• İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C

Gerçekliğe Yakılan Mum: Dört Köşeli Üçgen

Gerçekliğe Yakılan Mum: Dört Köşeli Üçgen
"Sorgulanmayan bir yaşam, yaşanmaya değer değildir."Platon

Salah Birsel'in şaşkınlık denizinde kulaç attığı bir metin Dört Köşeli Üçgen. Yazıldığı dönem göz önüne alındığında ise epey cesurca bir dil ve tema ile karşı karşıya buluyor okur kendini. 1957 yılında Ulus gazetesinde tefrika halinde yayımlanan roman Salah Birsel'in ilk ve tek romanı. Yazar, eserinin Türk edebiyatının ilk düşünce romanı olduğunu iddia ediyor.

Dört Köşeli Üçgen, Birsel'in oluşturduğu "Gözlemci" karakteri üzerinden toplumsal yergiyi hiciv ve ironi yoluyla yapar. Gözlemci'nin felsefi sorgulamaları da romanı okur açısından ilginç kılarak sürükleyici bir okuma sürecine götürür. Ancak bu kitaba her ne kadar roman denilmişse de Birsel'in hakkını verdiği tür olan denmeye daha yakın olduğu muhakkak.

Günümüzde türlerin birbirine dair geçirgenliği artık inkâr edilemez bir gerçekken 1960'lı yıllarda, bunu postmodern bir tavırla yakalamak büyük başarı. Ancak bu dönemde Birsel'in romanı belki de birçok iyi kitabın uğradığı kadere maruz kalarak çok da dikkat çekmez.

Gözlem ve Gerçek Algısı

Roman, Tütün Yaprak Evin'de çalışan gözlemcinin -esasında bekçidir,- kendini önüne gelene "uluslararası gözlemciyim" diye tanıtmasıyla bir yere evrilir. Bu tavrı yaptığı işi değersiz kılan topluma esasında önemli biri olduğunu ispat etmek için ortaya koymuştur. Romandaki başka bir karakterin gözlemciye "bir baltaya sap olamayışından" böyle bir şey uydurduğunu söylemesi de karakterin değersizlik duygusunu ve ilgi çekme merakını meşru kılar.

Gözlemci, önceleri gözlem işi için yirmi dört saatini ayırırken gittikçe bu süreyi artırtarak kırk sekiz saate çıkarır hatta öyle ki bir gece evine geldiğinde lambanın yanmaması sonucu karanlıkta kalır ve yatağına uzandığında ayağının kedisine değmesiyle sadece gözüyle değil bütün uzuvları ile gözlem yapabileceği keşfine ulaşır. Bu durum öyle ağır bir hal alır ki, en son bir fırıncıyı yanarken hissettiklerini gözlemlemek adına diri diri yakmaya kalkışır ve akıl hastanesine yatırılır. Gözlem konusunda ileri gittiği muhakkaktır ama şöyle bir yanı var ki Birsel bu karakter üzerinden "gerçekler"in ne denli tahammül edilemez olduğunu da ortaya koyar. Roman karakterimizin gerek etrafındaki arkadaşları, gerekse şefi olan ve aslında bir yığın anormal davranışa sahip olan kişiler yaşadıkları ve söyledikleri yalanlarla adeta yalandan oyulmuş büstler olarak gezmektedir. Gözlemci ise salt gerçekçidir. Ve yaşadığımız toplumda ne o gün, ne de bugün, kimse gerçeğe talip değildir. Çünkü gerçekler insanın omuzlarını düşüren ve baş ağrıtan şeylerdir. Kitabın isminden mülhem soracak olursak gerçek kaç köşeli bir üçgendir? Bir duruma yahut olmuş olan olaya kaç farklı açı ile bakılabilir? İşte gözlemcinin asıl başını ağrıtan mevzu birden fazla bakış açısıyla toplumun kurallarını hiçe sayarak öğrenmeye çalıştığı gerçeklerdir. Öğrendiklerini anlatması ise ona akıl hastanesinin kapılarını açar. Aslında tipik bir deli mi veli mi hikâyesi şeklinde de okunabilir bu eser. Bu taraftan baktığımızdaysa yine toplumun cehaleti ile yüz yüze gelmekten kaçınamayız. Çünkü deliliğin bir parça velîlikle, velîliğinse bir parça delilikle icra edildiğine kim karşı çıkabilir? Toplum gerçekleri örtüsüz söyleyenlere –gözlemci gibi- deli, örtülü söyleyenlere ise velî ismini takmıştır.

Devamı: https://www.kitaphaber.com.tr/gerceklige-yakilan-mum-dort-koseli-ucgen-k5538.html

Bu haber toplam 765 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim