D. Mehmet Doğan: OSTİM mi Batıkent’tedir, Batıkent mi OSTİM’de?

D. Mehmet Doğan: OSTİM mi Batıkent’tedir, Batıkent mi OSTİM’de?
Ankara’da kökleri 1970’lere giden iki yer adı: OSTİM ve Batıkent.

Türkiye’nin bürokratik merkezindeki partiye mensup bir belediye başkanı, Vedat Dalokay, 1970’lerde bir gecekondu önleme bölgesi oluşturmak istiyor. O zamanlar için şehrin bir hayli uzağında, Ankara’nın batısında bir yer olduğu için “Batıkent” deniliyor. (Bu adlandırmada biraz da mezkûr partinin batıcılığına pay ayırmak lâzım!) Sonradan, yine aynı partiden belediye başkanı olacak Murat Karayalçın da bir kooperatif birliğinin yöneticisi olarak bu “kent”in inşasında rol alıyor.

Bizim Batıkent’le ünsiyetimiz neredeyse kuruluş yıllarına kadar gider. Bu bölgede konut kooperatiflerine arsa tahsis ediliyor. Biz de hasbelkader, o sıralar çalıştığımız Kültür Bakanlığı dolayısıyla bir kooperatife dâhil oluyoruz. Neredeyse 10 yıllık inşaat safhası 1987’de bir noktaya varıyor ve çalıştığımız gazeteden atıldığımız günlerde, kiracılık derdinde çare olur ümidiyle, yolu toprak, suyu bağlanmamış, elektriği şantiyeden sitemize taşınıyoruz…

Gidiş o gidiş!

“Yol yok iz yok”, desek yeri var. Demetevler’den sonra Batıkent’e giden “Bağdat Caddesi” gidiş-geliş tek hat, bazı kısımları ham toprak bir yol. Ev Macunköy arazisinde, öyle bir çamur ki, bazı zamanlar, sizin bacak kaslarınıza galebe çalıyor ve ayakkabınızı kapıyor!

Biz Batıkent’e giderken aslında OSTİM’e de gidiyoruz. İster otobüsle, ister dolmuşla gidin OSTİM’siz bir Batıkent hattı yok! OSTİM’e gitmek isteyenler için de aynı şey sözkonusu elbette. Yerleştiğimiz siteyi tarif ederken “Ostim girişi, Batıkent” demek lüzumunu hissediyoruz.

Bizim sitede bakkal yok, en yakın bakkal OSTİM’de! Eczane yok, hırdavatçı yok, fırın yok…OSTİM’de hepsi var. Suyumuz bağlanmamış, OSTİM’de Çeşme durağı var, oradaki çeşmeden içme suyu dolduruyoruz. O sıralar Çeşme’den ötesi de yok, gerisi uçsuz bucaksız tarlalar. Batıkent Sovyet modeli birörnek soğuk yüzlü bloklar ve “dubleks” evlerden müteşekkil bir “kent” olarak gelişiyor. OSTİM ise, kovboy filmlerinde görülür cinsten bir Teksas kasabası adeta, toz toprak içinde!

Batıkent 250 bin nüfuslu bir “uydukent” olarak tasarlanmış, her şey düşünülmüş, okulu, çarşısı pazarı, park yerleri, oyun sahaları… Bir tek cami yeri ayrılmamış! OSTİM’de o da var! Batıkent’in ilk ibadethanesi kiraya verilmemiş bir komşu evi mescid haline getirilerek bizim sitede açılıyor. Sonra da müstakil bir cami yapmak için harekete geçiliyor. Bizim cami yapılırken, Batıkent’te birçok cami inşaatı başlıyor. Hepsi kaçak, hepsi ruhsatsız. Kent-Koop yönetimi sonra merkezde bir İslâm kültür merkezi yeri ayırıyor, Suudilerden kaynak aktarmak için oraya bizim mimari geleneğimizle alâkasız bir cami de yapıyorlar.

Batıkent büyük tantanalarla yapılırken, Kooperatif Birliği ödüller alırken ve başkanını Ankara Büyükşehir belediye başkanlığına, hatta başbakan yardımcılığına taşırken, OSTİM de kendi gelişmesini sürdürüyor. Hacı Bayram Veli’nin söyleyişiyle: “Taş ü toprak arasında” yapılıyor.

Nâgehân ol şâra vardım ol şârı yapılır gördüm

Ben dahi bile yapıldım taş u toprak arasında…

1993’te yapımına başlanan Ankara Metrosu 1997’de tamamlanınca, bizim OSTİM’le bağımız bir kat daha artıyor. Çünkü bize en yakın istasyon OSTİM’de… Buna rağmen OSTİM’i ancak bizi ilgilendirdiği kadar biliyoruz. Burnumuzun dibinde Türkiye’nin en büyük KOBİ “küçük ve orta büyüklükte” sanayi sitesinin ortaya çıktığının pek de farkında değiliz. Hatta OSTİM Derneği’nin başkanı Orhan Aydın’la tanışıklığımız olmasına rağmen…

Bir farkı olmalıydı diğer sanayi sitelerinden, organize sanayi bölgelerinden OSTİM’in. Yakından bakılınca kuruluşundan itibaren bir farklılıklar silsilesi çıkıyor karşımıza…Kooperatif olarak işe başlanmış. Temeli atan bir demirciler kooperatifi imiş. Demir gibi bir temel atmışlar demek ki! OSTİM’de üye şirketlerin ortak ihtiyaçları karşılanarak maliyetler hafifletilirmiş. Merkezi yönetim, temel altyapı hizmetleri, Ar-Ge, yatırım, inşaat, tanıtım, dış ticaret, danışmanlıkbilişim hizmetleri ve yayıncılık gibi konularda şirketlere destek olurmuş. İşin esası dayanışma ve sihirli bir deyim: Ortak rekabet! Geleneğin geleceğe uzandığı yer burası.

Son yıllarda OSTİM’den gelip geçerken, metro istasyonunun yanındaki inşaat dikkatimizi çekerdi. Her halde Yönetim burayı yaptırıp kiraya verecek diye düşünürdük. Evet öyleymiş, ama bir de üniversite kurulacak ve bu binada faaliyet gösterecekmiş.

OSTİM’de üniversite kurulması yarım asrı geride bıraktıktan sonra gerçekten güçlü bir adım. Bir teknik üniversite; fakat hiçbir teknik fikir, kültür arkaplanı olmadan değer taşımaz. OSTİM’in kuruluştan itibaren böyle bir düşünce arkaplanı var ve farkı burada. Geçmişini ahilikle ilintilendiren bir sanayi sitesi yönetimi var. Ahiliğin ilkelerini bugünün şartlarında yenileyerek yaşatmak, yarına daha güçlü şekilde devretmek, iş ahlakını merkeze almak hep zihinlerinin bir köşesinde.

İşte bu düşünce “Âhilik Şûrası” olarak tecessüm etti. Bir tarafta OSTİM yönetimi, Üniversitesi ve Hamilik Okulu Vakfı ve diğer tarafta Türkiye Yazarlar Birliği üç günlük bir beyin fırtınası estirdiler. Toplantının başında ne isek bittiğinde artık hiçbirimiz o değildik. Konun tarihi, teorisi uzun uzun konuşuldu elbette. Fakat bugünü ve yarını da ihmal edilmedi.

Ekonomi iyi olursa her şey halledilir mi? Sadece bilgi insanı mutlu eder mi? Teknolojik gelişmeler, mekanizasyon, yapay zekalı robotlar çalışmanın sonunu getirir mi? Üretmeyenin tüketme hakkı olabilir mi? İnsan çalışmadan varolabilir mi? Maneviyatsız, fikirsiz, sanatsız, edebiyatsız bir toplum ayakta kalabilir mi?

Orhan Aydın’la OSTİM’i konuşuyoruz. Beklentilerin aksine, kendi başarı hikâyesinden değil, “Cevat ağabey”den, yani Cevat Dündar’dan söz ediyor, OSTİM’in düşünce altyapısında o vardır. Onun için “Ahilik terbiyesi almış, çok saygılı biri, OSTİM’e verdiği emek, bir babanın evladına verdiğinden fazla.” deniliyor. Cevat Dündar, demir ticareti ile uğraşıyor, memleketi Kırşehir. Âhi Evran’ın maneviyatı onu kuşatmış. Ankara Altındağ Demirciler Derneği, Demir Satış Kooperatifi derken 1967’de Mahdut Mesuliyetli Ankara Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifini kuruyor. Şimdi Üniversite’nin yanında, yeni bir cami inşaatı olan tepeye çıkıyorlar ve araziyi temaşa ediyorlar. Şehirden uzak, sınırları belirsiz boş bir arazi…Ancak büyük ruhlar bu boş arazi resminin dolusunu da görür.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın Küçük Sanayi Daire Başkanlığı’na gidiliyor. “Burası sanayi bölgesi olmaz!” diyorlar. Devletten tek kuruş kredi almadan, OSTİM’in temelleri atılıyor. Şehre 10 kilometre mesafedeki dağ başı denilebilecek bu yere gelmekte esnaf gönülsüz. Bazıları parasızlığı öne sürüyor. Sosyal Yardım Sandığından ödünç verilerek bu da halledilebiliyor. Ta o zamanlar, Cevat Bey, OSTİM’in, Ankara’nın ve Türkiye’nin en büyük sanayi bölgesi olacağını söylermiş.

OSTİM’te Ahi Evran caddesi var, bir de Cevat Dündar Caddesi… İstikameti bir, iki paralel cadde!

Cevat Bey, kooperatifle ilgili bir seyahat sırasında vefat etmiş…Bir kurucu, bir bâni…O vardı, onun azim ve kararlılığı sayesinde OSTİM var oldu! Allah rahmet etsin!

Ortadoğu Sanayi ve Ticaret Merkezi - OSTİM, Ankara'da Türkiye'nin en büyük “küçük ve orta boy” sanayi bölgesi. Makine imalatı, metal işleme, elektrik-elektronik, iş makineleri, otomotiv, plastik, kauçuk, tıbbî araç gereçler, savunma sanayii malzemeleri… OSTİM'e üye 6.500 üzerinde firma ve yüz bine yakın çalışan…Birçok stratejik malzemenin imal edildiği yer OSTİM!

Yapan, üreten, imal eden, kazanan… daha fazla bilmek ve düşünmek zorunda. “Ahilik Şûrası” işte tam da bu noktada devreye giriyor.