• İstanbul 32 °C
  • Ankara 35 °C

Zeynep Sati Yalçın; Bir Sombahar Öykücüsü

Fahri TUNA

Hayatı edebiyat olan yazar.

Bizim Hikâyemizi anlattı bir ömür.

Kalan ömründe de bizi anlatacak, biliyoruz. Biliyor, inanıyoruz ona.

Gösterişsiz, derin, sistematik kız.

Doğup büyüdüğü şehirlerden nasibi vardır insanın. Doğrudur, inanırız buna. Zeynep Sati Yalçın da tam öyle: İkinci Beyazıt’ın şehri Amasya’nın kızı o. Dememiz o ki, nasıl Bayezid-i sani, tarihin en büyük cihangiri - babası - Fatih Sultan Mehmed ile üç kıtayı kale kale, şehir şehir, ülke ülke fetheden - oğlu - Yavuz Sultan Selim arasında sıkışıp kalmış; derin, derun, sağlam, sağlamcı, tam bir sistem ve akıl adamıysa, Osmanlı Devletinin ikinci kurucusuysa, bizim Zeynep Sati Yalçın kızımız da, Amasya’dan hayli nasiplenmiş, kanaatimizce. 

Onu Güneydoğu’da keşfettim ben. (Benim becerimle değil ama keşif bana kısmet oldu diyeyim.) İşin aslını anlatınca bana hak verebilirsiniz: 2010 yılı başında, sekiz ilin kültürel işbirliğini amaçlayarak kurulan Güneydoğu Anadolu Kültür Birliği (GAPKB) dönem başkanı Mardin Valisi Hasan Duruer, beni danışman sıfatıyla işin başına getirmişti. Düşündük taşındık neler yapabiliriz diye. Bir yetenek havuzu oluşturalım dedik Vali Duruer ile birlikte. Ve bu yetenekleri geliştirmek, birleştirmek, birbirine tanıtmak için akademiler yapalım, dergiler çıkaralım istedik.

Üç alanda; şiir, hikâye ve deneme dallarında, bütün Güneydoğu illerinde yaşayanlara yönelik yarışma açtık. Ciddi miktarda ödülleri olan yarışmalar. Her yarışmaya da o bölgeden yetişmiş değerlerin adını verdik; şiire Cahit Sıtkı (Diyarbakır), hikâyeye Murathan Mungan (Mardin), denemeye Prof. Dr. Abdülkadir Karahan. D. Mehmet Doğan’dan, Mustafa Kutlu’ya, Hüseyin Su’dan Mustafa Miyasoğlu’na… Çok değerli jüri heyeti oluşturduk. Her dalda yüzlerce eser katıldı yarışmalarımıza. Ödül törenlerini, adını verdiğimiz yazarların şehirlerinde gerçekleştirdik. Biz de ödül alan eserleri 2011 başlarında dört sayı yayımlayabildiğimiz aylık Abbara edebiyat dergimizde edebiyatseverlerle buluşturduk. Buraya kadar normal yarışma serüveni. Olağan hâllerden yani.

Gelelim işin bu portreyi ilgilendiren yanına: GAP’ta, hikâye alanında birbirinden değerli dört isim keşfettik: Mazlum Dirican, Veysi Atıcı, Ahmet Karacan ve Zeynep Sati Yalçın. İlk dört ödülü bu isimler paylaşmışlardı. (Zaten ödül töreninden sonraki on yıllık süreçte bu isimler birçok dergide öyküleriyle göründüler, kitaplar yayımladılar, başkaca ödüller de aldılar. Analarının ak sütü gibi haklarıydı.)

Koca Süleyman’ın Kızları öyküsüyle ödül almıştı Zeynep Sati Yalçın. Jürideydim ben de. Hiç unutmadım o güzel öyküsünü: Bugün bile aklımdadır bazı bölümleri. Abartmıyorum vallahi bak ey okur: Teslime’nin Sen yorgunsan ben de yorgunum Asiye deyişini. Çiçekli eteğini giyip namaza duruşunu. Ertesi gün istediği ödev hakkında müdürüyle içten içe sitemli sitemli konuşurken hangi rekâtta neyi okuduğunu unutup namazını bozuşunu. Kapılardan zor sığacak kadar iri ve uzun, Urfalı emekli hâkim Süleyman Ağabeyimizin, oğlu olmadığından beş kızını da katı bir disiplin içinde yetiştirmesinin hikâyesiydi aslında anlattığı Teslime’nin, pardon bizim Zeynep’in. Emekli hâkimin evdeki dakik okuma saatlerini… Ortaokulda sınıfına okunacak kitaplar listesi veren Türkçe öğretmenine, bizim Teslime’nin ben bunları çoktan okudum öğretmenim cevabını ve hocasının şaşkınlığını unutmadım, evet. Boş kafa şeytanın yuvasıdır diyen Koca Süleyman’ın isot ve pestil kokuları arasında beş kızına da zorla kalın, kaskalın kitaplar okutuşunu… Ama evini adeta muhakeme salonun gördüğünden olmalı, kızlarını bir kere bile öpmemiş olduğunu büyük bir hüzünle okumuş, üzülmüş, hafta sonu Mardin dönüşümde o zaman lise üçüncüsü sınıf öğrencisi olan kızım Ayşenur’la sarmaş dolaş olmuş, tüm günümü onunla gezmeye tozmaya ayırdığımı da unutmadım, Zeynep Sati Yalçın. Şefkatli filozof abla Telsime ile Asiye İstanbul’da öğretmendi, hatırlıyorum. Üç numara ile dört numara Konya’da eczacı ve radyoloji uzmanıydılar. Babasıyla girişiği kızlardan asker olmaz tartışmasından zaferle çıkan en küçükleri Aysel ise askeriyede doktordu ve her sene araba değiştiriyordu. Beşi de bekârdı kızların. Nedeni mi? Anlatıcısı (kurgulayıcısı mı desek) Zeynep Sati Yalçın veriyordu cevabını: Her erkekte babamızdan birkaç parça var; Koca Süleyman’a benzemeyen bir erkek çıkarsa karşımıza, hemen evleneceğiz. Buydu işte trajik öykünün hikâyesi. Üzmüştü bizi Zeynep Hoca. Korkutmuştu da beni, itiraf ediyorum: Ben öyküyü yazan kişiyi, o beş kızın büyüğü Teslime sanmıştım. Öylesine canlı ve inandırıcıydı öykü. Helal olsun sana vallahi Zeynep Hocam. On küsur sene sonra bile hâlâ capcanlı zihnimde ödül alan öykün. Vallahi billahi de helâl olsun.

Mardin’deki ödül töreninden iyi hatırlıyorum onu. Hatta Urfalı sanmış, sormuştum; Değilim, Amasyalıyım demişti. Şanlıurfa’da Türk dili ve edebiyatı öğretmeniydi o sıralar Zeynep Hanım. (Yüzüm kızararak söyleyeyim, ben onu öğrenci sanmıştım.) Her iç Anadolulu bayan gibi karayağız, orta boylu, hafif kemikli, belirgin koyu kaşlı, belirgin şakaklı ve çeneli, zeki bakışlı otuzlu yaşlarının başlarında bir hanım fotoğrafı kalmış zihnimde. Bilmem öyle miydi gerçek.

Sonra Ankaralı oldu, Angaralı mı desek. (Aramızda kalsın, bir yerde söylemeyin lütfen; şu bizim Orta Anadolulu arkadaşların meslekte beş - on yılı tamamlayıp ayakları üzerinde durduklarında ilk yaptıkları Angaraya kapağı atmak oluyor. Gözlemim bu.) Mardin’den sonra bir daha da ruberu / yüzyüze karşılaşmadık. Ama edebiyat dergilerindeki öykülerini beğenerek takip ettim hep. Ankara’da yaptığı işleri de. (Onun kulağına gitmesin, yakın dostum Adem Karafilik’ten takip ettim çoğunlukla.)

Evet; 2010’da Mardin’deki - elbette sonuna kadar - hak edilmiş ödülden bu yana beş öykü kitabı yayımladı Zeynep Sati Yalçın: Unutma (ma) Sancısı çeken bu toprakların özbeöz yazarı olarak, biliyoruz kadim bir medeniyetin izinde Adım Adım ilerliyor o; Beklerken hem Çölden Sonraki İlk Kuyunun başında, hem de Şeker Kırığı hüzünlere bezeli öyküler yazıyor bizler için. Ne güzel. Sağ olsun, var olsun.

Yedi İklimden, Ali Haydar Haksal’ın paltosundan çıktı demek mümkün onun için. Ay Vaktinde de yazdı elbette. Ama ben onu en çok Hecede, Hece Öyküde ve Edebiyat Ortamında gördüm, diyeyim size.

Dünü, bugünü, yarını; günü günleri, hayatı edebiyat olan kız. Zaten radyo programının adı da bununla paralel bir isimdi: Edebiyat Günlüğü.

Bir yazarın kişiliğinin ipuçlarını yakalamak için ben kitaplarını kime ithaf ettiğine bakarım. İlk kitabını anne olmayı başaran anneme, üçüncüsünü Kalbimin nazlı güllerinden Rumeysa Cemre’ye, dördüncüsünü Kalbimin nazlı güllerinden Reyyan Elif’e, beşincisini Kalbimin nazlı güllerinden Rüveyda Hilal’e sözleriyle ithaf etmiş yazarımız. Zira nazlı bir gülistan onun kalbi.

Hep Uzaklara bakıyordu Sandaldaki Kadın. İçimin Şehrinde kaybettim Sinekli Sevgilimin Kayıp Resimlerini diye düşündü. Tamam tamam, Sustum. Göğe Bakan Sevgili b’idünya hüzün bıraktı kendinden geriye, dedi. Ardımdaki Ses de neyin nesi? Diyerek Yola bakındı.  Zıpır bir ses İğneli Şarkı olmuş ona yaklaşıyordu Adım Adım. İki Elif miktarınca bekledi. Düşündü, yutkundu. Kararını vermişti; Aşk Örter her şeyi dedi. Gönlünde Sevmenin Fiyakası, dilinde bir Sombahar Ninnisi, asıldı küreklere Sandaldaki Kadın, ufukta kayboldu gitti o da resimler gibi.

Unutmadan: Edebiyat öğretmeni o. Ankara Bilim Sanar Merkezi’nde. Gündüz edebiyat anlatıyor gece yazıyor; yazıcı öğretmen. Edebiyatı hem yapan hem okutanlardan. (Aramızda kalsın, böylesine az rastlanıyor bizim edebiyat ülkemizde. )

O bir Yeşilırmak kızı her şeyden önce. Önce ve sonra. Bereketin kızı. Bereketli kız.

Sati, ışık saçan nur demek. Tam Zeynep’e uygun ikinci isim. İsabet etmiş anne baba, evet.

Terapi görüyor yazmayı. Kendimi ifade biçimi yazmak diyor.

Sombahar öyküleri yazdı en çok.

Sombahar yazarımız o bizim.

Bu yazı toplam 126 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim