• İstanbul 26 °C
  • Ankara 27 °C

Acelemiz var: Kendini unut, İsrail’i tanı!

D. Mehmet DOĞAN

“İsrail Devletinin derhal tanınması; Dışişleri Bakanlığının 24/3/1949 tarihli ve 35970/115 sayılı yazısı üzerine Bakanlar Kurulunun 24/3/1949 tarihli toplantısında kararlaştırılmıştır.

İmza: Cumhurbaşkanı İsmet İnönü.”

 

Türkiye İsrail’i tanıyan ilk devlet mi? Bu konuda ABD ile hiçbir devlet yarışamamıştır. Fiilen tanıma İsrail’in kuruluşunun ertesi günü, hukukî-resmî tanıma ise 31 Ocak 1949’dadır. Türkiye’nin de tanımada bir ilkliği vardır: Bu da Müslüman nüfuslu ülkelerin ilki olmasıdır.

Tanıma kararındaki ibare dikkat çekicidir: “Derhal tanınması!” Dışişleri Bakanlığı yazıyı gönderdiği gün Bakanlar Kurulu toplanıp derhal tanıyor! Bu ne acele? Müslüman nüfuslu bir devletin İsrail’i “derhal” tanıması kendiliğinden, hür irademizle olabilir mi?

Açık konuşalım: Türkiye Cumhuriyeti, o zamanki dünya patronu İngiltere öncülüğünde batılı sömürgecilerin Osmanlı Devleti’ni tasfiyesi sonucu kuruldu.

Millî Mücadele’den sonra iki barış ihtimali vardı. Birincisi, yeni Türkiye’yi oluşturacak kadroların Osmanlı Devleti’nin tasfiyesini emperyalist devletlere bırakmadan yapması ve 1. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı sınırları içinde bulunan ülkelerle ilişkilerin sürdürülmesiydi. Bu mümkün olmadı.

Lozan’da Osmanlı Devleti’nin tasfiyesi İngiltere ve müttefiklerinin arzuları doğrultusunda, yeni Türkiye’yi kuracakların tasvibi ile yapıldı. Bu tasvib sadece coğrafî sınırlar ve maddî mirasla ilgili değildi. Manevî mirasın reddedilmesini de mündemiçti. Osmanlının maddî mirası kadar manevî mirası da önemlidir. Bu manevî mirasın en görünür olduğu alan dış siyasettir.

Osmanlı Devleti’nin tasfiyesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ne yolu açan batılılar, aynı zamanda Arap bölgelerinde manda idareleri kurdular ve bazı küçük emirliklere de cevaz verdiler. Fakat en önemlisi, Filistin’e Yahudi göçüne ve mutasavver bir Yahudi devletinin oluşmasına zemin hazırladılar. 2. Dünya savaşından sonra da İsrail devleti ilan edildi.

İsrail’i ilk tanıyan “Müslüman” devletin Türkiye Cumhuriyeti’nin olması tesadüf müydü?

Hayır! Cumhuriyet siyasetinin tabiî sonucuydu. Türkiye Cumhuriyeti’nin oluşmasına kapı aralayan irade bu sefer Osmanlı toprakları üzerinde yeni bir devlet oluşturuyordu. Bu devleti Türkiye’nin geç tanıması demek, Cumhuriyet dış politikasının belirlenmiş sınırları dışına çıkması, hatta İsrail’in meşruiyetini askıda bırakması demekti.

İşte dış siyasetimizle ilgili zaman zaman dile getirilen “eksen kayması” tartışmaları ancak bu zeminde doğru anlaşılabilir.

Türkiye’nin İsrail ne yaparsa yapsın, nasıl davranırsa davransın, ilişkilerini en üst seviyede sürdürmesi, 1920’lerde belirlenmiş olan siyasete uygundur. Fakat, bugünün dünyasında Türkiye Devleti’nin bu siyasete sadık kalması imkânsızdır.

Türkiye 1970’lerden sonra bu siyasetten sapmalar göstermek zorunda kaldı. 28 Şubat, devleti mutad Cumhuriyet siyasetine döndürdü. İsraille ilişkiler en üst seviyeye çıkarıldı. Askerler, ihaleleri tereddütsüz İsrail firmalarına verdiler, çok sayıda gizli anlaşma imzaladılar. Bu belli ölçüde ABD’nin yeni teknolojileri Türkiye’ye İsrail üzerinden verme siyasetinin bir sonucu idi.

28 Şubat hükümetleri sona erdikten sonra, Türkiye siyasetini İsraille çatışmaya girmeden geliştirmeye çalıştı. Fakat zaman zaman bu çatışmasızlığın sürdürülmesi güçleşti. İki olay, bu sonucu belirginleştirdi. Birincisi, Gazze’ye İsrail saldırısı ve sonucunda çok sayıda sivilin öldürülmesi, ikincisi daha sembolik bir hadise olan insanî amaçlı Mavi Marmara gemisinin milletlerarası karasularda durdurulup, 9 TC vatandaşının katledilmesiydi.

Bu vak’adan sonra ipler koptu. Dünya kamuoyunda da paralel tepkiler oluştu. Fakat o sıralarda, Türkiye’nin belli başlı bir gazetesinde yıllardır dış siyaset yazıları yazan bir kohen (türkçesi kâhin), bunun İsraili sıkıştırma konusunda kalıcı bir sonuç doğurmayacağı, güçlü Musevî varlığının devreye girerek ABD’nin siyasetini etkileyeceği kehanetinde bulundu.

Bu kâhinin kehanetleri çıktı! İsrail ve uluslararası uzantıları, Türkiye’nin batı dünyasından uzaklaştığını, islâmcılaştığını; bu siyaset değişikliğinin ABD’nin ve Avrupa’nın çıkarlarına aykırı olduğunu, çeşitli kanallarla yaydı. Bu propaganda “eksen kayması” olarak içte ve dışta yaygınlaştırıldı.

Esasen Türkiye gerçek eksenine yerleşmeye çalışıyordu. Bu hususta bir hayli hamle yapıldı. Fakat “reel politik” bu hamlelere rağmen hükmünü yürüttü. Son Hamas tepkisi de başta reel politik bir tavırla karşılandı, fakat ortaya çıkan gelişmeler, İsrail’in asla kabul edilemez soykırımcı saldırıları Türkiye’yi gerçek siyasetine döndürdü.

Eğer eksen İsrailse, Türkiye’yi bu eksende sabitlemek mümkün değildir!

 

 

Bu yazı toplam 125 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim