• İstanbul 27 °C
  • Ankara 25 °C

İdlib’te Orta Bir Nokta Bulunulacaktır!

Fatma Gülşen KOÇAK

Suriye’de gelinen son durumu tecrübeli asker ve halkın yorumlarına güvendiği stratejistlerden biri olan Güvenlik Uzmanı Sayın Mete Yarar ile konuştuk.

Söyleşi: Fatma Gülşen Koçak

Bazı Rus kaynaklar ve Türkiye’deki  Rusya Yanlıları çatışmazlık sürecinin bitirilmesinin negatif yanlarını Türkiye’ye yükleyerek algı oluşturmaya çalışıyorlar. Oysa ki Rusya üzerine düşeni yapmadı. Bu konuda ne dersiniz? Ayrıca neden İran’ın üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyişini hiç konuşmuyoruz?
 
  Bugüne bakarak mı Rusya’nın ne yapıp yapmadığını konuşacağız yoksa Soçi Mutabakatı’nın başladığı andan itibaren mi değerlendireceğiz, hangisi daha mantıklı olur derseniz ben bugünden başlayacağım. Biz neden Soçi’nin altına imza attık ve 12 gözlem kulesini hangi taahhütle kurduk beni ilgilendiren taraf bu. Biz İran’la beraber çatışmasızlık alanında gözlem kuleleri kurmak üzere imza attık. Biz rejimin herhangi bir saldırısına karşı bu alanın korunmasına yönelik çatışmasızlığın devamı için buradaydık ve Rusya ile İran’da bu çatışmasızlığı sağlamak için o imzayı atmıştı. Şu an ortada Soçi Mutabakatı’nın kaldığına dair bir şey söyleyebiliyor muyuz? Ortada bir Soçi Mutabakatı kaldı mı? Şu an rejim unsurları haricindeki bizim korumakla mükellef olduğumuz muhalif gruplar rejimin olduğu bölgeye mi gittiler? Hayır. Ama onlar nereye geldiler? Bizim kontrolümüzde olan bölgeyi çevreleyecek şekilde iyice yaklaştılar. Evet bu durumu Rusya ya da İran’a söylemeyiz. Hep Rusya’yı konuşuyoruz. Evet. Neden hiç İran’ı konuşmuyoruz? Bu anlaşmanın altında İran’ın da taahhütleri var. Bu bölgenin korunmasında ve rejim üzerindeki inisiyatifini kullanması konusunda neden İran’a sorumluluk yüklendi? Neden İran bu işin hiçbir tarafında yokmuş gibi sessiz kalır? Şu an bölgenin yakınlarında rejim unsurlarından çok rejime destek veren İran’dan getirilmiş milisler ve İran ordusundan subaylar var, komutanlar, generaller var. Şimdi bunu yok saymak mümkün mü? Türkiye bu anlaşmayı ihlal edip Şam’a ya da Lazkiye’ye bir saldırı yapsaydı İran ve Rusya Türkiye’yi uyarmayacak mıydı? Çok net bir şekilde Türkiye’yi suçlayacaklardı.
  Bu olay için şunu söylemek istiyorum. Evet bizzat Rusya yapmamış olabilir. Ama olay bu raddeye gelene kadar Türkiye’nin onlarca kez uyarmasına rağmen, milyonlarca insanın Türkiye sınırına doğru yürümesinde İran’ın da Rusya’nın da sorumlulukları vardır.
 
 
Türkiye-Rusya ilişkilerinin yaşanılan bu tecrübelerden sonra nereye doğru evrileceğini düşünüyorsunuz?
  Türkiye – Rusya ilişkilerinde o kadar çok madde var ki bu maddelerin gerçek anlamda aks değiştirdiğini anlamak için her birine ayrı ayrı bakmak lazım. Her birinde büyük kırılmalar yaşanıyor mu ona bakmak lazım. İster ticarette isterseniz nükleer enerji santralleri veya Türk akım gibi projelerde bir aksama gözükmüyor . Turizm konusu hiç gündeme getirilmedi . Hatta bazı ihracat kalemlerinde Rusya Türkiye’ye yeni kotalar açtı .
 
  Yine çok ilginçtir bu olaylar başladığında Rasulayn Bölgesi’nde ortak devriye atmaya ara verilmişti. Ortak devriyeler tekrar başladı. Daha doğrusu ortak devriyeler tekrar konuşulmaya başlandı. Oradaki heyetler bir araya geldiler. Bunları tekrar eski gündeme sokmaya başladık. Sanki olayı İdlib’de tutmak ve anlaşılamayan konuları izole etmek, onun diğer yerlere metastaz yapmasını engellemek yani sorunun diğer yerlere geçmesini engellemek için bir akıl var sanki ve bu akıl böyle işliyor. Yani “İdlib konusu ayrı, diğerlerini karıştırmayalım.
  Sahadaki angajman kuralları değişti mi?
Sahadaki angajman kurallarının değiştiğini gösteren bir faktör yok. Neydi bu angajman kuralları? Bize yakın olan gruplara saldırıldığında da artık karşılık veriyoruz. Yalnızca bize saldırmaları gerekmiyor yani. Yani sadece TSK’ya saldırmaları gerekmiyor. İkincisi bölgede rejime ait herhangi bir unsurun uçmasına müsaade edilmiyor. Bölgeye alçak irtifa hava savunma sistemleri gönderilmişti. Onlar aktif olarak kullanılıyor. Üçüncüsü de ilerleme devam ediyor. Benim gördüğüm sahada stabil bir durum yok. Aşağıdan, İdlib’in güneyinden M4 karayolundan rejim tırmanmaya başladı. Muhalif gruplar da Halep’in batısı ve İdlib’in batısından da onlar yüklenmeye başladılar. Daha önce M5 karayolundan yukarı doğru çıkan rejim unsurlarını aşağı doğru süpürme harekatı var şu an. Bunlar sahada devam ediyor. Özellikle Halep’in batısındaki alanda özellikle Seraqib Kasabası tarafında çatışmalar yoğun olarak devam edecek gibi görünüyor ve rejim unsurlarını aşağı doğru atacaklar gibi görünüyor.
  Rusya ile ilişkilerimizin gerilmesi Devletin Amerika’yla olan ilişkilerini nasıl etkiler?
  Sahada değişen çok özel bir durum yok. İdlib’de bu konuda değişen bir şey yok ama özellikle Libya’da Türkiye ve Amerikan ilişkileri daha aktif olarak kullanılıyor ve gelişiyor. Özellikle bu Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin “Amerika’ya bir üs verebiliriz. Sahada daha aktif olacaklar.” gibi ifadeler ve Amerikalı  Özel askeri şirketler ile temaslarda görünen o ki Ulusal Mutabakat Hükümeti, Türkiye ve Amerika daha aktif ilişkiler içinde olacak. İdlib sahası için değil ama Libya sahası için bu durum geçerlidir diyebilirim.
  Amerika’nın İdlib politikası nedir?
 Amerika “Astana sürecinin ipi İdlib’de çekilecek.” demişti. İdlib’de ne kadar Türkiye – Rusya ilişkileri sorun yaratırsa ve Türkiye – Amerika ilişkilerinin düzeldiğine dair bir reklam yüzü çıkarabilirlerse Türk-Amerikan ilişkilerinin de böylece düzeleceğini düşünüyorlar. Ama maalesef Türkiye’de ne siyasetçiler ne de halkın böyle bir şeye kanacağını düşünmüyorum. Bunun düzeltilebilmesi için önce PYD’nin silah desteğinin kesilmesi gerekiyor ve PKK ile FETÖ’ye mesafe koyan bir Amerikan yönetimine ihtiyaç var.
 
Bölgede dengeler nasıl sağlanacak? Tarafların nasıl bir taktik izleyeceğini öngörüyorsunuz?
Türkiye – Rusya ilişkilerinin şuraya geleceğini düşünüyorum. İdlib konusunda orta bir nokta bulunacaktır. Soçi hattına çekilinmeyecektir ama M4 ve M5 karayolundan çıkılmayacaktır. Amerika’yla ise PYD noktasında şuraya doğru gidiyor. Artık içerisinde aktif olarak terörle bağlantılı bir kimsenin olmayacağı garantisinin verileceği konuşuluyor. Yine herhangi bir PYD unsurunun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırı yapmayacağı eğer yaparsa bütün bağların kopacağı gibi bazı konular gündeme getirilmeye başlandı. Sanki PYD tasfiye edilip Ürdün kısmındaki Arap aşiretlerden oluşan grupların yukarı doğru çıkartılacağı ile ilgili bir çok çalışmanın yapılacağı duyumları gelmeye başladı.
Güney sınırında konfederasyon kurdurulmasına Türkiye göz yumar mı?
Başka bir ülke toprağında bir konfederasyon olması kararını biz veremeyiz. Bu Irak için de geçerli. Biz  bölgede bağımsız bir harekete engel olmuştuk. Orada bölgesel bir Kürt yönetiminin olup olmaması Türkiye’nin elinde değil. Irak Anayasası’nda olan bir şeye Türkiye itiraz etmiş değil. Öyle olsa Türk askeri orada bulunmazdı. Yani orada bir konfederasyon mu olacak yoksa bağımsız bir oluşum mu olacak bunu Suriye halkının kendisi belirleyecek. Zaten Türkiye’nin tavrı netti. Orada bir PKK unsurunun bulunmasını istemiyoruz ve Suriye topraklarını bir bağımsız oluşumun parçalamasını istemiyoruz. Pozisyonumuz hiç değişmedi.
 
Ayrıca Türkiye konfederasyon veya federasyon gibi oluşumlara karışmaz . Ama tek taraflı bağımsızlık kararlarına itiraz eder . Ne Suriye’nin nede Irak’ın toprak bütünlüğünün bozulmasına fırsat vermez .
 
  Savaş ortamlarında bilgi kirliliği savaşın bir parçası olmuş durumda. Şehit sayımız daha çok ama açıklamıyorlar algısı yayılmış durumda. Tecrübeli bir asker güvenilir bir stratejist olarak bu hususta yorumunuz nedir?
  Yalnız bu dönemde değil geçmişte de böyleydi. “Aslında 50 tane şehidimiz var ama devlet açıklamıyor. Aslında söylenen sayıdan çok daha fazlası var.’’ Hatta ‘ben gördüm devlet açıklamıyor.” Diyorlar. Sanki bizim askerlerimizin tamamı öksüz ve yetim. Anası, babası, sevenleri yok. O askerlerin başına bir şey geldiğinde hiç akrabası falan yok öyle mi? Yıllardan beri hep böyle gittik öyle mi? Bu ülke 30 şehit verdiğinde de daha fazla şehit verdiğinde de yetkililer çıktı ve söyledi. Bir tanesini bile gizlemedi. Bir tek şu ifadeyi kullandı: “İrtibat kurulamadı.” Yani naaşını eline almadığı müddetçe onu şehit diye açıklamadı. Şehit olduğunu bildirmedi, ne olduğunu bilmediği için. Bilmediği için “irtibat kurulamayan personel” diye geçer. İkinci husus whatsapp, facebook gibi sosyal medya organlarından servis edilen görüntüler için bunlar Türk askeri mi diye soru sormaktan vazgeçilmesi lazım. Bir hadise olduğunda herkes beklesin, devlet 2-3 saat sonra açıklar. Devlet gizlemez, gizlemedi.
 
MİT mensuplarından şehit olduğunda kamuoyuna bu isimler açıklanır mı?
Bu durumu da insanlara anlatmakta zorlandık. Libya’da da zaman zaman MİT’in bulunduğu Suriye’de de Irak’ta da şehitlerimiz var. Bugüne kadar kaç tanesini biliyoruz MİT’in Suriye’deki şehitlerinin? Kaçının ismi açıklandı? Niye o zaman sormadınız? Çünkü hiçbir zaman MİT şehitlerini fiilen açıklamaz ve bir törenle kaldırmaz. Diyebilirsiniz ki “bunlar askeri personel”. Hayır, daha önceki şehitlerimiz arasında da askeri personel vardı. Neden bunlar paylaşılmaz? Görev yapan kişilerin deşifresi daha önce beraber olduğu kişilerin açığa çıkmasına sebep olur. Süren bir faaliyeti deşifre etmiş olur. Bundan dolayı onlar hiçbir zaman açıklanmaz. Bu sadece Türkiye için geçerli değil. Bütün ülkeler için geçerli. Hatta Amerika’da deşifreyi tam yapmamak için yalnızca yıldız koyarlar. Ölen istihbarat elemanlarını yalnızca yıldızla simgelerler.
 
Yeni Akit
Bu yazı toplam 202 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim