• İstanbul 25 °C
  • Ankara 25 °C

Hamid Abi Öldü Mü?

Ahmet Tâlib ÇELEN

1992 yılında İzmir Gaziemir Ulaştırma Birliği’nde dört aylık yedek subay kursundan sonra yedek subay öğretmen olarak tayinim Kayseri/Bünyan Hazarşah Ortaokulu’na çıktığında bu mâcerânın hayâtımda en çok seveceğim bir dostumla, bir ağabeyimle tanışmama vesîle olacağını bilemezdim elbette. HAMİD ÇAYIR ağabeyim, dostum, dâvâ arkadaşım…

Daha önceden edindiğim bilgi istikâmetinde Bünyan girişinde sağ taraftaki talebe yurdunun hizâsında otobüsten indim. Talebe yurdunda kırk yıllık dostmuşum gibi karşılandım. Vazîfeli arkadaşlarla bir anda kaynaştık. Ertesi gün İlçe Eğitim Müdürlüğü’nde evrakları imzâladım ve resmen vazîfeye başladım. Fakat Hazarşah’ta vazîfeli olduğum hâlde bütünleme imtihanları için başka bir köye geçici olarak gönderildim. O köyde bana sâhip çıkan amcanın hatıralarım arasında apayrı bir köşesi vardır. Bana Anadolu insanının derinliğini, inceliğini ve misâfirperverliğini elimle tutarcasına gösteren mübârek kişilerden biridir. Fâtihalar ona…

hamid-cayir.jpg

Daha sonra asıl vazîfe yerim olan Hazarşah’a geçtim. Hazarşah, Bünyan’a 10-12 kilometre uzaklıkta bir köy. Bir yıllık öğretmenliğim boyunca ne güzel hâtıralar kaldı Hazarşah ve Bünyan’dan. Birkaç ay okulun kullanılmayan binâsında kaldıktan sonra eşim ve çocuklarımı da getirince köyden tuttuğum bir evde oturduk. Bir iki ay sonra da mezkûr yurt ile yol arasındaki bir evin alt katına yerleştik.

Hamid Çayır Ağabey’le elbette daha önceden tanıştık, biliştik. Ama asıl dostluğumuz bu eve yerleştikten sonra dal budak salmaya başladı. Bir ayağım yurttaydı diyebilirim. Okul dışındaki vaktimin büyük kısmı yurtta Hamid Ağabey ve diğer hocalarla birlikte geçiyordu. Muhabbet, sohbet ve hizmetle geçen mes’ut günler…

Sonra karşılıklı ev ziyâretlerimiz… Samîmiyetin âile boyu hâle gelmesi…

Hamid Ağabey ile beni kaynaştıran en büyük unsur ondaki ilim ve okuma aşkıydı gâlibâ. Bir de bunlardan geri kalmayan ahlâk güzelliği, dürüstlüğü, tevâzuu, güler yüzü…

Yurt hizmetlerinde destek olanların birbirleriyle samîmiyetinin kaynağı da şüphesiz Hamid Ağabeyin bu güzel hasletleriydi. Onları bir üzüm salkımının taneleri gibi bir arada tutan onun herkese bol miktarda dağıttığı alâka, ciddiyet, bilgi ve güler yüzdü. Bu yüzden olsa gerek bir Orta Anadolu kasabasında birbirini kırmamaya, darıltmamaya bu kadar çok dikkat eden insanlarla tanış olmuştum. Öyle ki gıyaplarında bile kardeşlik hislerini yaralamamaya dikkat eden güzel insanlar… Bu hasletler elbette Hamid Ağabey’den dalga dalga bu insanlara yayılıyordu.

Hamid Ağabey bilgiye aç bir insandı. Kendi sâhası olan dînî ilimlerde zâten çok okurdu. Ama onu farklı kılan bir yönü yeni yazarları da okumaktan çekinmemesiydi. Benzerlerinin eline almaktan içtinâp ettikleri kitapları okur, değerlendirirdi. Meselâ benim tavsiyemle okumaya başladığı Rasim Özdenören hakkında söylediği “Bu adama bu fikirler Allah tarafından sunuluyor, başka türlü olamaz.” sözünü hiç unutmam. Bir de daha önce Elmalılı Tefsirinin birçok yerine baktığı hâlde tamamını biz tanıştıktan sonra okumuştu. Bununla alâkalı olarak “Ahmet Hoca, bu bilgilere sâhip olmaksızın yıllarca vaaz ettim, utanıyorum.” deyişini unutamam. Bir ilim meraklısı ve okuma düşkünü olarak ömrü boyunca okudu. Zaman zaman arar ve okuduklarından bahsederdi. Bildiklerini yayma gayreti çok güçlüydü.  

Ben bir yıllık vazîfem bitip Bünyan’dan ayrıldıktan kısa bir müddet sonra Kayseri merkeze geldi. İrtibatımız hep devam etti. Son zamanlardaki karışık vaziyetler muvâcehesinde de fikir, ideal ve hâdiselere bakış tarzımızda tam bir mutâbakat vardı. Hayatta en sevindiğim hususlardan biri budur.

Hamid Ağabey, ilkokul mezunuydu. Dışarıdan ortaokul ve liseyi bitirdi ve üniversite imtihanlarına girdi, ilahiyat fakültesi kazandı. Fakat “Ben hocayım, işlerimi aksatır” diyerek devam etmedi. Devam etse iyi bir akademisyen olacağından şüphe etmezdim.

Yanlış ve yamukluklar karşısında dik, cesur ve tâvizsiz duruşunu anmazsak olmaz. Huzûrunda kimsenin gık diyemeyeceği koca koca adamların yüzlerine karşı yanlışa yanlış diyerek geri adım atmadığı için öfkeleri üzerine çektiği çok olmuştur. Birçoklarının hakîkati bildiği hâlde sustuğu yerde hak ve hakîkati dile getirmekten çekinmemiştir. Bu bakımdan âhirette husûsî bir mükâfâta nâil olacağına inancım kavîdir.

Bugün sevgili Hamid Ağabeyimin vefat haberini aldım. Yığıldım kaldım. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. Ortak tanıdıklara haber verdim. Oturdum, önüme bakıyorum. Durdukça içim ağırlaşıyor. Hanımın yanında olmayacak. Öbür odaya kaçıyorum… Gözümün önünde hep gülen yüzü, kulaklarımda “Muhterem hocam, aziz hocam” hitapları…

Ya, Hamid Abi, oldu mu böyle? Hani sen Alanya’ya gelirsen mutlaka bize uğrayacaktın, ben Kayseri’ye gelirsem size gelecektim… Hattâ bir gün arkadaşlarımı toplayıp husûsî olarak sana getirecektim, tanıştıracaktım, sohbetini dinletecektim, hep birlikte dertlerimizi söyleşecektik… Olmadı, olmadı böyle…

Şimdi kaçıncı tecrübeden sonra “Böyle görüşmeleri erteleyip durmamak lâzım; bir an evvel gerçekleştirmek lâzım.” diyorum. Diyorum ama ne çâre…

Bu hislerin aynısını bir de Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefâtında yaşamış, günlerce tesirinden kurtulamamıştım.

Allah gani gani rahmet eylesin “sevgili, muhterem ve azîz hocam”.

İnşaallah ötelerde güzel yerlerde buluşuruz.

Hakkını helâl et…

 

Bu yazı toplam 214 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim