*
Mabedleri imar eden de insan, imha eden de. Barış döneminde aşkla şevkle göklere doğru yükselerek mamûr hale getirilen secdegâhlar, savaş günlerinde melûl mahzûn bir şekilde yerlerde sürünmektedir. Cemal ve celâl... Bu iki konu ile ilgili iki ayet:
“Allah’a ibadete mahsus yerlerin /mescitlerin bakım ve hizmetini üstlenme hakkı sadece ve sadece Allah’a ve ahirete iman eden, namazı hakkıyla kılıp zekâtı veren ve yalnız Allah’tan korkup çekinen kimselere aittir Pek tabii ki ancak böyleleri umduklarına kavuşacaktır” Tevbe,9/18.
“Allah’ın adının anılmasına, Ona ibadet edilmesine engel olan ve o mescitlerin terkedilmiş, harap mekânlar haline gelmesi için uğraşan kimselerden daha zalim /kafir kim olabilir..” Bakara, 2/114)
Birinci dünya savaşının devam ettiği günlerde Rıza Tevfik Bölükbaşı bu hüznü yaşamış ve bunu mısralarına aktarmıştır.
Şu anda Gazze başta olmak üzere birçok şehirde aynı kaderi yaşayan nice mahzûn mabedlerimiz var.
İşte 1869-1949 yılları arasında çok farklı tecellilerle dolu bir hayat yaşayan Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın 111 yıllık duyguları:
Vardım eşiğine yüzümü sürdüm,
Etrafını bütün dikenler almış.
Ulu mihrabında yazılar gördüm,
Kimbilir ne mutlu zamandan kalmış?
Batan güneşlerin ölgün nigâhı
Karartıp bırakmış o kıblegâhı;
Mazlum bir ümmetin baht-ı siyahı,
Vîran kubbesine gölgeler salmış.
İslâm’ın bahtiyar bir zamanında
Âb-ı hayat varmış şadırvanında,
Şimdi harâb olan sâyebânında
Dem çeken kuşların ömrü azalmış.
Ayât-ı hikmet var kitabesinde,
Bir ders-i ibret var hitabesinde;
Bağ-ı cennet olan harabesinde
Tekbir sedâları artık bunalmış.
Hey Rıza! Secdeye baş koy da inle,
Taşlar dile gelsin senin derdinle;
Efsâne söyleyim ağla hem dinle,
O şerefli mazi meğer “masal”mış.
Türk Yurdu, c. VIII, nu. 2. 25 Kânunievvel 1330 ( 8 Aralık 1915, s. 413 )































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.