Ne ki, o ceberut yasakların siyasi faturasını ödemekten usandıkları için politika değiştirdiler.
İşe önce başörtüsüyle barışma şovuyla başladılar. Kılıçdaroğlu'nun "çarşaf açılımı" bu "değişimin" en bariz göstergesiydi.
Daha sonraları muhafazakâr partilerle kurdukları "yuvarlak masa ittifakının" da etkisiyle, bir zamanlar "gerici" diye yaftaladıkları kesimin söylemlerini terennüm etmeye başladılar.
Malumunuz artık "Laiklik elden gidiyor" yaygarası koparmıyorlar.
Bunun yerine "Yaşam tarzımıza karışacaklar" algısına yatırım yapıyorlar. Üstelik hiçbir dönemde kendi yaşam tarzlarını böylesine fütursuzca sergileyemedikleri hâlde...
Şu hâle bakın: Bir yandan bu algı operasyonunu yürütürken, diğer yandan "Benim bedenim, benim kararım" sloganları eşliğinde tanga şortlarla arzıendam etmeye başladılar.
Elbette bunların mahut değişimi, samimi bir yüzleşmenin değil; tamamen pragmatik kaygıların eseriydi.
Yoksa "Ayol bunlar da her yerde" tarzı dışlayıcı lakırdılara imza atmaz, şiddete varan densizliklere başvurmazlardı. Hele ki şekvacı olanlara, 28 Şubat travmasıyla alay edercesine, "Yine mi mağdur oldunuz!.." demezlerdi.
İçlerinde pişmanlık duyana da rastlanmadı.
Tam aksine "öteki" için pişmanlık mizansenleri ürettiler. Rol icabı başörtüsü taktığı ortaya çıkan o "müftünün karısı" bunun ibretlik örneğiydi.
Yazının devamı için:https://www.sabah.com.tr/yazarlar/salih-tuna/2026/09/16/gerici-kiskaci































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.