Cemal Paşa’nın, defni geciktirilmiş bir cesedin ürkünçlüğünü taşıyan hatıralarında, Filistin ve Suriye sahnesinde ortaya çıkan “pek uğursuz” olaylarla adını eşitlediği Alman Generali Falkenhayn, Osmanlı’nın zikredilen cephelerde savaşan ordusuna 1917 yılı Haziran ayı başında komutan tayin edildiğinde başlamıştı Filistin’deki Siyonist zulmü.
Cemal Paşa, Falkenhayn’ın Filistin-Suriye’nin başına bela edilmesine karşı çıktığını söylese de kendisinin uzun vadeli Siyonist bir planın parçası olduğu kuşkusunu hiç gideremedi, çünkü “İt iti ısırmaz” şeklindeki ata sözü, onun başkalarını suçlamasından daha baskındı ve bu gerçeği göremeyen ilk kişi bizzat kendisiydi.
Konu Kudüs olduğunda İtilaf veya İttifak devletlerinden olup olmanın bir hükmünün bulunmadığı ta o günden belliydi. Nitekim Falkenhayn’ın Kudüs’ü İngilizlere teslim ettiğini Almanya seferindeyken Viyana’da öğrenen Mehmet Akif’in, müttefikimiz olan Avusturya halkının sevinç gösterilerine tanık olması zikrettiğimiz ata sözünün fiilî tercümesinden başka bir şey değildi. Kudüs’ün Haçlıların hakimiyetine geçmesi 1185 yılından beri yaşatılan bir idealdi; Haçlıların Avrupa halklarının toplamı olduğu ise bilinen bir şeydi.
Mahmut Abbas’ın TBMM’de konuşturulduğu günün akşamında, Batı Şeria’da Mutsavtin Yahudilerinden oluşturulan bir çete Filistinlilerin evlerini, araçlarını kundakladı. Ama bu vahim olay da öncekiler gibi, dünyanın gözü kulağı Katar’da sürdürülen ateşkes görüşmelerindeyken, ABD-İsraili’nin Han Yunus’ta üçüncü kez başlattığı soykırıma karşı sürdürülen sessizlik tarafından soğruldu.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.