ki bu, henüz üzerinde fazlaca durulmuş bir konu değildir (Karahan, 2011: 327­329). Ağız araştırmalarında bir sorun da transkripsiyon işaretlerinin belirli bir standarda kavuşturulamamış olunmasıdır (Korkmaz, 2005: 203; Karahan, 2011: 330). Öte yandan ağız çalışmalarında sağlıklı bir transkripsiyon yapabil­mek sağlıklı kayıt cihazları kullanmakla mümkündür ki bu imkân günümüzde teknolojinin gelişmesiyle yeni yeni ortaya çıkmıştır. Ayrıca seslerin tam olarak tespiti ses laboratuvarlarını da gerekli kılmaktadır ki bütün bu hususlar henüz istenen seviyede değildir (Korkmaz, 2005: 202; Karahan, 2011: 329-330).

Ağız araştırmalarının bir sorunu da derleme tekniğine dikkat edilmeme­sidir. Derlenen metinlerin yalnızca masal, türkü gibi belirli bir edebî türe has­redilmesi, folklora yönelik olması, kaynaklık edecek kişilerin seçimine dikkat edilmemesi, vb. hususlar da ağız araştırmalarının başlıca sorunlarıdır (Kara- han, 2011: 328-329). Bundan başka, belli bir lehçe sahasındaki bütün ağızlara ulaşmak çeşitli sebeplerden ötürü her zaman mümkün olmayabilir. Hatta, bazı ağızlar tamamen kaybolabilir. İstanbul ağzı / ağızları da böyledir.

İstanbul Ağzının Tespitine Yönelik Bazı Çalışmalar:

Son bir asırda meydana gelen ekonomik gelişmeler Anadolu’dan İstan­bul’a büyük bir nüfus akışını da beraberinde getirmiş, İstanbullu denebilecek insan sayısı günümüzde artık parmakla sayılacak hâle gelmiştir. Bu, hem İs­tanbul’un kendine has kültürünü, folklorunu derinden etkilemiş hem de İstan­bul ağzının / ağızlarının kaybolmasına sebep olmuştur. Bunlardan dolayıdır ki İstanbul ağzının özelliklerini araştırmak bugün için ancak yazılı malzeme ile mümkündür. Bununla birlikte, İstanbul ağzının tespitine yönelik bazı çalışma­lar da yok değildir. Bunlardan ilki Mahmud Afif’e ait olan “Nasıl Konuşduğu- muzu Bilelim” başlıklı bir risaledir. Toplam 16 sayfadan oluşan bu yayında Afif İstanbul ağzına dair pek çok morfo-fonetik özelliği ortaya koymuştur. Ona göre; “konuşulan lisanda” (İstanbul ağzında) açık ve kapalı olmak üzere iki ayrı /e/’nin bulunduğu, /a/’nın ise biri “sakil” (kalın) diğeri “hafif” (ince) iki şekli olduğunu, bunların uzatılmasıyla /a/’nın dört şeklinin kullanıldığını, /l/ ve /n/ ünsüzlerinin de kalın ve incelerinin bulunduğunu, /n/’nin ayrıca genizlisinin de var olduğunu belirtir. Afif ayrıca, bazı ses hadiselerini de işleyerek İstanbul ağzında “ile” edatının -n vasıta hâli ekiyle kalıplaşmış şeklinin -lA-n > -nA-n asimilasyonuyla (Ahmet’nen, Hasan’nan, vb.) kullanıldığını; -ln- > -nn- ve -nl- > -nn- asimilasyonlarının pek yaygın olduğunu (anna-, yannış, yannız, vb.), -nb- > -mb- aykırılaşmasının (ambar, çarşamba, perşembe, işkembe, vb.) da tamamen yerleşmiş bir kaide olduğunu ve İstanbul ağzına dair daha pek çok ses ve şekil özelliğini belirtir (Afif, 1928: 3-6).

Tanju Oral Seyhan’ın “İstanbul Türkçesi” makalesi de bu ağız bölgesinin ses, şekil bilgisine dair bazı ayrıntıları aktarırken kelime hazinesine dair çok kı­sıtlı bilgiler vermiştir. Seyhan’ın verdiği bilgilere göre, İstanbul ağzında birden fazla /a/ ünlüsü (açık a, derin a, yarı uzun a, vb.) bulunurken normal /e/ yanın­da bir de /e/ (kapalı e) vardır. Seyhan diğer ünlülerin de ayrıntılarını kelime örnekleriyle aktarmıştır. Ünsüzlerden de çeşitli ayrıntılarıyla söz eden Seyhan, /ğ/’nin (yumuşak g) telaffuzda eriyerek kendinden önceki ünlüyü uzattığını (yöurt, böaz, vb.), bazen g > v değişmesinin (koğ- > kov-, döğ- > döv-), bazen de g > y değişmesinin (eğe > eye, düğün > düyün, vb.) gözlendiğini; /h/’nin de birleşik kelimelerin iç sesinde kaybolduğunu ve kendinden önceki ünlü­yü uzattığını (katüpâne, müsafirâne, vb.); bulunma hâli ekinin genellikle -dA şeklinde tonlu ünsüzlü olduğunu (sırt-da, süt-de), gelecek zaman çekiminin çok çeşitli şekillerde yapıldığını (gel-ecak, gel-icak, gid-ici-m, vb.) belirtmiştir (Seyhan, 1994: 245-246).

M. Kaya Bilgegil de “Kaybolan İstanbul Türkçesi” makalesinde, /d/ ile baş­layan bulunma ve ayrılma hâli eklerinin İstanbul ağzında tonlulaşmadığını, bunun aynı sesle başlayan -dIk / -dUk, -dIr / -dUr ekleri için de geçerli oldu­ğunu vurgulamış; İstanbul’daki bazı yer ve yemek adlarının “yanlış” telaffuz edildiğini belirtmiş bunların İstanbul ağzındaki “doğru” şekillerini sunmuş­tur: Kadıköyü (“Kadıköy” değil), Erenköyü (“Erenköy” değil), Edirnekapısı (“Edirnekapı” değil); şiş kebabı (“şiş kebap” değil), yürek ızgarası (“yürek ız­gara” değil), böbrek yahnisi (“böbrek yahni” değil), vb. (Bilgegil, 1993: 68-71).

Necla Yalçıner’in “İstanbul Türkçesi Konuşma Dili hakkında Bir Araş­tırma” makalesinde ise İstanbul ağzındaki çeşitli morfo-fonolojik özellikler kaydedilmiştir. Ç > ş değişmesinin görülmesi (saşlıyım, bikaş, hiş. vb.). Teklik birinci kişi emir çekiminde ekin ilk ünlüsünün daralması (söyliyim, biliyim, vb.), bazen -rl- > -ll- asimilasyonun gözlenmesi (koşuyollar, oynuyollar, sökel­ler, vb.), şimdiki zaman ekinin sonundaki -r sesinin yer yer düşmesi (diyolar, yapıyolar, söylüyolar, vb.) ve en öenmlisi yazı dilinde bir kural hâline getirilmiş olan kalınlık-incelik uyumunun İstanbul ağzında pek de sağlam olmadığı bu cümledendir (Yalçıner, 2002: 716-723). Yalçıner’in vermiş olduğu kelimeler İstanbul ağzına has orijinal söz varlığı olmayıp yazı diliyle karşılaştırmak mak­sadına dönük örneklerdir.

İstanbul ağzıyla ilgilenmiş olan bir başka araştırmacı da Doğan Aksan’dır. O, “İstanbul Ağzı Üzerine Gözlemler” bildirisinde daha çok kelime hazinesi üzerinde durmuş, ancak Seyhan’ın aksine İstanbul ağzında /e/’nin (kapalı e) bulunmadığını ileri sürümüştür. Bu çalışmasında Aksan, çevresinde gözlem­lediği İstanbul ağzı söz varlığını daha çok H. Rahmi Gürpınar’ın bazı eser­lerindeki malzemeyle [saçaklı Raziye (pasaklı kadın), Aznavur gibi (iri yarı, korkutucu), teneşir horozu (çok zayıf kimse), gırgırı (kuşkucu), kırık merak (aşırı meraklı), tüy kabası (fazla tüylü), hamhalat (incelikten uzak), koca mef- ret (kocaman, iri), vb.] destekleyerek ortaya koymuştur (Aksan, 1985: 19-23).

İstanbul ağzı üzerine yapılmış yukarıda andığımız araştırmalarda daha çok ses ve şekil unsurlarının tespit edilmiş olduğu, İstanbul ağzına has bir söz varlığının ortaya çıkarılması konusu üzerinde fazlaca durulmadığı gözlen­mektedir.

Amaç

Bu çalışmada Safahat’ın söz varlığı incelenerek İstanbul ağzına dair belirli bir söz varlığı Safahat’ın sayfaları arasında araştırılacaktır. Çalışmada yalnızca leksik unsurların tespiti ile yetinilmeyecek, araştırmanın alanı anlam bilgisini de kapsayacaktır. Bir başka deyişle bu çalışmada belirli anlamların da İstanbul ağzına ait olup olmadığı anlaşılmaya çalışılacaktır. Bu çalışmayla aynı zaman­da, Türkiye Türkçesi yazı diliyle İstanbul ağzındaki farklar, kelime düzeyinde ortaya konarak dilimizin tarihî gelişmesinin belirli bir safhasına da ışık tutul­muş olunacaktır.

Yöntem

Bu bildirimizde M. Âkif Ersoy’un Safahat’ını da inceleyerek İstanbul ağ­zına has bazı kelimeleri ve bunların anlam özelliklerini araştırmaya çalıştık. Çalışmamızı Safahat’ın birinci kitabı olan ve yine “Safahat” adını taşıyan bölü­müyle sınırlı tuttuk. Bu bölümden 10 kelimeyi ele alıp bunları; bir yandan gün­cel Türkçenin genel sözlüklerinde bir yandan da 19. yüzyılın son çeyreğinde, İstanbul’da hazırlanmış ve o günün İstanbul’unda konuşulan Türkçeye daya­nan sözlüklerde araştırdık. Çalışmamızda hem kelimelerin günümüzdeki ge­nel sözlüklerde madde başı yapılıp yapılmadığını hem de Safahat’taki anlamla­rının kaydedilip kaydedilmediğini araştırdık. Böylece yazı dilimizin oluşumu ve gelişmesi sürecinde hangi kelimelerin leksik ve semantik bakımlardan öne çıkarıldığını, hangilerinin ağız özelliği kabul edilerek yazıya aktarılmadığını anlamaya çalıştık. İncelediğimiz bazı kelimelerin kullanım sıklıklarını ve an­lamlarında zamanla meydana gelen değişmeleri Türkçe Ulusal Derlemi[1]’nden de karşılaştırma yoluna gittik. Böylece günümüze yakın sözlü ve yazılı metin­lerden oluşturulmuş bu derlemeden yararlanarak da düşüncelerimizi destekle­meye çalıştık. Çeşitli sözlüklerden elde ettiğimiz verileri tablolar hâlinde gös­terdik. Ayrıca, incelediğimiz kelimeyi, esas aldığımız Safahat yayınının hangi sayfasından aldığımızı ve şiirin başlığını parantez içinde sunduk.

İstanbul Ağzının Tespitinde Neler Kaynak Olabilir

Yukarıdaki çalışmalarda her ne kadar bazı ses, şekil unsurları ve bir mik­tar söz varlığı tespit edilmiş olsa da bunların daha ayrıntılı bir şekilde belge­lendirilmesi için daha başka metinlere de ihtiyaç vardır. Ancak, bu metinle­rin artık derleme metinleri değil, edebî metinler olacağı kaçınılmazdır. Biz, İstanbul ağzının özelliklerini ve bilhassa söz varlığını bazı yazılı malzemelerde bulabileceğimizi düşünmekteyiz. Mesela, Millî Edebiyat dönemi romanlarının ve 1960’lara kadar yazılmış edebî eserlerin (roman, hikâye, deneme, anı, vb.) bu yolda incelenmesi lazımdır. Bu gibi eserlerin eski yazılı ve 1930’lu, 1940’lı yıllardaki baskıları taranarak İstanbul ağzının özelliklerine ulaşılabileceğini söyleyebiliriz. Bu gibi eserlerden bu yolda daha iyi yararlanabilmek için yazar sözlüklerinin de yapılması elzemdir.

İstanbul ağzının ses, şekil özellikleri ile söz varlığına ayrıca klasik Türk musikisindeki şarkı güftelerinden de ulaşmak mümkündür. Bu gibi eserler daha çok İstanbul kültürü içinde vücuda getirildiğinden ve birçoğunun yaza­rı ya İstanbullu veya İstanbul kültürü ile yetişmiş olduklarından ister istemez İstanbul ağzının bazı ses, şekil ve hatta kelime-anlam özelliklerini barındırabi­leceği rahatlıkla söylenebilir. Ayrıca İstanbul ve çevresindeki halk türkülerinin güftelerinin de bu yönde önemli bir malzeme kaynağı oluşturduğu söylenebi­lir.

Bunların yanı sıra 1950’ye kadar yayınlanmış süreli yayınların da bu mak­satla tarandığında oldukça verimli bir malzeme ile karşılaşılabileceği kanaa­tindeyiz.

Aşağıda incelemeye geçmeden önce Safahat’ın niteliği ve M. Âkif Er- soy’un üslubu hakkında bazı bilgiler verilecektir:

Safahat’ın Başlıca Nitelikleri

Safahat Mehmed Âkif Ersoy’un, bir devre şahitlik eden eseridir. Âkif, Os­manlı Devleti’nin çöküş yıllarında yaşamış, bu süreçte çekilen ekonomik ve sosyal sıkıntıları iliklerinde duymuş, içinde yaşadığı toplumun her gününü, âdeta fotoğraf çekerek Safahat üst başlıklı eserinde, sonraki nesillere canlı ta­rih tabloları hâlinde aktarmıştır.

Safahat, okunduğunda, sanki herkese ayrı ayrı yazılmış bir mektuptur. Herkes Safahat’ta mutlaka kendinden bir parça bulur. Çünkü o devrin başlıca sosyal sorunlarını teşkil eden cehalet, fakirlik, kadınların horlanması, yaşlıla­rın maruz kaldığı sıkıntılar, hastalıklar karşısında çaresizlikler bugün de bütü­nüyle ortadan kalkmış sorunlar değildir. Âkif, şiirlerinde bütün bunları kendi derdi gibi algılamış, yaşadığı toplumdaki insancıklarla beraber kaygılanmış, onlarla beraber ağlamış, toplumun sorunlarına çözüm önerileri getirmiş, gü­cünün yetmediği yerde ise Yaradan’a sığınmış, dua ve niyazlarla Türk toplu- munun hatta bütün İslam dünyasının dertlerine, sıkıntılarına deva aramıştır. Âkif’in Safahat’ı elbette bunlardan ibaret değildir. O; şiirleriyle vatan, millet ve bayrak sevgisini, azmi elden bırakmamayı, her alanda idealizmi, emperya­lizme karşı uyanık olmayı, onunla mücadele etmeyi ve mensubu olduğu dinin gerçeklerini, bütün bunları telkin etmeyi vazife edinmiş bir şairdir. Nihaye­tinde Âkif Çanakkale Muharebeleri’ni destanlaştıran ve Türk İstiklâl Harbini İstiklâl Marşı ile taçlandıran çok değerli bir edebî şahsiyettir.

M. Âkif’in Üslubunun Bazı Özellikleri

Âkif’in dil ve üslubunun en başta gelen özelliği sadeliktir. Âkif anlatımda sadeliğe o derece önem vermiştir ki esrelerinin yeni baskıları yapıldıkça bazı Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaları bizzat kendisi Türkçeleriyle değiştir­miştir. Bunda, halktan aldığı konuları geniş halk kitlelerine hitap etmede kul­lanmasının etkisi vardır (Uluçay, 2016: 167-168).

Onun üslubunun bir diğer özelliği de tahkiyedir. O, gerek günlük ha­yattan aldığı gayet gerçekçi konuları veya tarihten naklettiği yaşanmışlıkları hikâye ederek anlatır (Uluçay, 2016: 143). “Hasta, Küfe, Seyfi Baba, Kocakarı ile Ömer” bu tahkiye üslubunun başlıca örnekleridir. Bu yolda yazmış olduğu şiirler sözlü edebiyatta hikâyelerle öğüt verme geleneğinin yazılı edebiyatta­ki devamıdır, denebilir. Âkif bu yolla, okuyucusuna, onun yabancı olmadığı bir anlatım biçimiyle hitap etmiş olmakta ve sözünün karşılık bulmasını bek­lemektedir. Onun tahkiyeli şiirleri aynı zamanda diyalogları da barındırır ki bunlar halk deyişleriyle de yüklü olup onun mesajlarının daha geniş kitlelere yayılmasında ve etkisinin güç kazanmasında önemlidir.

Âkif bilhassa millî ve dinî konuları işlerken bir hitabet üslubunu da be­nimser. Bunu Süleymaniye “Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Asım” kitapların­da (bölümlerinde) ve bilhassa İstiklâl Marşı’nda belirgin bir şekilde görmek mümkündür:

“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak”

“Ulusun, korkma, nasıl böyle bir imanı boğar”

“Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın”

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda”

“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal”

Onun üslubunun başlıca unsurlarından biri de tasvirdir. “Meyhane, Ma­halle Kahvesi, Hasta” gibi tahkiyeli manzumelerinde ve daha birçok şiirinde bu üslup özelliği belirgindir. Şair bu yolla okuyucuyu metnin içine çeker ve yaşanan dramların, okuyucunun vicdanına nüfuz etmesini sağlar.

Âkif’in üslubunun diğer bir yönü de mizah ve ironidir (alay). Âkif ironiyi bilhassa toplumdaki hastalıkları sergilediği “Meyhane, Seyfi Baba, İstaibdad, Mahalle Kahvesi, Köse İmam” gibi manzum hikâyelerinde kullanmıştır (Ulu- çay 2016: 160). Bu hususta en güzel örneklerden birini de “Ressam Haklı” şii­rinde verir. Şiirde sonradan görme bir zengin, evini tarihî resimlerle süslemek ister. Ressam diye tuttuğu kişi ise aslında bir boyacıdır. Ev sahibi iş bitince odaya girer ve bütün duvarın kırmızıya boyandığını görür. Bu tuhaflığı şair, ev sahibinin dilinden şu mısralarla aktarır:

“...Usta bu ne?

  • Kıpkızıl bir boya çektin odanın her yerine!
  • Bu resim askerî basmakta iken Fir’avn’ın,

Bahr-i Ahmer yarılıp geçmesidir Musa’nın.

  • Hani Musa be adam?
  • Çıkmış efendim karaya.
  • Firavun nerede?
  • Boğulmuş

- Ya bu kan rengi boya?

- Bahr-i Ahmer a efendim, yeşil olmaz ya bu da!

- Çok güzel levha imiş, doğrusu şenlendi oda.” (Düzdağ, 1984: 131).

Toplum meselelerini şiirinin omurgasına oturtan Âkif’in üslubunda ta­biilik de en önemli unsurlardan biridir. Şair bu tabiiliği tasvirlerinde çok iyi yansıtır. Eşyayı tasvir etmenin, isteneni yeterince vermediği durumlarda insan tasvirlerine de başvurur. Bu tasvirler sırasında insanları; coğrafi ve etnik farklı­lıklarını, toplumdaki konumlarını, günlük hayatın içindeki psikolojik durum­larını göz önünde bulundurarak konuşturur. Öyle ki Âkif, şiirlerinde kişilerini konuştururken onların düşünemeyeceği ve söyleyemeyeceği cümleleri onlara kurdurtmaz (Yetiş, 1992: 30-32). Kısacası Âkif, şiirlerinde yer verdiği karakter­leri günlük hayatın içinde kullandıkları dil ve söz varlığıyla tasvir eder.

M. Âkif’in Şiirlerinde Sosyal Hayat-Dil İlişkisi:

Sanatını bütünüyle insanın hizmetine veren Âkif her bir şiiriyle, hitap etti­ği kitlenin mensuplarına âdeta tek tek ulaşmaya çabalamıştır, denebilir. Onun bu tavrı, şiire yüklemiş olduğu bu yük elbette kullandığı dili de belirlemiştir. O, şiirlerinde hitap ettiği kitleyle bütünleşmiş gibidir. Şair hayat manzaralarını şiirine konu ederken fotoğrafın içinden seslenen biri gibidir. Bu yüzden onun halk ağzından şiire devşirmiş olduğu kelimeler okuyucusuna yabancı gelmez.

Böylece canlı ve zengin bir dil ortaya çıkmış olur. Bu dille verilen mesajlar da şüphesiz daha bir güç kazanır.

İbrahim Öztürkçü Âkif’in, yaşadığı devirde İstanbul’daki sosyal hayatı şi­irlerine nasıl yansıttığını şöyle anlatır: “... Safahat ta her okuyucu, tertemiz ve duru bir İstanbul Türkçesinin gölgesinde mizahtan -değme ressamlara taş çı­kartacak- kelimelerle çizilen resimlere, meddah geleneğinden tulûata, meyha­nedeki sefil manzaralardan her türlü dedikodu karnavalı kahvehanelere, iro­niden keskin zekâ parıltılarına referans veren latifelere, Suriçi bayramlarından amin alaylarına, mimari abidelerimizden siyasi rezaletlere, dinî hayatın evlere yansıyan huzur iklimlerinden sosyal sefaletleri barındıran İstanbul’un kenar mahallelerine kadar büyük bir dünya ile karşılaşır. Bu dünya, Âkif’in köşe bu­cağına varıncaya kadar adım adım gezdiği İstanbul ve Osmanlı dünyasıdır.” (Öztürkçü, 2019: 7).

Zeynep Korkmaz da Âkif’in şiir dilini anlatırken, 1908 Meşrutiyeti’nden sonra, onun ferdi ve dinî muhtevalı şiir konularından sıyrılarak şiire toplum meselelerini kattığını, tasvir ettiği günlük hayat sahneleriyle toplumdaki dert­lere çareler aradığını, bu gibi konuları şiirlerinde herkesin rahatlıkla anlaya­bileceği, sanat kaygısından uzak, sade bir dille aktardığını belirtir. Korkmaz’a göre bu dil “billur gibi akan, açık, sade, canlı ve kıvrak bir İstanbul Türkçesi”dir (Korkmaz, 1986: 555-557). Korkmaz’ın, Âkif’in üslubunu değerlendirirken, şairin dili kullanma hususundaki şu notları da dikkat çekicidir: “. zengin bir kelime ve deyim kadrosu ile bezenmiş olan konuşma dilini bazen bir hikâye, bazen kılı kırk yaran realist bir tasvir, bazen de canlı, mizahlı ve karşılıklı bir konuşma düzeni içinde ustalıklı olarak verebilmesi onun şiirindeki dil ve üslup güzelliğini doruk noktasına ulaştırmıştır. O, H. Rahmi’nin ve Ahmet Rasim’in İstanbul Türkçesi için nesir dilinde yapmış olduklarını, büyük bir ustalıkla na­zım dilinde yapmıştır.” (Korkmaz, 1986: 557).

Mustafa Uluçay ise Âkif’in dil ve üslubunu genişçe ele aldığı eserinde; Âkif’in, bilhassa diyaloglarla ördüğü şiirlerinde İstanbul halkının bütün ke­simlerine ait dil özelliklerini (halk deyişlerini) canlı bir şekilde yansıttığını, bu meyanda, bazıları sözlüklere geçmemiş çeşitli ikilemelere, deyimlere, tekerle­melere, beddualara hatta küfürlere dahi şiirinde yer verdiğini bunların onun şiirine çeşitlilik, canlılık ve ifade zenginliği kattığını belirtir (Uluçay, 2016: 178-180).

Çeşitli araştırmacıların, Âkif’in şiir dili hakkında yukarıda sunulmuş olan görüşleri göstermektedir ki Âkif’in Safahat’ı devrinin siyasi ve sosyal olayla­rına tercüman olduğu gibi devrinin dilinin de en canlı tanığıdır. Bu yüzden biz bu çalışmamızda Safahat’ın birinci kitabı olan ve yine “Safahat” adını ta­şıyan eseri tarayarak Âkif’in şiirleri vasıtasıyla o günün konuşma dilinin söz varlığının küçük bir kısmına ulaşmayı amaçladık. Zira bu bölümde yer alan şiirlerinde, halkın dilinden alınmış ve yazı diline girmemiş geniş bir söz varlığı bulunmaktadır (Uluçay, 2016: 168).

Biz de buradan yola çıkarak dilimizde o günden bu yana ne gibi değişme­ler olduğunu, daha doğrusu çeşitli unsurlarıyla Âkif’in şiirlerine sinmiş olan İstanbul ağzından yazı diline geçerken ne gibi kelime ve anlam değişmelerinin gerçekleştiğini, bir bakıma yazı dilimiz oluşurken kelime-anlam gelişmeleri­nin küçük bir örneklemini tespit etmeye çalıştık. Bizi bu çalışmaya iten di­ğer bir husus da bugüne dek pek çok araştırmacının, Âkif’in dili ve üslubu hakkında yapmış oldukları çalışmalarda onun halk ağzından aktardığı kelime hazinesine dair örnekler vermekle yetinmiş oldukları; bu söz varlığının dilin gelişimi içinde ne gibi bir gelişme gösterdiğine dair değerlendirmelere ise yer vermemiş olmalarıdır[2].

Üzerinde çalıştığımız Safahat’ın Birinci Kitabı’nın içeriği hakkında ise şunlar söylenebilir:

Safahat’ın Birinci Kitabı Safahat

Safahat’ın, “Birinci Kitap” diye de anılan bu bölümünde 44 şiir vardır. Bu şiirler önce Sırâtımüstakîm’de yayınlanmış sonra kitaplaştırılmıştır. Bu şiirler­de İstanbul sokakları ve sokaklarda gözlenen hayat manzaraları çokça işlen­miştir. Bu şiirlerden bazıları (Hasta, Küfe, Seyfi Baba, Kör Neyzen, Bayram,

Mahalle Kahvesi, Meyhane, vb.) sosyal içeriklidir. “Tevhid Yahud Feryad” ve “İnsan” şiirlerinde ise şair dinî-hikemi konuları işler. “Ezanlar, Mezarlık, İs­tiğrak” ise dinin uhrevi boyutuna dairdir. “Kocakarı ile Ömer” ve “Dirvas” ise konularını İslam tarihinden alır. Bu şiirlerde tahkiye üslubu ve diyaloglar sıkça kullanılmış; dolayısıyla ağız özelliklerini ve halk deyişlerini yansıtan söz var­lığı da bu bölümde bolca yer almaktadır (Gökçek, 2013: 21-29). Bu bölümden seçtiğimiz 10 kelimenin, genel sözlüklerdeki anlamları ile metindeki anlamları karşılaştırılmış ve çalışmamızın konusunu oluşturmuştur.

İnceleme[3]

Al-:

“Ne ninniden alıyormuş ne hoppaladan... / Işıl ışıl bakıyor â! Bebek değil, afacan!” (Bebek Yahut Hakk-ı Karar, 148).

TDK Türkçe Sözlük

YOK

Misalli Büyük Türkçe Söz­lük

58. (-den) E. T. Türk. Anlamak, kavramak: Eğer âşık isen al bu sözümden / Kamu sermâyeyi var eyle târâc (Eşrefoğlu Rûmî’den). Söylerim söylerim sözümden almaz / Nideyim câhildir hâlimden bilmez (Karacaoğlan). geçişsiz f.

Ötüken Türkçe Sözlük

34. Anlamak; bellemek.

Dil Derneği Türkçe Sözlük

YOK

Doğan Büyük Türkçe Söz­lük

9. kavramak, anlamak: Söylerim, söylerim sö­zümden almaz. (Karac’oğlan)

Lehçe-i Osmani

istiab, ihata, şümul, tefehhüm, idrak, fehm et-

Kamûs-ı Türki

10. anlamak, fehm ve idrak etmek

 

Değerlendirme

Al- fiilinin bu anlamı (anla-) Türkiye Türkçesinin günümüzdeki genel sözlüklerden bir kısmında verilmezken bir kısmında Türk dilinin tarihî me­tinlerinden seçilmiş tanıklarla gösterilmiştir. Hatta, Misalli Büyük Türkçe Söz­lük bu anlamın eski Türkiye Türkçesine (eski Anadolu Türkçesi) ait olduğunu bildirmektedir. Zaten bu sözlükte verilen tanıklar da Eşrefoğlu Rumi ve Kara- caoğlan’dandır.

Güncel Türkçe sözlüklerin bir kısmının, kelimenin, Safahat’taki anlamını kaydetmemiş olması, bir kısmınınsa ancak 15-16. yy metinlerinden tanık gös­tererek bu anlamı kaydetmiş olması, kelimenin söz konusu anlamlarının bu­gün için ölmüş olduğunun göstergesidir. Oysa Lehçe-i Osmani’de ve Kamûs-ı Türki’de bu anlamın verilmiş olması 19. yy’da İstanbullularca kullanılmakta olduğunu gösterir. Dolayısıyla bu anlamın bir ağız özelliği olduğu söylenebilir. Kelimenin, üzerinde durduğumuz bu anlamı, bugün daha çok “aklı alma-”, “havsalası alma-” gibi deyim kalıpları içinde donmuş ve mecazlaşmıştır, de­nebilir.

Âkif’in, bu beyitte, “anla-” yerine al- şeklini tercih etmesi bir yandan vezin zaruretinden kaynaklansa da iki söz arasındaki nüansı da göz önünde bulun­durmasının rolü olsa gerektir. Onun bu tutumu kullandığı dilin söz varlığına ne ölçüde hâkim olduğunu gösterir.

TUD’daki taramalarımızda da 452 metinde “almıyor” ve 1722 metinde “alıyor” şekilleri taranmış ve hiçbirinde Safahat’taki anlamla kullanılmadığı tespit edilmiştir.

Civ civ:

“Horoz şekerleri, civ civ[4] öten oyuncaklar.” (Bayram, 51).

TDK Türkçe Sözlük

YOK

Misalli Büyük Türkçe Sözlük

YOK

Ötüken Türkçe Sözlük

{OsT} Durmadan; sürekli

{ağız} “civ civ” diye ses çıkarmak. [DS]

Dil Derneği Türkçe Sözlük

YOK

Doğan Büyük Türkçe Sözlük

YOK

Türkçede Ses Yansımalı Keli­meler

Civ civ et-

Kamâs-ı Türki (civ civ)

1. Yumurtadan yeni çıkmış kuş veya ta­vuk yavrusu, küçük piliç ve palaz 2. Ufak kuşlar ve piliçlerin ötüşmeleri 3. Çok ses­ler, vızıltı, gürültü, kalabalık

Lehce-i Osmani (civ civ)

Henüz çıkmış kuş yavrusu, piliç ve gayet küçük kuş yavrularının seslenmeleri, çok sesli bir kalabalık

 

 

Değerlendirme

İkilemeden oluşan bu yansıma kelimeye, Ötüken Türkçe Sözlük dışında, günümüz sözlüklerinde rastlamış değiliz. Ötüken Türkçe Sözlük’te de kelime­nin Derleme Sözlüğü’nden alındığı belirtilmiş; ancak bilginin kaynağına gidip Derleme Sözlüğü’ne baktığımızda bu kelimeyi bulamamaktayız. Bununla bir­likte, Derleme Sözlüğü’nden aktarıldığı iddia edilen anlam Safahat’taki anlam­la uyumludur. “Türkçede Ses Yansımalı Kelimeler”deki anlam da Safahat’ta- kine uymaktadır. Bu eserde kelime “civ civ et-” şeklinde kaydedilmiş ve Baş- göz-Tietze’nin ortak yayını olan “Bilmeceler: A Corpus of Turkish Riddles”- dan alındığı kaydedilmiştir (Zülfikar 1995: 360). Öte yandan, gerek Kamûs-ı Türki’de gerek Lehce-i Osmani’de bu yansıma kelimenin Safahat’taki anlamına rastlanabilmektedir.

Bütün bu veriler kelimenin “civ civ şeklinde ses çıkar-” anlamının ağız­larda yaygın olduğunu, bu arada İstanbul ağzında da bilindiğini ve yazı diline geçmemiş olduğunu gösterir. Nitekim, TUD’daki taramalarımızda bu ikileme­nin hiçbir metinde kullanılmadığını, dolayısıyla bugünün TT yazı dilinden düşmüş olduğunu da söyleyebiliriz.

Değiş-:

“Tamam beş ayda değiştimdi kafamız sağ iken” (Mahalle Kahvesi, 124).

TDK Türkçe Sözlük

Başka bir biçim veya duruma gelmek, tahav- vül etmek

Misalli Büyük Türkçe Söz­lük

Olduğundan başka ve farklı bir duruma gir­mek, başka şekle dönüşmek, tahavvül etmek, tagayyür etmek

Ötüken Türkçe Sözlük

Olduğundan başka bir duruma girmek; şekil değiştirmek; başkalaşmak.

Dil Derneği Türkçe Sözlük

Başka bir biçim ya da duruma girmek, tahav- vül etmek

Doğan Büyük Türkçe Söz­lük

Bir hâlden başka bir hâle geçmek, tahavvül etmek, başkalaş-

 

 

Değerlendirme

Yukarıdaki mısrada, bizce “öğren-, ezberle-” anlamlarıyla kullanılmış olan değiş- fiilinin, taradığımız sözlüklerden hiçbirinde bu anlamlarına rast­layabilmiş değiliz. Ancak bizim tespit ettiğimiz anlamların yukarıdaki tabloda gösterdiklerimizden mecazlaştırma yoluyla elde edildiği kanaatindeyiz. Nite­kim, yeni bir bilgiyi öğrenmek ve hele bunu hafızada kalıcı kılmak bir kişinin bir hâlden bir başka hâle geçmesi, başkalaşması şeklinde düşünülebilir. Bu hâ­liyle, kelimenin Safahat’taki anlamının, devrin İstanbul ağzına has bir anlam olduğu, bu yüzden sözlüğe alınmadığı söylenebilir.

Yalnız, 19. yy Türkçesini yansıtan belli başlı sözlüklere (Kamûs-ı Türki, Lehce-i Osmani, Resimli Kamûs-ı Osmani) baktığımızda da “değiş-” fiilinin, bu anlamıyla kaydedilmediğini gözlemekteyiz. Bu durum bize, kelimenin Sa- fahat’taki anlamının dönemin İstanbul argosuna ait bir anlam olabileceğini düşündürmektedir[5]. Kelimenin “Mahalle Kahvesi” şiirinde geçmesi ve kahve­hanede oturan bir tipin ağzından verilmiş olması da bu kanaatimizi güçlendir- mektedir.

TUD’daki taramamızda 58 metinden hiçbirinde “değiştim” maddesinin Safahat’taki anlamıyla kullanılmadığı görülmüştür.

Değnek:

“Kapının orta yerinden ucu değnekli bir ip / Sarkıtılmış olacak, bir onu bulsam da çekip / Açıversem...” (Seyfi Baba, 70).

TDK Türkçe Sözlük

Elde taşınacak incelikte düzgün ağaç, sopa, çomak

Misalli Büyük Türkçe Sözlük

Elde taşınacak uzunluk ve incelikte düzgün ağaç, sopa, çomak

Ötüken Türkçe Sözlük

Yaslanmak, dayanmak veya başka amaçlar­la kullanılan, elde taşınabilecek kalınlıkta ve boyda, ağaçtan kesilmiş parça; ince sopa.

Dil Derneği Türkçe Sözlük

Elde taşınacak incelikte düzgün ağaç, sopa

Doğan Büyük Türkçe Sözlük

Elde taşınan ince kısa sopa

Lehce-i Osmani (değen değ­nek)

Değecek alet, kısa çubuk, ince sopa

Resimli Kamûs-ı Osmani

Asa, baston, ince dal, çubuk, sopa, dayak, darbe

 

 

Değerlendirme

Yukarıdaki tabloda taramış olduğumuz günümüz sözlüklerden alınmış olan açıklamalardan hiçbiri Safahat’taki anlamı karşılamamaktadır. Zira, Âkif’in tasvir ettiği kapıda bulunan değnek “çubuk” anlamına gelmektedir. Ni­tekim 19. yy’da hazırlanmış Lehce-i Osmani ve Resimli Kamûs-ı Osmani’de Safahat’taki bu anlamı karşıladığını düşündüğümüz açıklamalar görülebil­mektedir. Bunun da bir ağız özelliği olduğu kanaatindeyiz.

Dırlan- / Dırıldan-:

Dırlan-:

“Sakallı yok mu işin, git cehennem ol şuradan / Ne dırlanıp duruyorsun sabahleyin oradan” (Küfe, 25).

“Ne dırlanıp duruyor? Susturun şu pisi” (İstibdad, 88).

TDK Türkçe Sözlük

Herkesi tedirgin edecek, bezdirecek biçimde söylenmek

Misalli Büyük Türkçe Söz­lük

Karşısındakini rahatsız edecek şekilde söyle­nip durmak

Ötüken Türkçe Sözlük

  1. Başkalarını tedirgin edecek, bezdirecek bi­çimde söylenmek; dırdır etmek. {ağız} [DS]
  2. Çok mızmızlanıp ağlamak. {ağız} [DS]

Dil Derneği Türkçe Sözlük

Herkesi tedirgin edecek, bezdirecek biçimde söylenmek

Doğan Büyük Türkçe Söz­lük

Bıktıracak şekilde söylenmek

Kamûs-ı Türki

Münasebetsiz ve lüzumsuz çok sözler söyle­yip mucizlik etmek

Resimli Kamûs-ı Osmani

Usandırıcı bir ses çıkarmak

 

 

Dırıldan-:

“- Herif belaya sokarsın, dırıldanıp durma” (Mahalle Kahvesi, 123).

TDK Türkçe Sözlük

YOK

Misalli Büyük Türkçe Söz­lük

YOK

Ötüken Türkçe Sözlük

Gereksiz yere ve çok konuşmak; söylenmek. [DS]

Dil Derneği Türkçe Sözlük

YOK

Doğan Büyük Türkçe Söz­lük

YOK

 

Değerlendirme

Her ikisi de aynı anlama gelen bu kelimelerden biri diğerinin genişletilmiş şeklidir. Bunlardan dırıldan- şekline yalnızca Ötüken Türkçe Sözlük’te rastlan- makta ve Derleme Sözlüğü’nden aktarıldığı bildirilmektedir.

Dırlan- şekli de Ötüken Türkçe Sözlük’te, Derleme Sözlüğü’nden alındığı kaydedilerek verilmiş, Misalli Büyük Türkçe Sözlük’te ise M. Âkif’in, üzerin­de durduğumuz mısra örneğinden başka Fahri Celâl ve Sait Faik’ten verilen örneklerle, TDK’nin Türkçe Sözlük’ünde ise Abdulhak Şinasi Hisar’dan bir ör­nekle tanıklandırılmıştır.

Bu veriler; her iki kelimenin de pek çok Türkiye Türkçesi ağzında olduğu gibi, bir zamanlar İstanbul ağzında da bulunduğunu, bunun 20. yy başındaki edebî metinlere yansıdığını, fakat sözlüklerdeki tanıkların yakın tarihli me­tinlerden seçilmediği göz önünde bulundurulduğunda, kelimenin yazı diline geçmemiş olduğunu gösterir. Zaten, TUD’daki taramamızda da dırlan- ve dı- rıldan- şekillerine ne yazılı ne de sözlü metinlerde rastlayabildik.

Nasıl:

“- Ahmed’in annesi gelmiş... - Nasıl Ahmet, oğlum? /Hani bizdeydi bu­gün...” (Köse İmam, 126).

Bu beyitte geçen “nasıl” soru sözü “hangi” anlamıyla kullanılmıştır. Gerek Güncel Türkçe sözlüklerde gerek 19. yy’da düzenlenmiş sözlüklerde böyle bir anlama rastlanmamıştır. Devrin ve İstanbul ağzının bir söyleyiş özelliği olduğu kanaatindeyiz. Hatta bu anlamın İstanbul’daki pek çok alt ağız bölgelerinden birine ait olma ihtimali dahi vardır.

Nefeslen-:

“Çıkar dışarda gezersem biraz nefeslenirim.” (İstabdad, 87).

TDK Türkçe Sözlük

Nefes alacak kadar duraklamak, biraz dinlenmek

Misalli Büyük Türkçe Sözlük

Durup nefes almak, biraz dinlenmek

Ötüken Türkçe Sözlük

  1. Soluk alıp vermek; solumak.
  2. Sıkıcı bir durumdan kurtulup rahata ermek; rahatlamak
  3. Yorucu bir işte durup dinlenmek; soluklanmak

Dil Derneği Türkçe Sözlük

Nefes almak

Doğan Büyük Türkçe Sözlük

1. Nefes al-, solu- 2. Rahatla- 3. Dinlen- 4. Okunup üflen-

Kamûs-ı Türki

1. solumak, soluk almak 2. (mec.) bir tehlikeden kurtulup rahatlanmak

Derleme Sözlüğü

Sıkıntısı, tasası dağıl- (Çal / Denizli)

 

 

Değerlendirme

Kelimenin bu mısradakine en yakın anlamını yalnızca Ötüken Türkçe Sözlük, Doğan Büyük Türkçe Sözlük ve Kamûs-ı Türki’de bulabilmekteyiz. Her üç sözlükte de ikinci sırada verilen “rahatla- / rahatlan-” İstibdad şiirindeki anlamı, tam olmasa da bir ölçüde karşılamaktadır. Bizce bu anlamlara ayrıca “ferahla-” da eklenmelidir. Hatta, diyebiliriz ki bu şiirindeki anlam tam olarak “ferahla-, açıl-, kendine gel-”tir ve mısradaki bu anlam İstanbul ağzına aittir. Nitekim Derleme Sözlüğü’nde verilen anlam da Safahat’takiyle uyumludur. Bu da diğer ağızlarda olduğu gibi İstanbul’da da kelimenin bu anlamıyla kullanıl­mış olduğunu gösterir.

TUD’daki taramamızda “nefeslen” maddesinin de yalnızca iki metinde geçtiğini anlamlarının da TDK Türkçe Sözlük ve Misalli Büyük Türkçe Söz- lük’te verilen “biraz dinlenmek” olduğu gözlenmiştir.

Söyle-:

“Kimse söyletmiyor artık bizi, bak sen derde” (Köse İmam, 130).

“Okur, dinletir, söyletir, gaşy olur” (Şair Huzurunda Münekkit, 133).

TDK Türkçe Sözlük

YOK

Misalli Büyük Türkçe Söz­lük

3. Konuşmak: ”Çok çabuk söylüyorsun, an­lamıyorum.” Halkın söylediği Türkçe bizim­dir (Ziyâ Gökalp). O kadar güzel Türkçe söylüyordu ki insan vücûdunu görmese, ismi­ni işitmese şîvesine aldanacak, Türk diyecek­ti (Ömer Seyfeddin). Bir tek İngilizce kelime söylemezken “Pikadili”den kendine boyun bağı aldı (Rûşen E. Ünaydın).

Ötüken Türkçe Sözlük

1. {eAT} Konuşmak; demek.

Dil Derneği Türkçe Sözlük

YOK

Doğan Büyük Türkçe Söz­lük

YOK

Kamûs-ı Türkî

  1. söz lakırdı etmek
  2. Dil bilmek: Bu çocuk daha söylemiyor, Türkçe söylemek, sesle yavaş söylemek

Yeni Tarama Sözlüğü

konuşmak

 

 

Değerlendirme

Söyle- fiilinin “konuş-” anlamıyla bugünün Türkiye Türkçesi yazı dilinde kullanılması söz konusu değildir. Zaten, Misalli Büyük Türkçe Sözlük dışında­ki sözlüklerde bu anlam kaydedilmemiş; Ötüken Türkçe Sözlük’teyse “konuş-” anlamının eski Anadolu Türkçesinden kalma olduğu belirtilmiş. Nitekim, Yeni Tarama Sözlüğü’ne bakıldığında bu fiilin “konuş-” anlamıyla kaydedildiği gö­rülecektir. Kamûs-ı Türki’de ise birinci sırada verilen anlam tam da “konuş-” fiilini karşılamaktadır. Bu da kelimenin bu anlamının İstanbul ağzına mahsus olduğu, yazı diline aktarılmadığını gösterir.

TUD’da yaptığımız taramalarda da toplam 804 metinden hiçbirinde; “söy­le, söylet, söylüyor, söyledi, söylemiş” şekillerinin “konuş-” anlamıyla kullanıl­madığını gözledik. Bunun tek istisnası 1996 tarihli bir süreli yayındaki dinî-ta- savvufi bir metinde geçen şu cümledir: “... Kıtmiri başka abad edecek yok.

Hatırım virane, gözlerim giryan. Gel vur mızrabını kalbimi söylet!...”

Uğraşıcı:

“- Aman canım, şu bizim komşu amma uğraşıcı” (Mahalle Kahvesi, 124).

TDK Türkçe Sözlük

YOK

Misalli Büyük Türkçe Sözlük

YOK

Ötüken Türkçe Sözlük

YOK

Dil Derneği Türkçe Sözlük

YOK

Doğan Büyük Türkçe Sözlük

ısrarcı

 

 

Değerlendirme

Günümüz genel sözlüklerinden yalnızca Doğan Büyük Türkçe Sözlük’te yer alan bu kelimenin tanığı da Safahat’ta geçen yukarıdaki mısradır. Tarihî sözlüklerde de rastlayamadığımız bu kelimenin İstanbul ağzına has olduğu anlaşılmaktadır.

TUD’daki taramalarımızda bu kelimenin hiçbir metinde kullanılmadığı­nı, dolayısıyla bugünün TT yazı dilinden düşmüş olduğunu da söyleyebiliriz.

Sonuç

Çalışmamızda ele aldığımız kelimelerin bazılarına veya bazılarının Sa- fahat’taki anlamlarına günümüzde hazırlanmış genel sözlüklerde rastlanma- maktadır. Safahat’taki bu kelimeler birer leksik unsur olarak veya anlamı bakı­mından İstanbul ağzına dahildir.

Yazı dili oluşurken temel alınan ağızdaki söz varlığında bir ayıklama ya­pıldığı anlaşılıyor. Bu tutumun, dili, yazı yoluyla kâğıda dökmenin tabiî bir so­nucu olduğu muhakkaktır. Yazı dilinin, bir bakıma günlük konuşma dilini be­lirli bir çerçeveye alma işlemi olduğu da bu gibi örneklerden anlaşılmaktadır.

Eğer Safahat bir el kitabı olarak değerlendiriliyorsa, herkesin bu şaheser­den yararlanması amaçlanıyorsa o hâlde bu kelimelerle ilgili bildirimizde be­lirttiğimiz eksiklikler sözlüklere katılmalıdır.

Bildirimizde incelediğimiz kelimeler veya bunların Safahat’ta geçen an­lamları ağız malzemesi olarak kabul edilecekse ve bunlar genel sözlüğe alın­ması uygun değilse o zaman Safahat’ın, bütün kelimelerini kapsayan bir söz­lüğü yapılmalıdır. Çünkü Safahat’ta geçen kelimelerin anlamları tam olarak tespit edilmeden Safahat’ın bütünüyle anlaşılması da mümkün olmayacaktır.

Bu çalışmamız her ne kadar çok sınırlı bir örneklem üzerinde gerçekleşti­rilmiş olsa da Safahat’ın barındırmış olduğu dil malzemesinin İstanbul ağzının tespit edilmesinde elverişli ve önemli bir veri kaynağı olduğu anlaşılmıştır.

 

KAYNAKÇA

Afif, M. (1928). Nasıl Konuşduğumuzu Bilelim-İstanbul Şivesinin Hususiyetleri Hakkında İlmî Bir Tedkik-. İkdam Matbaası. İstanbul.

Akalın, Ş. H., Toparlı, R., Argunşah, M., Gözaydın, N., Zülfikar, H. ve Özyetgin A. M. (2011). Türkçe Sözlük. TDK Yayınları. Ankara.

Akyalçın, N. (2007). Türkçe İkilemeler Sözlüğü. Anı Yayıncılık. Ankara.

Ayverdi, İ. (2006). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. Kubbealtı Yayınları. İstanbul.

Çağbayır, Y. (2007). Ötüken Türkçe Sözlük. Ötüken Yayınları. İstanbul.

Dilçin, C. (2013). Yeni Tarama Sözlüğü. TDK Yayınları. Ankara.

Doğan, D. M. (2011). Doğan Büyük Türkçe Sözlük. Yazar Yayınları. Ankara.

Düzdağ, M. E. (Haz.). (1984). Safahat. İnkılap Yayınevi. İstanbul.

Gökçek, F. (2013). Bir Medeniyetin Şairi: Mehmed Âkif. TDK Yayınları. Ankara.

Karahan, L. (2011). “Ağız Araştırmalarında Sorunlar”. Türk Dili Üzerine İncelemeler. Ankara. Akçağ

Yayınları, 327-333.

Korkmaz, Z. (1986). Mehmed Âkif’te Dil ve Üslup Özellikleri. Türk Dili, 420. 554-564.

Kutlu, A. (Ed), (2005). Türkçe Sözlük. Dil Derneği Yayınları. Ankara.

Öztürkçü, İ. (Haz.). (2019). Safahat. Ketebe Yayınları. İstanbul.

(DS) Türk Dil Kurumu (1993). Derleme Sözlüğü. TDK Yayınları. Ankara.

Paşa, A. V. (1876). Lehce-i Osmani. Cem’iyyet-i Tedrisiyye-i Osmaniyye Yayını. İstanbul.

Sami, Ş. (2012). Kâmus-ı Türkî. Altınpost Yayınları. Balıkesir.

Seydi Bey, A. (1330 R). Resimli Kamûs-ı Osmani (1. Cilt). Matbaa ve Kütüphane-i Cihan. İstanbul.

Uluçay, M. (2016). Tasannûsuz Bir Sanatkâr Mehmed Âkif- Dil, Üslup ve Sanatı. Atlas Yayınları. Ankara.

Yetiş, K. (1992). Mehmed Âkif’in Sanat-Edebiyat ve Fikir Dünyasından Çizgiler. TDK Yayınları. Ankara.

Zülfikar, H. (1986). Mehmed Âkif Ersoy’un Şiir Dili Üzerine. Türk Dili, 420. 512-520.

İnternet Kaynakları

Türkçe Ulusal Derlemi. https://www.tnc.org.tr/tr/

 


[1] Bundan sonra TUD kısaltması ile belirtilecektir. “TUD Sürüm 3,0; 50 milyon sözcükten oluşan, 24 yıllık bir dönemi (1990-2013) kapsayan, günümüz Türkçesinin çok sayıda farklı alan ve türlerden yazılı ve sözlü örneklerini içeren, geniş kapsamlı, dengeli ve temsil yeterliliğine sahip, genel amaçlı bir referans derlemdir.”

[2] H. Zülfikar “M. Âkif Ersoy’un Şiir Dili Üzerine” başlıklı yazısında Âkif’in şiirlerinde geçen halk ağzından alınmış bazı kelimelerin, deyimlerin, ikilemelerin ve deyişlerin bugünkü sözlüklerde ne ölçüde yer alıp almadığını, anlamlarının ne ölçüde tespit edilip edilmediğini sorgular (Zülfikar, 1986: 512-520).

[3] Bu bildiriyi hazırlarken Safahat’ın 1984 yılında M. Ertuğrul Düzdağ tarafından yayına hazırlanmış baskısından yararlandık. İnceleme kısmındaki şiir başlıkları ve sayfa numaraları bu baskıdan alınmıştır.

[4] Çalışmamızda esas aldığımız Ö. Rıza Doğrul (18. baskı) yayınında kelime bitişik yazılmışsa da İbrahim Öztürkçü’nün eski harflerle yayınlamış olduğu nüshada kelime, diğer bütün ikilemeler gibi ayrı yazılmıştır.

[5] Günlük hayatta kullandığımız “kafayı değiştir-” deyiminde de “değiş-” fiilinin, deyim kalıbına, buradakine yakın bir anlam kattığı söylenebilir.

 

100. Yılında İstiklâl Marşı Büyük Bilgi Şöleni
12 Mart 2021 - TBMM
100. Yılında İstiklâl Marşı ve Mehmed Âkif Kitabı
Bu haber toplam 615 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim