• İstanbul 24 °C
  • Ankara 21 °C
  • İzmir 27 °C
  • Konya 20 °C
  • Sakarya 26 °C
  • Şanlıurfa 28 °C
  • Trabzon 19 °C
  • Gaziantep 24 °C
  • Bolu 21 °C
  • Bursa 25 °C

Gökhan Özcan: Çarenin çaresizliği

Gökhan Özcan: Çarenin çaresizliği

Çağımızın en trajik, bir o kadar da çelişkili uğraşlarından birini büyük bir hırs ve gayretle sürdürüyoruz: Eğitmek, biçimlendirmek ve geleceğe hazırlamak iddiasıyla, bir çocuğun saf zihninde, düşsel ülkesinde ve yaratılışında zaten var olan cevherleri evvela acımasızca kazıyıp yok ediyoruz. Ardından, kendi ellerimizle açtığımız o derin boşluğu, hiç de ait olmadığı biçimlerle, ruhsuz kalıplarla ve hiyerarşik kurallarla o çocukların kişiliklerine tıkıştırmaya çalışıyoruz.

Oysa bir müsaade edebilsek, çocukları kendi tahakkümümüzden, kendi eksikliklerimizden ve doymak bilmez beklentilerimizden bir kurtarabilsek; fıtratın o duru akışı içinde, düşe kalka da olsa kendi hakikatlerine ve idraklerine zaten ulaşacaklar.

Mustafa Kutlu, ‘İyiler Ölmez’ isimli eserinde bu acıklı duruma işaret ediyor: “Her doğan çocuk dünyaya tertemiz geliyor. Onu biz kirletiyoruz. Hırs ile, vahşetle, mal-mülk derdi ile.”

Kendi hakikatine eremediğimiz, derinliğini ve künhünü bir türlü kavrayamadığımız pek çok soyut kavramı onlara dikte etmeye kalkışırken, çocukları ‘çocuk olma’ halinden uzaklaştırdığımızın farkında bile olmuyoruz. Kendi yaşayamadığımız hayatları onlara yüklemeye çalışıyor, kendi çözemediğimiz, çözmeye çalışmadığımız, sadece çözdüğümüzü varsaydığımız varoluşsal sıkıntıları onların aşmalarını bekliyoruz. Bir noktadan sonra zihinleri kepenkleri kapatıyor; çünkü bizden hiçbir şey öğrenmek istemiyor, bencil dünyamızı anlamaya çalışmayı reddediyorlar.

Kendi sınırlarımızın ve zayıflıklarımızın farkına varmadan, henüz kendi içimizdeki fanilik fikriyle barışmadan, çocuklarımıza söyleyecek bir şeyimiz olamayacağını anlamak zorundayız. Gözlerimizin sımsıkı kapalı olduğunu kabullenmeden, yeniden gün ışığıyla aydınlanma imkânımız olmadığını kabul etmeliyiz.

Yeryüzü, görmeyi bilen gözler ve hissetmeyi bilen kalpler için ilahî işaretlerle, derslerle ve ayetlerle bezeli... Ancak biz onları yıllar boyunca sınav labirentlerinde kaybolmaya mahkûm ederek tabiatın bu yalın ve hakiki dilinden izole ediyoruz.

Çocukları hayatın yalın derslerinden ve kendi içsel fıtratlarından kopardığımızda, onları gerçekliği olmayan bir döngünün, tüketen bir illüzyonun içinde eksik yaşamaya mahkûm ediyoruz. Çocukların kendi varoluşsal idraklerine ulaşmaları için, belki de onlara dayattığımız dünyanın kara büyüsünün bozulması, illüzyonun kırılması gerekiyor. Belki bu sayede çocuklarımız hayatın o sessiz ama hakiki sesini yeniden dinlemeye yollar bulabilirler. Sadece yaşamanın değil, hakikatle bir inanç bağı kurabilmenin de en doğal güzergahı budur.

İnsan eksik artık, hayat eksik, düşünceler, duygular eksik… Bizi tamam kılacak, bütünleyecek kadim çareyi arama iştiyakımızı da neredeyse tamamen yitirdik!

Aliya İzzetbegoviç, ‘Doğu ve Batı Arasında İslam’ kitabında meselenin adını en doğru bir şekilde koyuyor: “Dindarlık şehrin büyümesiyle azalır; daha doğrusu, bu azalma insana yadırgatıcı bir tarzda tesir eden şehircilik unsurlarının birikmesiyle beraber meydana gelir. Çünkü şehir ne kadar büyürse üzerindeki gök de o kadar ufalır.”

“Bugün yakıcı bir şekilde eksikliğini hissettiğimiz her şeyden” dedi beyaz saçlı adam, “aslında tek tek biz kendimiz vazgeçtik!”

https://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhan-ozcan/carenin-caresizligi-4866320

Bu haber toplam 22 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim