(Böyle “kuramsal” dokunuşlar deyince aklıma, Latin edebiyatında atasözü haline gelmiş, resimlerinde ayakkabılardan başka yerleri eleştirmeye kalkan ayakkabıcıya, ressam Apelles’in “Ne supra crepidam /Ayakkabıdan yukarı çıkma!” uyarısı gelmiyor değil!)
Bütün partilerin, onların içindeki koalisyonlar ve ittifakların, ülkenin dış politikası ve onun rüknü olan savunma (güvenlik) hedeflerinin paylaşılması, özellikle ABD’nin sağladığı küresel “düzen” anlayışının sona doğru evrildiği görüşlerinin yayıldığı şu sırada çok önemli. Ülkemiz için ne yazık ki böyle bir ortak anlayış, ortak tutum, ortak ülküler olmadı.
Tam olmadı değil: Osmanlı Devleti’nin sona ermesi ve yerini irili ufaklı 11 ülkenin alması sırasında bu ülkelerin çoğunda ve Türkiye’de bir ulusal birlik fikri vardı ve partiler halini almamış bile olsa, Osmanlı’dan miras kalan bütün fikir gruplarının üzerinde anlaştığı bir dış politika fikri vardı. İç konulardaki aykırı görüşlerin birinci meclisin feshine, ikinci meclisin de başladığı partilerle sona erememesine sebep olmalarına rağmen, gerek Yunan işgaline karşı savaşın, gerek Lozan anlaşmasına hazırlık ve anlaşma sürecinin yönetiminin, 2. Dünya Savaşı’na karışmama siyasetinin bir “milli birlik” havası içinde, tüm grupların destek verdiği süreçlerle tamamladığını hatırlayalım.
Daha sonra bir askeri darbe ve tarihimize kara harflerle yazılan üç siyasal idama yol açacak anlaşmazlıklara rağmen, BM üyeliği, NATO’ya giriş, Kore Savaşı’na katılma gibi dış politika konularındaki birlik de, Türkiye’nin Soğuk Savaş Dönemini, tabir yerinde ise, kazasız-belasız atlatmasının başlıca sebebiydi.































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.