İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Kudüs'e yönelik saldırıları, bir asırdan uzun bir geçmişe dayanan, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeyi ve bölgedeki büyük güçleri saf dışı bırakmayı hedefleyen genişlemeci bir Siyonist projenin parçasını oluşturmaktadır. Arap dünyasında, İslam dünyasında ve uluslararası düzeyde sessizliğin devam etmesiyle birlikte, tehlike yalnızca Filistin'i değil, bölgenin tamamını giderek daha fazla tehdit etmektedir.
1. Gazze Şeridi
Şehitler ve Yaralılar
Gazze Sağlık Bakanlığına göre, 7 Ekim’den bu yana Ağustos 2026 itibarıyla, işgal ordusu 73.000'den fazla Filistinliyi katletti, 174.000'den fazla kişiyi yaraladı. Bu sayılar, soykırımın ilk dönemlerinde hayatını kaybeden 20.000'den fazla çocuğu da kapsamaktadır. Hayatını kaybedenler arasında kadın ve çocukların oranının da yüksek olduğu belirtilmektedir (bazı Birleşmiş Milletler analizlerine göre yaklaşık %45).. Ekim 2025'te ateşkesin sağlanmasının ardından da İsrail'in askerî saldırılarının devam etmesi nedeniyle yaklaşık 1.300 kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı.
Başlıca İhlal ve Saldırılar
Altyapının geniş çaplı yıkımı: Evler, hastaneler, okullar ve yerinden edilmiş kişilerin kaldığı kamplar hedef alınmıştır. Soykırımın ilk dönemlerinde yapıların %80'inden fazlası hasar görmüş veya yıkılmıştır.
Abluka ve yardımlara yönelik kısıtlamaların yol açtığı kıtlık ve sağlık krizleri (hastalıklar, ilaç eksikliği, sağlık hizmetlerine yönelik saldırılar): Yalnızca 2026 yılında sağlık tesislerine yönelik onlarca saldırı gerçekleşmiştir.
Tekrarlanan kitlesel yerinden edilmeler: Yaklaşık 2,1 milyonluk Gazze Şeridi'nin yaklaşık 2,1 milyonluk nüfusunun büyük bölümü defalarca yerinden edilmiş ve insanlık dışı koşullarda yaşamak zorunda bırakılmıştır.
İsrail'in artan kontrolü: Ateşkesin ardından, geniş bir bölgeyi (%60'tan fazlasını) doğrudan veya yoğun İsrail kontrolü altında tutan hatlar (sarı/turuncu hat gibi) oluşturulmuş; belirli bölgelerde yıkım ve bombardımanlar devam etmiştir.
Gazetecilerin ve insani yardım çalışanlarının öldürülmesi: Yüzlerce kişi hayatını kaybetmiştir (bunlar arasında yüzlerce UNRWA çalışanı da bulunmaktadır).
Birleşmiş Milletler raporları (Soruşturma Komisyonu da dâhil), soykırım veya savaş suçu teşkil edebilecek eylemlere ilişkin ciddi endişeler dile getirmiş; belirli bir niyete ve Gazze Şeridi'nin sistematik biçimde tahrip edilmesine dikkat çekmiştir.
2. Batı Şeria
Şehitler ve Yaralılar
İşgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler kuruluşlarına göre, 7 Ekim 2023'ten bu yana 1.100'den fazla Filistinli katledildi. Bu sayı artmaya devam etmektedir. Şehitlerin yaklaşık %20-21'ini çocuklar oluşturmaktadır (240-250'den fazla çocuk). 2025-2026 yıllarında şehit sayısında belirgin bir artış yaşandı. Yalnızca 2026 yılında, 20 Ağustos itibarıyla işgal güçleri 87 Filistinliyi katletti. Siyonist yerleşimcilerin ve işgal ordusunun uyguladığı şiddet nedeniyle binlerce kişi de yaralandı.
Başlıca İhlal ve Saldırılar
İsrail'in Cenin, Tulkerim, Kalendiya ve diğer kamplarda tekrarlanan askerî operasyonları; gerçek mermi ve füzelerin kullanılması, kampların boşaltılması ve binlerce kişinin zorla yerinden edilmesiyle devam etmektedir. 2025 yılında bazı kamplardan 33.000'den fazla kişi yerinden edilmiş ve bunların önemli bir bölümü hâlâ geri dönememektedir.
Siyonist yerleşimcilerin şiddeti: Eşi benzeri görülmemiş düzeyde artmıştır. 2025 yılında yaralanmalara veya maddi hasara yol açan 1.800'den fazla saldırı gerçekleşirken, 2026 yılında günlük saldırıların sayısı da yüksek seyretmektedir. Filistinlilerin öldürülmesi ve yaralanması, evlerin ve tarım arazilerinin tahrip edilmesi ve özellikle Batı Şeria'nın güneyinde Bedevi toplulukların tamamının yerinden edilmesi bu saldırıların başlıca sonuçları arasındadır. Bu saldırıların büyük bölümü, İsrail işgal güçlerinin koruması veya desteği altında gerçekleştirilmekte ve failler neredeyse tamamen cezasız kalmaktadır.
Yıkım ve el koyma: Yüzlerce yapı (evler, okullar, tarımsal yapılar), Filistinlilerin almasının son derece zor olduğu ruhsatların bulunmadığı gerekçesiyle yıkılmaktadır. 2026 yılında her ay yüzlerce kişi yerinden edilmekte olup, bu oran kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana en yüksek seviyelere ulaşmıştır.
Hareket kısıtlamaları, toplu gözaltılar ve iş aramak amacıyla duvarı geçmeye çalışanlara ateş açılması da devam etmektedir.
3. Kudüs
İşgal altındaki Kudüs'te de Batı Şeria'da yaşanan ihlallerin aynısı, ancak daha yoğun şekliyle yaşanmaktadır. Bunlar arasında evlerin yıkılması, Siyonist yerleşimciler lehine veya parklar ve teleferik gibi Yahudileştirme projeleri kapsamında ailelerin evlerinden çıkarılması, Siyonist yerleşimcilerin Filistinli sivillere yönelik şiddet ve terörü ile Kalendiya Mülteci Kampı gibi bölgelerde gerçekleştirilen askerî operasyonlar yer almaktadır.
Sürekli devam eden yerleşim faaliyetleri, kentin demografik yapısını değiştirmekte ve İslami kimliğini hedef almaktadır.
Eski Şehir çevresinde Filistinli ailelerin evlerinden zorla çıkarıldığına ilişkin raporlar bulunmaktadır.
Belirli dönemlerde kutsal mekânlara erişim ve buralarda ibadet etmeye yönelik ağır kısıtlamalar uygulanmaktadır.
4. Bölgedeki Siyonist Genişlemeci Hedefler — “Büyük İsrail Projesi”
Bugün Filistin'de yaşananlar yalnızca bir sınır anlaşmazlığı veya savunma savaşı değildir; kökleri 120 yıldan daha uzun bir geçmişe uzanan ideolojik ve genişlemeci bir Siyonist projenin parçasıdır. Theodor Herzl'in “İsrail” devletinin sınırlarının Nil'den Fırat'a kadar uzandığını ilan etmesinden bu yana gündemde olan bu proje, “Büyük İsrail” olarak bilinmektedir. Talmudik dini inançlar ve tarihsel yanılsamalar üzerine kurulu bu proje, Ortadoğu'nun haritasını güç kullanarak yeniden şekillendirmeyi amaçlamaktadır.
a. Projenin Stratejik Boyutları
● Netanyahu'nun açıkça ortaya koyduğu hedefler: 13 Ağustos 2026'da Netanyahu, televizyonda yayımlanan bir röportajda “Büyük İsrail vizyonu” ile güçlü bağını açıkladı ve kendisini “nesiller boyu süren bir görevdeyim... tarihsel ve ruhani bir görev duygusuna sahibim” sözleriyle tanımladı. Netanyahu, Ürdün, Lübnan, Suriye ve Mısır'ın bazı bölgelerini de kapsayan bu genişlemeci vizyonla bağını açıkça ortaya koydu.
● Yeni Ortadoğu haritası: Netanyahu, Eylül 2023'te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistin'in varlığını tamamen ortadan kaldıran bir “İsrail” haritası sergiledi. Bu harita, genişlemeci projenin erken bir **“niyet beyanı”**olarak değerlendirildi.
● ABD yönetimiyle koordinasyon: Siyonist vizyon, Aralık 2025 tarihli ABD Ulusal Güvenlik Belgesi'nde ifade edilen ve Washington'ın bölgedeki “hâkim güvenlik gücü” görevini İsrail'e vermek istediğine işaret eden yaklaşımla örtüşmektedir. Bu yaklaşım, enerji kaynakları ve uluslararası geçiş güzergâhları üzerindeki kontrolü güvence altına almayı amaçlamaktadır.
● Normalleşme, bölge ülkeleri için bir bumeranga dönüşebilir: Analistler, bölge ülkelerinin İsrail'le gerçekleştireceği herhangi bir iş birliği veya normalleşmenin, zamanla bu ülkelerin aleyhine dönerek bir bumerang etkisi yaratacağı konusunda uyarıyor.
b. Gazze'ye Yönelik Saldırının Ekonomik Hedefleri
Gazze'ye yönelik savaş yalnızca askerî bir karşılık niteliğinde olmayıp, aynı zamanda açık ekonomik hedefler de taşımaktadır:
● Gazze açıklarındaki doğal gaz kaynaklarına el koyma: Gazze kıyıları açıklarındaki doğal gaz sahasının değerinin yaklaşık 60 milyar dolar olduğu tahmin edilmektedir.
● “Ben Gurion Kanalı”: Süveyş Kanalı'na alternatif bir su yolu oluşturularak Kızıldeniz'i Eilat ve Gazze üzerinden Akdeniz'e bağlanması, eski bir Siyonist projedir. Bu durum, söz konusu deniz ulaşım hattının güvenliğini sağlamak amacıyla Gazze'nin nüfustan arındırılmasındaki ısrarı açıklamaktadır.
● Hindistan-İsrail Koridoru: Hindistan'ı İsrail üzerinden Avrupa'ya bağlayacak ve Çin'in “İpek Yolu” projesine rakip ve onu etkisizleştirecek bir ekonomik koridor oluşturulması hedeflenmektedir. Bu da İsrail'i küresel ticaretin merkezi bir bağlantı noktası hâline getirecektir.
c. Türkiye, Irak ve Suriye Projenin Hedefinde
Analistlere göre Siyonist proje, İsrail'in karşısında herhangi bir rakip bulunmamasını sağlamak amacıyla bölgedeki büyük güçleri saf dışı bırakmayı hedeflemektedir. Bu güçler Irak, Suriye, İran ve Türkiye olarak öne çıkmaktadır.
Irak'ın yıpratılması, Suriye ve İran'ın zayıflatılmasının ardından sıradaki hedefin, “Büyük İsrail” hedeflerinin karşısında durabilecek askerî ve ekonomik kapasiteye sahip güçlü bir bölgesel aktör olarak Türkiye olması beklenmektedir.
Filistin Dİplomasi Merkezi































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.