alat’ta Esnaf Loncası Sokağı’ndan içeri giriyorum. Oralara galiba işportacıları yerleştirmek amacı ile küçük dükkânlardan oluşan, daracık bir çarşı yapmışlar. Lakin kimselerin gelip geçmediği bir köşede kapalı bir çarşı nasıl çalışsın? Müşteri yok, iş yok. Belli bir iki dükkân açılmış, sonra devren satılık tabelasını asıp kapanmış. Yüz dükkândan doksan beşi boş.
Onun yerine dükkânların sokağa bakan yüzü önünde pazar günleri “İnebolu Pazarı” kurulmaya başlamış.
Evet, her pazar İnebolu’nun sütü, yoğurdu, kaymağı, peyniri, çökeleği buraya taşınıyor. Bilenler gidip taze taze alıyorlar. Ayrıca hemşehriler birbirlerini görüyor.
Böylece Balat sokaklarında köylülük bir kez daha yeşeriyor.
Tezgâhlarda yumurta, pestil, elma kurusu, kiraz kurusu, erik kurusu, pekmez, mısır unu, pazı, ıspanak ve ısbıt.
Isbıt’ı tanımıyordum. Nedir bu, diye sordum. O sırada biri iki kilo tarttırıyordu. Sen yiyemezsin onu, dedi bana, acı gelir... Niçin o, dedim... Alışkın olmayan yiyemez imiş. Ispanak gibi haşlanıp yenilen bir sebze ısbıt.
Sokak boyunca yürüyorum. Bir otobüs yazıhanesi. Cide-Soğuksu-Kurucaşile-Fakaz...
Gele gele Ferruh Kethüda Camii’ne kadar geldim.
Yazının devamı için:https://www.yenisafak.com/yazarlar/mustafa-kutlu/inebolu-pazari-4856229































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.