• İstanbul 18 °C
  • Ankara 14 °C

Maraş’ın ödülü…

D. Mehmet DOĞAN

Deprem sonrası Maraş’ı ziyaret etme arzumuz depreşti, içinde dostlarımız da bulunan insanların acılarını paylaşmak, ağır tahribatın meydana getirdiği ruhî sarsıntıyı yanlarında durarak hafifletmek niyetindeydik. Elbette bu niyetimiz bütün sarsıntıya maruz kalmış şehirlerimiz içindi. Fakat bunun zamanlamasının uygun olmadığını, yardım ve kurtarma işleri ile uğraşan dostlarımız hatırlattılar. Ayak bağı olurduk!

Depremden itibaren gün gün olup bitenleri takip etmeye çalışıyorduk. Bölgedeki dostlarımız veya yakınları olan arkadaşlarımız bizi habersiz bırakmıyordu. Depremden ilk gün kurtulmuş, kendini şehir dışına atmış, hatta Ankara’ya gelmiş olanlar vardı. Onların anlattıkları dayanılır gibi değildi. Depremi yaşamışlardı, o dehşeti bize de yaşattılar. Şehirden ayrılmayanlar yanında, enkaz altında kalıp kurtarılmayı bekleyenler vardı. Onların ahvali hakkında ilgili ve yetkili dostlardan haberdar olmaya çalışıyorduk.

Maraş merkezinde Türkiye Yazarlar Birliği şubesinden çok kıymet verdiğimiz dostlarımızı da kaybetmiştik. Bu da umumî hüznümüzü şahsileştiriyor ve derinleştiriyordu.

Bir kıyamet provası tesiri uyandıran büyük zelzeleden sonra bazı kargaşalıklar, sıkıntılar oldu. Fakat şunu gördük ki, milletimiz böyle umumî felaket zamanlarında seferber olup kardeşlerinin yükünü hafifletmek için her türlü yola başvuruyordu. İşi gücü bırakıp bizzat gidenler, bazı kurumların faaliyetlerine gönüllü olarak katılanlar sayılamayacak kadar fazla idi.

Maraş’ın bir köyünde doğmuş olan Mustafa Orçan Hoca, ailesi orada olduğu için ilk anda yola düşmüştü. O anlattı: Bir gün bir delikanlı çıka geldi. Elinde bir demir kesme makasından başka bir şey yoktu. “Bununla ne yapılabilir ki” diye küçümsedik. Sonra gördük ki, bir demir kesme makası bile umulmadık işler görüyormuş.

Büyük âfete maruz kalmış Maraş ve komşu iller zihnimizin arkaplanında mahşerî bir hüzün ezgisi olarak bize refakat ediyordu. Vakta ki Maraş’tan bir davet aldım. Bir an, karşılaşacağım manzaranın ürküntüsü ile ayak sürçtüm. Fakat gitmek lâzımdı…

Biz yaşarken ülkemizde çok sayıda deprem vuku bulmuştu. Varto, Lice, Erzincan, Van, Adapazarı-Gölcük, Düzce, Bingöl, Elazığ…Bilhassa Erzincan, Adapazarı, Van depremleri daha fazla hatırımızda kalmıştı. Devlet kurumlarının Adapazarı depremi sırasında nasıl âciz kaldığını müşahede etmiştik. Günlerce devlet kurumları deprem bölgesine ulaşamamıştı. Gazeteler, televizyonlar İstanbul merkezli oldukları için kısa zamanda bölgeye gitmiş, sürekli yayın yapıyorlardı. En çok üzerinde durulan husus, devletin yokluğu idi. Devlet ancak çakaralmaz telsizlerle haberleşmeye çalışıyordu. Başbakan Ecevit, halka hitab etmek için televizyonlardan başka araç bulamıyordu. O sıralar RTÜK üyesi olmamız hasebiyle, televizyonların hükümet eleştirilerini, halk üzerinde olumsuz tesirlerini düşünerek kısıtlamaya çalışıyorduk.

Son büyük deprem bir tek şehir adıyla anılamayacak yaygınlıktaydı, yine de ilk sarsıntı Maraş’ta olduğu için “Maraş depremi” denilebilirdi. Her deprem sonrası olduğu gibi, bu büyük depremde de bazı haberleşme ve ulaştırma meseleleri ortaya çıktı. Fakat kısa süre sonra, bu meseleler çözülerek etkin müdahale sağlandı. Devletin imkanları hızla devreye sokuldu. Çadır ve konteynırkentler kuruldu. (Bizce kutukent veya kondukent denilebilir) Eski depremlerden sonra ayyuka çıkan ilgisizlik, 

yetersizlik haberleri duyulmadı. Depremzedeler için evlerin yapımına hemen başlandı. Fakat yine de yıkım büyüktü, bu yıkım hayatın akışını uzun süre etkileyeceğe benziyordu.

Nasıl bir Maraş’la karşılayacağımızı bilmeden yola çıkmıştık. Uçaktan indikten sonra yolda gördüklerimiz, depremin maddî hasarının geniş ölçüde giderildiğini gösteriyordu. Yıkıntılar temizlenmiş, şehre çeki düzen verilmiş. Çadırlar kaldırılmış, sadece konteynırlar kalmış. Kahvaltı için belediyenin daha önce de gördüğümüz Şairler Tepesine götürüldük. Orada salonların dolu olduğunu, hayatın kaldığı yerden devam ettiğini müşahede ettik. Tesisden bakılınca harap bir şehir görünmüyordu. Abdülhamid Han Camii de dimdik ayakta idi. Meğer şehrin bu bölgesi depremden fazla etkilenmemişti.