Dilimiz, yürüyüş ve mücadele esnasında şekillenmiş. Bu yüzden olsa gerek, hareketlidir, çok katlıdır. Sözgelimi, alışmak kelimesinin bir anlamı da tutuşmaktır. Düzlüğe 'yazı' demişiz.
Türklük gibi, Türkçe'nin de birleştirici özelliği var. 'Huda' kelimesi Farsça, 'Nabit' kelimesi Arapça. Bu ikisinin birleşmesinden meydana gelen 'Hudayinabit' ise Türkçe. Kendiliğinden biten, ekilmiş olmayan demek. Bir de 'alaza' var. 'Dökülen tohumlardan çıkan bitki.' Yol kenarlarında 'biten' ekinleri hatırlayın. Dokunaklı bir görüntüdür, ayrı düşmeyi anlatır.
Bin beş yüz rakımlı bir dağ köyünde, yetmiş beş yaşındaki bir dedeyi dinlerken, bunlara benzer şeyler düşünüyorum. Bir delikanlıyı anlatıyor. Sıkıntılı işlere girişmiş. Sonuç: Canına kıymış. 'Gençliğini taşıyamadı' diyor. İşte dilimizin güzelliği.
Söz, köylerin kimsesiz kalmasına geliyor. Sadece meyve ağaçları değil, evler de kuruyor. Şunu söylüyor: 'İnsan, evin ruhudur. Ruh bedenden çekilince ne oluyorsa, evlere ve köylere de o oluyor.'
Yazının devamı için: http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Ibrahim_Tenekeci/turkcenin-sozunden-cikmamak/40307































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.