Bu anlaşılamama meselesi yapanların da bir tercihidir, değişim ve dönüşümün toplum tarafından net görülememesi için iletişim yolları bir tür toz bulutuyla kapatılmış, özgür yayın yapma imkânının önü kolluk tarafından kapatılmıştır. Tek yönlü yayınlar ve manipülatif etkiler de tam olarak çare olamamış, o devrimleri insanların çoğunluğu bir türlü kabullenememiştir. Bunun üzerine tonlarca yazı ve kitap yazılmıştır. Neticede öyle ya da böyle bir realite ve sosyal olgu olarak hayatın içinde yerini alır devrimler. Ancak devrimleri yapan ekibin tasarladığı ama karşı çıkanların pek göremediği gerçekler de vardır. Çünkü devrimlerle devirilip yok edilen şey ne saltanat ne de hilafetti. Topyekûn bir sistem-zihniyetti yok edilen. Bunu kendilerine bir saldırı olarak algıladılar. Oysa kendilerine değil zihniyetlerine karşıydı devrim. Tabi bu tam bir asırlık sancılı bir süreç oldu. Bu bağlamda yazılan ve artık sahafiye olan dolayısıyla değerini yitirmeyen bir kitabı yazıya mevzu edeceğim: Osman Yüksel Serdengeçti'nin "Mabetsiz Şehir" adlı kitabı. Kitap "Serdengeçti Neşriyat" yayını. Yazar kitabın hikâyesini anlatıyor. Biraz çetrefilli bu hikâye. "Bu Kitap" adlı giriş-sunuş yazısının altındaki tarih 1949. Baskı sayısı yazmıyor. Kuvvetle muhtemel ilk baskı. Ha bende ne arıyor? Bu kitabı Bursa'da bir sahaftan alıştım. Söz buraya gelmişken Bursa'nın sahaflık meselesini çok ciddiye aldığını, sosyal medyada ve dükkânlarında tıpkı İstanbul'da olduğu gibi kitap mezatları yaptığı notunu iliştireyim buraya.
Ethem Erdoğan: Sahafiye3: Mabetsiz Şehir

Cumhuriyetin ilanı ve akabinde girişilen devrimlerin neyi devirmeye yönelik olduğu o zamanlar tam anlaşılmamış bir realitedir.
Bu haber toplam 415 defa okunmuştur
- Yorumlar 0
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SON EKLENEN GALERİLER
Diğer Haberler
Batı kaynaklı oryantalist tarih ve medeniyet araştırmaları anlayışı, artık geçerliliğini yitirmelidir.Mevlânâ’yı kimlik tartışmalarına sokmak, dini sorgulamalara tabi tutmak, yaşadığı topluma yabancı sanmak hep aynı anlayışın ürünüdür. Gerçekte konu sadece Mevlânâ etrafında dönmemektedir.
Türk Romanı Soruşturması: Mehmet Narlı"Roman nereye gidiyor?" sorusu artık klişe bir soru haline geldi. Peki, sizce romanımızın aslında gitmesi gereken yer neresiydi ve Türk romanının son yarım yüzyılda geçirdiği dönüşüme baktığınızda bugün oraya yaklaşabildik mi?- 15:31 - Geleceğin Yazarları Gülezler Konağında Tecrübeyle Buluştu
- 11:25 - Ersin Çelik
- 11:07 - Hece Dergisi'nin 353. Sayısı Yayımlandı
- 11:06 - Ali Bal: Eğitimin hâl ve gidişâtı
- 11:05 - Sevil Nuriyeva: Türk dünyasının kalbi Azerbaycan
- 11:04 - Rahim Er: Aile
- 11:03 - Bedir Acar: ‘Son Kale'ye reklamlı saldırı
- 11:02 - Resul Tosun: Onların Türkiye'ye ihtiyacı daha fazla!
- 11:01 - Ömer Lekesiz: İmam Gazzâlî’ye göre nûr estetiği, ışık, idrak ve görme terbiyesi
- 11:00 - Hüseyin Öztürk: Tarihin imarı geleceğin imarıdır
- 14:18 - Mesnevî Okumaları Dr. Öğr. Üyesi Fahrettin Coşguner ile Devam Ediyor
- 13:26 - Erzincan’da Şiir Gecesi: Bürokratlar ve Şairler Aynı Kürsüde Buluştu
- 12:05 - Muhit, Hüsrev Hatemi Dosyasıyla Raflarda
- 12:02 - TYB Konya’da Milli Mücadele’nin Manevi Cephesi: Mevleviler ve Bektaşiler Konuşuldu
- 11:58 - Taşbaşı Dergisi 5’inci Sayısıyla Okuyucusunu Selamlıyor
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim




























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.