Bu cümle hala değerler barındıran bir sosyal dokunun bünyesinden yükselen bir slogandı. Yediğimiz –ki yediğimiz en fazla bir elma ya da basit bir ekmek peynir dürümüydü- ne olursa olsun, o yediğimiz basitliğe ulaşamayacak her çocuk yüreği yıkılmaması gereken bir gönül eviydi. Tüm yoksunluklara rağmen statü simgemiz ihtişamlı eşyalarımız değil, yoksulluk ihtimalleri, elimizdeki basitliklere ulaşma zorlukları olan arkadaşlarımıza dair duyarlılığımızdı. Elimizdekinde kimsenin gözü kalmamalıydı! Elimizdeki ekmek parçası bir gönülü özleme boğmamalıydı!
Daha orta yaşlı bireyler haline bile gelmeden bu doku nasıl tam zıttı bir dönüşüm geçirdi anlamak imkânsız. Bunun için bilimum sosyal bilimciyi göreve çağırmak gerek, analiz edilmesi mümkün mertebe zorlu bir süreç. Elinde bir elma ile sokağa çıkmaya imtina eden çocukların bugün sosyal medya hesaplarında “ihtişamlı sofra sergileme” yarışına girmişliği hepimizin malumu. Bu gösteriş zavallılığının çeşitli sebepleri var ama ben kendi yorumumu aktarmak istiyorum. Nasıl dindarlık ahlaki vasıflar gösterme yeteneğini kaybedince kozmetik unsurlarla kendini ifaya azmediyorsa, medeniyette insani ve ruhi meziyetler gösterme kabiliyetini yitirdikçe haz ve meta merkezli unsurlarla kendini bedenleştiriyor. Bu halle dindarlık nasıl şekilsiz ve biçimsiz bir kültürsüzlük halini alıyorsa, medeniyette bu vechesiyle çarpık bir çapsızlığa dönüşüyor.
Devamı: http://www.yenisoz.com.tr/aclik-estetigi-makale-12062































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.