• İstanbul 20 °C
  • Ankara 17 °C

TYB Ankara Şubesi 3 Kıta İle Gönül Köprüsü Kurdu

TYB Ankara Şubesi 3 Kıta İle Gönül Köprüsü Kurdu
Türkiye Yazarlar Birliği Ankara Şubesi, Ramazan Bayramı’nın birinci günü Instagram üzerinden canlı yayında gönül coğrafyamızla bayramlaşma programı gerçekleştirdi.

24 Mayıs 2020 tarihinde saat 19.00 ile 22.00 saatleri arasında gerçekleşen  programa  gönül coğrafyamızdan Azerbaycan, Özbekistan, İran(Güney Azerbaycan), Makedonya, Çad, Filistin ve Almanya’dan yazar-şair ve Türkiye dostu gönül insanlar katıldı.

TYB Ankara Şubesi Mali Sekreteri Mehmet Sıddık Yıldırım’ın yöneticiliğinde gerçekleştirilen programda gönül coğrafyamızdaki Ramazan kültürü ve dostluk konuşuldu. Renkleri, dilleri ve iklimleri farklı 3 kıta ve 6 ülkeden katılan Türkiye dostları, Türkçe konuştular, gönül diliyle sınırları kaldırdılar, hasret giderdiler, hasbihal ettiler,  yaşadıkları coğrafyalardan bayram adetlerini, geleneklerini ve göreneklerini anlattılar, Bayramla ilgili melodi ve şiirler okudular.

ÖZBEKİSTAN’DA ÇOCUKAR MANİ SÖYLEYEREK ŞEKER TOPLAR

Programının ilk konuğu Özbekistan’dan İmamı Buhari Uluslararası Bilimsel Araştırma Uluslararası İlişkiler Müdürü Fazliddin Madıyev oldu. Sovyetlerin baskısı altında halkın geleneklerini unutma noktasını geldiğini anlatan Madıyev, “Bağımsızlıktan sonra halk hızlı bir şekilde dinini daha rahat yaşamaya başladı. Özbekistan’da en önemli bayram geleneği olarak, Gelin Selamı, mani söylenir. Bayramlaşmaya gelen herkese mutlaka yemek ikram edilir. Patır, Samsa, Nişelda, Narın, Şıpıldak gibi bayrama özel yemekler yapılır. Buhara, Semerkant ve diğer şehirlerimizde bayramlarımızı artık özgürce yaşamaya başladık.” şeklinde konuştu.   

Madıyev, Özbekistan’daki Ramazan bayramı geleneklerini şöyle anlattı: “İftar sofralarını, ‘patır’ ekmeği, ‘samsa’ böreği, ‘nişalda’ tatlısı, ‘narın’ ve ‘şılpıldak’ gibi hamur işleri, etli yemekler, ‘kaynatma şorva’ ve ‘Özbek pilavı’ süslüyor İftardan sonra sokağa çıkan çocuklar, gruplar halinde, komşuların kapılarını çalarak ‘Ya ramazan’ türküsünü söylerken, ev sahipleri, çocuklara yiyecek veya para veriyor. Ramazan ayında, Kazaklarda ve Kırgızlarda “Jaramazan” denilen bir gelenek var ki, çocuklar evleri gezerek, bahşiş ve şeker toplarlar. Özbeklerde bu Ramazan’ın ilk ve son 3 gününde yapılır. Bu geleneği yaşatan çocuklar, şeker toplarken şu maniyi söylerler:

“Gökte bir ay var

Ucu kırmızı bir yay var

Peygamberin sofrasında

Sizden bir payınız var

Yaşatılan başka bir gelenek ise, köyün veyahut mahallenin din adamı ve aksakalları, halk tarafından her gün bir evde olacak şekilde sırayla iftara misafir edilir.”

AZERBAYCAN’DA SAHUR VE İFTAR İÇİN İP, HOROZ VE YILDIZIN ÖNEMİ

Azerbaycan’dan Devlet İktisat Üniversitesi  ve Azerbaycan Yazarlar Birliği Üyesi Prof. Dr.  Maarife Hacıyeva ise, Türk Dünyası’nda Ramazan geleneklerinin mekanı ve zamana ve imkanlara göre farklı şekillerde yaşandığını anlatarak, “Azerbaycan’da evde külçe çörekleri, goğalgalar, helvalar yapılır, dağıtılır. Maddi durumu olmayanlara yardım yapılır, zekâtlar verilir. Sabaha kadar camilerde ve evlerde dualar edilir, Kur’an Kerim okunur, bayramın ilk günü tüm akrabalar birbirini ziyaret eder, bayramlaşır.” dedi.

6’sı Türkiye’de yayınlanan 30 kitabı bulunan edebiyat uzmanı Prof. Dr. Maarife Hıcıyeva, Sovyetler döneminden bugüne Ramazan’ın nasıl geçirildiğini şöyle anlattı: “Sovyet işgalindeki Türklerde takvim olmadığı için Ramazan hilali, bölgede itibar edilen, sözü geçen insanlar tarafından gizlice takip edilir ve gizlice halka ulaştırılırdı. Ancak, bazen bu haber, beldelere geç ulaştığı için, insanlar bir gün fazladan oruç tutar ve bütün insanlar Ramazanı 30’a tamamlardı. Şu anda Azerbaycan başta olmakla diğer Türk devletlerinde yaşayan yaşlı insanlar, takvim olmasına rağmen oruçlarını hala 30 gün tutarlar. Aynı şekilde takvim olmadığı için sahurda, ayette geçen siyah ipin beyaz ipten ayrılması meselesinde olduğu gibi, sahuru ya ipe bakarak veya horozun ilk ötüşüne kadar tamamlarlardı. İftarı yapmak içinse, yıldızın çıkmasını beklerlerdi. Şuan bunu hala yapan yaşlılar var. Yaşatılan başka bir gelenek ise, köyün veyahut mahallenin din adamı ve aksakalları, halk tarafından her gün bir evde olacak şekilde sırayla iftara misafir edilir. Bu geleneğin eskiden yaşatıldığı Azerbaycan’a gelince ise, günümüzde iftarlar, daha çok aile içerisinde akrabalar tarafından veriliyor. Hatim ve mukabele geleneği devam etmektedir”

İRAN(GÜNEY EZERBAYCAN)’DA RAMAZAN’IN ADI:ORUÇLUK

Gönül buluşması programına İran(Güney Azerbaycan)’dan katılan  yazar-şair ve psikolog Hüseyin Şargi Derecek İbrahim Oğlu Soyutürk, İran’da Azerbaycan dili ile yayın yapan Hudaferin ismiyle  dergi çıkardıklarını ve 100 bin sattığını  anlattı. Ramazan’a Oruçluk dediklerini ifade eden Soyutürk, şöyle konuştu:” İran sınırları içinde 40 milyon Türk ve Müslüman var. Biz ramazanı Oruçluk diye isimlendiririz. Sahura kadar insanlar uyumazlar. Aslı- Keremi okuyarak, sözlü edebiyat geleneğinin bu güne kadar sürmesi ramazan geleneklerine borçluyuz. Aşakı edebiyatı yine ramazan gülerine çok borçludur. Ramazanlarda özellikle sütlaç bizim için önemlidir”

 

MAKEDONYA MURAT PAŞA CAMİNDE TERAVİH HATİMLE KILINIR

Makedonya Üsküp’ten Makedonya Yazarlar Birliği Üyesi ve Köprü Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi  Genel Yayın Yönetmeni Leyla Şerif Emin ise, Makedonya’da Bayram ile ilgili şu notları aktardı: “Eskiden Karadeniz çayı pek bulunmadığı ve lüks sayıldığı için bu çaya Rus Çayı denirmiş. Ohri’de ada çayına halen Dağ Çayı denir. Bu Çınaraltı kahvesi ki Osmanlı döneminden beri birçok anıyı da yıkılan duvarlarıyla beraber götürmüştür. Gençler iftar ve teravih namazından sonra her gece bir kişinin evinde toplanır, mevsimine göre meyveler ve lokum ikram edilir ve sohbetler yapılır. Tufahijenin, Hurmasice, Ruzica Pite’yi gibi Ramazana özel yemekler yapılır. Bayram Kuşluğu, Büryan ve Baklavaydı. Ramazan'dan bir gün önce alalık dediğimiz yuvarlak bir ekmek yapılır. Arife günü bu ekmeğin üzerine bir tane lokum konulur, küçük kız çocukları komşulara alalık dağıtır. Ekmeği getirdiği için onlara hediyeler verilir. Bonbon dediğimiz şekerlerden çocuklara verilir. Ramazan davulcusuna aileler maddi durumlarına  göre bahşiş, ya da el havlusu gibi hediyeler verirler. Tarihi Murat Paşa camiinde 35 yıl imamlık yapan Sadedin Süleyman, Murat Paşa Camisi Vaiz ve Hatibi Süleyman Baki de başta Kuzey Makedonya olmak üzere tüm Balkanlarda ramazanın Osmanlılardan beri aynı coşku, heyecan ve huzurla devam ettiğini söyler. Hatimle teravih namazları Üsküp'te sadece Murat Paşa Camisi'nde kılınsa da başta Kalkandelen olmak üzere diğer şehirlerde de bu gelenek devam ettiriliyor.”

FİLİSTİN’DE CAMİYE GİDEN KADINLARIN ÖNÜ AYDINLATILIR

Filistin(Kudüs)’ten Bayramlaşmaya katılan Dr. Abdul Hafız Al Kawasme Ramazan’la ilgili gelenekleri geçmeden önce Kudüs’le ilgili duygularını anlattı. Kawvasme şunları şöyledi “Kanadı kırılmış yaralı bir kartalı andıran Kudüs, ümmetin yetim coğrafyasıdır. Yüzyıllardan beri içine akıtmıştır ateşin gözyaşlarını. Bu yüzden, ağlasa da ağladığını belli etmemiştir. Dik, diri ve iri durmuştur. Vakur duruşunu ve metanetini hep muhafaza etmiştir. Kudüs, şuurlu ve duyarlı her insanı heyecanlandıran esrarlı ve büyülü bir şehirdir. Bu tılsımlı söz hepimizi alır bir yerlere götürür. Vicdanların kapılarını aralar. Çünkü o Müslümanların ortak paydasıdır. Kudüs’ün sancısı bütün Müslüman bedenlerde hissedilir.”

"Vatan, bağımsızlık, özgürlük ve bayrak konusundaki duyguların daha da anlaşılması için, Filistin coğrafyasını ziyaret etmek en büyük ibret olacaktır.” diyen Kawasme, “Filistin, aynen Necip Fazıl Kısakürek'in dediği gibi, "öz yurdunda garipsin öz yurdunda parya" tanımlamasına karşılık gelen bir yer. Ben-i Kenan ili, bir nevi açık cezaevi. Tutsak olarak yaşayan bir milleti görürsünüz. Filistinliler, kendi topraklarında baklava dilimi gibi parça parça oluşturulan küçük küçük kantonlarda yaşıyor. Kendi şehirlerinden başka bir şehirlerine, İsrail'in oluşturduğu güvenlik noktalarında saatlerce bekleyerek, izinle geçen bir milleti ve onun esaretini görüyorsunuz."

Dr. Abdul Hafız Al Kawasme, Ramazan’la ilgili ise düşüncelerini ve duygularını şöyle anlattı: “Bizde Ramazan Bayramı ayın gözle görülmesine göre belirlenir. Arife günü akşam namazından sonra insanlar çok yoğun bir şekilde alışveriş yapar. Bayram namazına kadar uyumazlar. Ramazanın en önemli geleneklerinden bir tanesi de cadde ve yolların fanus ve elektrikli şeritlerle ışıklandırılmasıdır. Eskiden bayanlar camiye giderken önlerini aydınlatmak ve özellikle bayanlara yol vermek için yapılan bu gelenek halen devam ettirilmektedir. Bayram namazından sonra her aile kendisine tahsis edilen mekânda önce bayramlaşır, daha sonra ailenin en büyüğüne gidilir. Birlikte kahvaltı yapılır. Özellikle erkekler tarafından bayanlara harçlık vermek zorundadır. Ramazana özel olarak yapılan yemekler vardır. Bunlar, yaprak sarması, tavuk dolması, Muluhiyye gibi. Biz Türkiye’yi, en az Türkler kadar severiz”

 

ALMANYA’DA CANLI VE DİRİ BİR İSLAM TOPLUMU VAR

Almanya’da doğup büyüyen  ve yine Almanya’da  din görevlisi olarak görev yapan  Abdullah Günel, ülkedeki Müslümanlar hakkında şu bilgileri verdi: “Almanya küçük İstanbul olarak geçmektedir. 4.5 milyon Türk vatandaşı var. Takribi 7 milyon Müslüman var. Hiç Almanca bilmeden Almanya’yı gezebilirsiniz. DİTİB olarak 2 bin camimiz var. Her geçen gün İslam’a ilgi artmaktadır. İslam fakülteleri kurulmakta  ve imam hatipler açılmaktadır.”

Ramazan’la ilgili bilgi veren Günel, şunları söyledi: “Ramazan canlı canlı diri diri geçiyor. Almanya Cumhurbaşkanı başta olmak üzere önemli şahıslar  bayramlarımızı kutlamaktadır ve iftarlarımıza katılmaktadır. Camilerde büyük bir aile ortamı var.  Cami bizim için  bir nevi memleket demektir. Dertleşiriz, dertlerimize ortak oluruz. Kardeşlik bağı güçlüdür buralarda. Birlik bağımızın artması için çalışıyoruz. Din kardeşlerimizin de camileri  var.  Müslüman mezarlıkları var. İslami ana okulları açılmakta.”

Gençlere ve çizgisini kaybetmiş insanlara yardımcı olduklarını anlatan Günel, “Yolunu kaybetmiş kardeşlerimizi anlıyoruz. Dil ve kültür problemi var.  Irkçılık ve dışlanmayla mücadele ediyoruz. Çizgiden çıkmış olanlara yeni kapılar açıyoruz, açacağız.  Okuyan gençlerimiz artıyor. Batı medeniyetinin olumlu yönlerini dışlamıyoruz. İki medeniyetin olumlu meyvelerini alarak yol alabiliriz.  Uluslararası ilahiyat mezunları olarak  gençlere rehberlik yapmaya çalışıyoruz. Almanca, İngilizce, Arapça bilen kardeşlerimizle insanlara bir şeyler anlatmaya çalışıyoruz. Gençlerimizi sporla buluşturuyoruz. Bir ayağı sahada bir ayağı camide gençler yetiştiriyoruz.” dedi.

ABDURRAHİM KARAKOÇ’TAN ‘GÖNLÜMDEKİ GURBET’ ŞİİRİNİ OKUDU

Ramazan’ın Türkiye’deki kadar bereketli geçtiğini dile getiren Günel, “ Ramazan Almanya’da Türkiye’den geri değildir.  Günde üç defa mukabele okunur. Korona nedeniyle online mukabele okunuyor. Büyüklerimiz evde imam oldu, teravihlerimizi kılıyoruz. İman ateşini camilerden evlere taşıdık. Her şerde bir hayır vardır inancıyla hareket ediyoruz. Ramazan Avrupa’da  camilerde şekillenir.  Dini yarışmalar yapıyoruz. Ezan yarışmaları, Kur’an yarışmaları, hutbe yarışmaları yapıyoruz. Dünyada ödül alan kardeşlerimiz var.  Hz. Adem cennetten  dünyaya gurbete  gelmişti. Biz de burada gurbetteyiz. Kudüs gezilerimiz oluyor. Umre turlarımız oluyor. Türkiye’mize geziler düzenliyoruz.  Tarihleriyle buluşturuyoruz. Bu gençlerimiz için şahsiyet oluşturma dersi oluyor.  Ebru sanatları, ney dersleri yapılmaktadır.” şeklinde konuştu.  

Abdullah Günel, programının  sonunda  Abdurrahim Karakoç’tan ‘Gönlümdeki Gurbet’ şiirini okudu.

 ÇAD’TAN SAMİMİ BİR SES:ÜLKENİZİN KIYBETİNİ BİLİN

TYB Ankara Şubesi’nin ‘Gönül Coğrafyamızla Bayramlaşma’ programı Dünyanın ölü kalbi olarak bilinen Çad’la son buldu. Program yöneticisi Mehmet Sıddık Yıldırım, Çad’ın şehirlerinden Abeşe’nin Osmanlı döneminde bu ülkeye giden ve yerleşen 5 mühendis tarafından kurulduğunu bildirdi.

Çad’dan bayramlaşma programına katılan  Ayşe Ticani, Türkiye’de Mersin İletişim Fakültesi’ni bitirdiğini ifade ederek, “Türkiye çok güzel ve gelişmiş bir ülke. Buradan kardeşlerime sesleniyorum: Ülkenizin kıymetini bilin. “ dedi. Çad’daki Ramazanlar hakkında bilgi veren Ayşe Ticani, “Bayram kurabiyesi yaparız. Ramazan’da herkes dışarda  iftar yapar.  Komşularla birlikte yaparız.” dedi.  Ticani,  bayramlaşmada bir Çad yemeğinin tarifini de yaptı ve bir de Çad diliyle şarkı söyledi.

Gazi Üniversitesi’nde okuyan Salih Zekeriya ise, Ramazan’a hazırlığın üç gün önceden başladığını anlatarak, “İşleri kadınlar yapar. Erkekler işe gider, Kur’an okur. Sokaklarda iftar yaparız. Eve geç kalanlar için çocuklar sokakta  yemek dağıtır.  Ramazan’da bir Müslüman  hiç okumayan bir hatim bitirir, 10 hatim bitirenler de olur. Camilerin avlularında da iftar yapılır.  Evlerde büyüklerin rehberliğinde sohbet yapılır. Çocuklara paralar verilir.” şeklinde konuştu.  

 

Bu haber toplam 369 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim