Seyr ü Sülûk Ehil Bir Mürşid Rehberliğinde Yapılabilir

Ahmet Tâlib ÇELEN

Seyr ü sülûk, ehil bir mürşidin rehberliğinde girilen bir nefs terbiyesi ve mânevî yolculuktur. Tasavvuf ve tarîkatın mevzûudur.

İmâm-ı Rabbânî Hazretlerinin buyurduğu üzere tasavvuf ve tarîkat bir Müslüman için mecbûrî değil, istihsânîdir. Yani girilirse faydası umulur, girilmezse müeyyide yoktur. Dolayısıyla seyr ü sülûk da böyle olmak îcâp eder. Arzû eden girer, etmeyen girmez. Yine İmâm-ı Rabbânî Hazretleri âhirette tarîkatten değil şerîatten suâl edilecek buyurur. Maalesef kimileri tarîkatı yücelteceğim diye hakîkat bunun tam tersiymiş gibi gösterecek kadar haddi aşmaktadır.

Tarîkat ve ona bağlı olarak seyr ü sülûk istihsânî olunca insanın kendi irâde ve isteği ile girmesi gerekir. İstihsânî olduğu için tarîkat gönül işi denir. Bu yüzden kendi gönlüyle/irâdesiyle girmeyen tarîkat hayâtında muvaffak olamaz. Yine, istihsânî olduğu için girmeyen ayıplanmaz, muâheze edilmez.

Hiçbir tarîkat, cemâat veya hizmet grubunun hiç kimseye tarîkata/seyr ü sülûka gir diye baskı yapmaması gerekir. Tarîkat ve seyr ü sülûkun tabîatına aykırıdır bu. Tarîkat ki mesleği muhabbetten başka bir şey değildir. Muhabbet yoksa tarîkat ve seyr ü sülûk da yoktur. Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,/ Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl?” Hâl böyle olunca tarîkat ve seyr ü sülûk tamâmen kişinin hür irâdesine bağlı olmalıdır.

Bir kısım hizmet grupları kendilerini “Biz Kur’an ve İslâmî ilimler okuturuz” diye tanıttıkları hâlde Müslümanların bu sözlere bakarak verdikleri çocuklarını daha kendine âit bir irâdeleri yokken tarîkat hayâtına da sokmaktadırlar. Hem bunu öyle bir yapıyorlar ki çocuk bir tarîkat hayatına girdiğinin bile farkına varamıyor. Belki de girdiği tarîkat hayâtını Kur’an ve İslâmî ilimlerin bir lâzımesi gibi görüyor. Çünkü bunların farkına varacak yaşta değil, birikimi de buna yetmiyor. Bu aslında ahlâkî değil. Zira âile o çocuğu tarîkata sokmak için değil kendinizi tanıttığınız üzere Kur’an ve İslâmî ilimler okusun diye teslîm etti. Çocuk üzerinde başka bir ameliye âile ve çocuğa hile yapmaktır. Tarîkata sokulacağını bilse belki de çocuklarını vermeyeceklerdi... Bu, ameliyata giren bir hastaya kendine sormadan çip takılması gibi bir şey. Size göre iyi olsa bile belki adam istemiyor…

Yapılan iş ruh sağlığına da uygun değil. Bu şekilde ne olduğunu bilmeden tarîkata ve seyr ü sülûka girdirilen çocuklar sonra ne oluyor? Ekseriyetle bu sülûkun sıkı hayat şartlarına uyamıyorlar, uyamadıkları için suçluluk ve günahkârlık psikozlarına giriyorlar ve ruh sağlıklarını yitiriyorlar. Onları bilmedikleri bir yola kendi irâdeleri dışında sokan abi-hocalarının onları sürekli suçlaması ve aşağılaması da cabası. Daha da kötüsü hem seyr ü sülûkta yürür görünüp hem gayr-i ahlâkî bir hayat yaşamaktır ki böyle iki yüzlü bir hayattan İslâm’ın istediği tutarlı ve tam bir iç-dış uyumu demek olan “bütünlüklü şahsiyet” çıkmaz. Bu iki yüzlü tiplerin mensup oldukları çevrenin îtibârını katletmekten başka keyfiyetleri yoktur. Gönülsüz girilen bir tarîkat ve seyr ü sülûktan daha fazla ne beklenir ki?...

Tarîkata dayalı hizmet gruplarında tarîkata/seyr ü sülûka girme, şeyhe bağlanma husûsunda kat’iyyen baskı yapılmamalı. Sâdece güzelliği anlatılıp tavsiye edilebilir. Bu bile daha sabi yaşlarda münâsip değildir. Çocuğun kendi karârını kendinin verebileceği bir yaşta ve tarîkatın ne olup ne olmadığı hakkında belli bir birikim seviyesinde iken yapılmalı. Bu da en erken 15-16 yaşlarında olabilir. Teklif ve tavsiye yapıldıktan sonra aslâ zorlanmamalı. Tamâmen kendi irâde ve isteğine bırakmalı. Kendi irâde ve isteğiyle olursa ileride problem yaşama ihtimâli neredeyse kalmaz.

Bu o kadar hür irâdeye ve arzûya bağlanmalı ki meselâ ortaokulda müesseseye giren bir talebe tarîkat ve seyr ü sülûka girmeden üniversiteden mezun olabilmelidir. İntisap ve seyr ü sülûka girmek bir talebenin müessesede kalmaya devâm edebilmesinin mutlak şartı sayılmamalıdır. Şer’-i şerîfe uygun yaşaması yeter şart olmalıdır. Bütün Müslümanların mükellef olduğu husus sâdece budur zâten.

Seyr ü sülûku kimin yaptıracağı da ayrı ve en mühim mesele. Prof. Dr. Necdet Tosun Hoca’nın dediği gibi, “Bu iş ancak ehil mürşidler rehberliğinde olabilir. Cemaat abilerinin altından kalkabileceği bir iş değildir.” Eğer ehil bir mürşid eline düşülmezse sonu hüsrân olan bir teşebbüstür ve böylesi, estetik ameliyat için kasabın önüne yatmaktan beter bir fâciadır. İstek yoksa bu yola hiç çıkılmaması daha iyidir.

Nerede o ehil mürşidler? Keşke bir yerlerde var olsalar da seyr ü sülûk yapmasak bile varlıkları ile tesellî olsak…

 

NOT: Tasavvuf/tarîkat mütehassısı değilim. Sâha ile alâkalı yazdıklarım okuyup dinlediklerimden süzdüklerimdir. Asıl üzerinde durduğum henüz kendi kararlarını veremeyecek kadar küçük yaşta çocukların tarîkat/intisap hayâtına zorlanması ve bunun acı netîceleridir. Bir de bu işin sâdece ehil ellerde gerçekleşmesi zarûreti…

Bu yazı toplam 256 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Yazarın Diğer Yazıları
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim