Yazdığım ilk hikâyeyi Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde hocam Orhan Okay’a vermiştim. Memlekette meşahir-i meçhûleden ve fakat talihsiz bir şekilde düşmüş bir zatın hâllerini anlatıyordum. Orhan Bey Hareket’e gönderdi. O da Nurettin Topçu’nun talebesi idi. Hikâyem beğenilmiş ve yayımlanmıştı. Beylik bir tabir ile: “Dünyalar benim oldu”. Hareket camiasından gençlik fışkırıyordu o zaman. Nurettin Topçu Bey’in dinamizmi her temas edilen kimseye sirayet ediyordu.
Evet... O daracık koridor. Bir de Kemahlı çaycı.
Muzaffer Civelek’in Şebinkarahisar taraflarından olması. Ezel Erverdi’nin o müşfik, güven verici, heyecanlandırıcı hamleleri. Kanımızı kaynatan Anadoluculuk havası. Remzi Oğuz Bey’in “Köy kadını” parçaları. Her neyse... İşte dediğim gibi küçümen bir oda idi. Bir duvarında boydan boya hasır asılı... Bir küçük tahta masa, alçak iskemleler...
Büyük salonlar, görkemli koltuklar, uzun mu uzun toplantı masaları, kravatlar, iri dosyalar, resmî tavırlı konuşmalar hep ürkütmüştür beni. Hareket’in bu mütevazı odasına ısınıvermiştim. Kendimde olan unsurları bulmuştum orada. Bu unsurların serpilip gelişeceği bir zemin, bir dost kucağı idi.
Zaten o yıllarda keyfiyetin hâlâ geçerli olduğu dönemler yaşanıyordu. Bu hususiyete dikkat eden, sahip çıkan, saygıdeğer insanlar vardı. Kelle sayısı yapmıyorduk. İçimizi bir yoksulluk kaplamamıştı daha.
Yazının devamı için:https://www.yenisafak.com/yazarlar/mustafa-kutlu/kirk-yil-once-istanbul-gezi-yazilari-divanyolu-ersoy-han-4798335































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.