Bir dünya olduğu ve hepimizin onun içinde yaşadığı kabulü görünüşte doğrudur. Bu dünyada olan her şeye hepimiz aynı anda tanık oluyoruz ve bu bize hepimizin aynı şeyi aynı şekilde yaşadığımız hissini veriyor. Ancak işin biraz daha ayrıntılarına baktığımızda, bu fiziki ortaklığı iç dünyalarımızın pek de doğrulamadığını görebiliyoruz. Elbette hepimiz bu dünyada seyreden büyük hikayenin bir parçasıyız ama tek tek hepimiz aslında kendi içimizde bu dünyanın farklı seyreden parçalarıyız. Baktığımızda gördüğümüz şeyler, yaşadığımızda hissettiklerimiz, kafamızda hiç durmaksızın yanıp sönen düşünceler, her birimizin bu büyük hikayenin içinde aslında kendi evreninde nefes alıp verdiğini gösteriyor. Olan biten şeylere kendi içimizden bakıyoruz, onları anlama, anlamlandırma, o şeyi başka şeylere bağlayarak bütünleme imkanımız, ancak kendi zihinsel ve kalbî kapasitemiz, kabiliyetimiz, çapımız ve derinliğimiz kadar... Hepimiz ortak somut oluşlar üzerinde her an kendi soyut gerçekliğimizi yaşıyoruz. Yeni dünyada zihinler ve kalpler arası mesafeler giderek açılıyor üstelik. Aynı konuda konuşan ya da tartışan insanların aslında aynı şeyden söz etmediğini, o şeye aynı yerden bakmadığını, hatta neredeyse tek bir mesele üzerinde bile aynı dünyada yaşamadıklarını aşikar ettiklerini görebiliyoruz. Aslında hepimiz kendi yörüngesinde dönen gezegenler gibiyiz. Tek kesişme noktamız aynı uzayın içinde bulunuyor olmak...
Devamı: https://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhan-ozcan/anlam-nerede-olusur-2063895































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.