O gece, tarihimizin kırılma anlarından, dönüm noktalarından birine şahitlik ettik. Asker üniforması giymiş teröristler, memleketimizi işgale kalkıştılar. Milletimizin has evlatları, bu işgal girişimine karşı, İstiklal Harbi’nden sonraki en büyük zaferlerden birini kazandılar.
Orada, o büyük destanın içinde olmasaydım; o geceyi anlatmak daha kolay olabilirdi. Artık asla yeteri kadar anlatamayacağımı biliyorum. Yine de deneyeceğim.
O gün, Atatürk Havalimanı’ndaki terör eyleminden bir hafta sonra Bosna’dan gelen, eşimin ailesiyle birlikteydik. Günün yorgunluğunu, bir çay bahçesinde, kahve yudumlayarak atmaya karar verdik. İstanbul için bile sıra dışı bir trafik yoğunluğu vardı. Bu sebeple, evimize yakın bir yer seçtik.
Kahvelerimizi yudumlarken, 15 Temmuz ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinde, trafik tamamen durmuştu. Her iki köprü, üniformalı teröristler tarafından kapatılmıştı. Garip bir şeyler olduğu çok açıktı. Apar topar eve döndük. Haber kanalları arasında hızlı bir tur yaptım. Yeni bir terör eylemi ihtimalinden bahsediliyordu.
O anda ilk aklıma gelen kişiyi, İbrahim TENEKECİ’yi aradım. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Olan biteni anlattım. 17/25 Aralık darbe girişiminin devamını getirmeye çalıştıklarından şüphelendiğimi söyledim. Görüşmeyi sonlandırdık. Kısa bir süre sonra geri döndü. Şüphelerimin doğru ve durumun kritik olduğunu söyledi.
Her fırsatta şunu söylüyoruz: “Vatan sevgisi imandandır.” Sadece söylemekle değil, gereğini yapmakla da mükellefiz.
Rahmetli Prof. Dr. Necmeddin ERBAKAN Hocamıza, Adnan MENDERES ve arkadaşlarına; onların şahsında vatanımıza ve milletimize reva görülenler gözümde canlandı. Bu sefer, evde oturmak yerine, sokağa çıkmak gerekiyordu.
Ailemle helalleşip, Türkçe bilmese de Türkiye’nin anlam ve önemini çok iyi bilen, kayınpederimle evden ayrıldık. Babam ve kardeşlerimle buluştuk. Yaşadığımız semtteki insanları sokağa çağırdık. Bu esnada, neler olduğunu anlamaya çalışan, Balkanlardaki dostlarımıza da olan biteni anlattım. Sosyal medyadan Türkçe, Bosnaca ve İngilizce mesajlar gönderdim.
Manzara şöyleydi: Birileri vatan savunmasına destek vermek için alanlara koşarken, birileri de bankamatiklere, fırın ve süpermarketlere hücum ediyordu. Üniformalı teröristlere alkış tutanları da gördük.
O gece, camilerden okunan salâdan sonra, şu cümleyi duyduk: “Vatan kuşatma altındadır. Türklük tehlikededir.” Evet, meselenin özü ve özeti budur. Birileri ‘demokrasi’ veya başka şeyler diyebilir, desinler. Bizim için vatan müdafaası, İslam kalma çabası ve bağımsızlığı muhafaza uğraşıdır. Kimi bunu anladı, kimisi de imtihanı kaybetti.
Velhasıl, henüz daha Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN’ın akıbeti belli değilken, tavrımızı ortaya koyduk. Sadece biz değil. On binlerce insan sokağa indi, meydanlara çıktı. Bunu partili olduğumuz veya Sayın ERDOĞAN’a olan sevgimizden yapmadık. Öyle yapmamız gerekiyordu, yaptık. Kendi özgür irademizle. Fıtratımız doğrultusunda.
Bunları söylemek, yanlış anlaşılmaya sebebiyet verebilir. Vermesin. Demem odur ki, bir parti bünyesinde olmadan yahut bir işaret gelmeden de doğru işler yapılabilir.
Devamı: https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ayhan-demir/on-yil-sonra-15-temmuz-53180.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.