KÜRT MESELESİ ÜZERİNE KAFA YORANLAR ÖNCE KÜRTÇÜLÜĞÜN NASIL BAŞLADIĞINI BİLMELİLER
İşte Tarihteki Kürt ayaklanmaları:
1806 Baban Aşireti ve Abdurrahman Paşa isyanları, 1833-1837 Mir Muhammed (Soran) İsyanı, 1838 1. Han Mahmud İsyanı, 1842 - 1847 2. Han Mahmud İsyanı (son döneminde Bedirhan Beyle ittifaken), 1843-1847 Bedir Han İsyanı, 1855 Yazhan Şer İsyanı, 1878-1881 Şeyh Ubeydullah Nehri İsyanı..
Bu isyanlar niçin daha önceki yüzyıllarda değil de 19.yüzyılda başlıyor?
Sorunun kilit cevabı 1789 Fransız ihtilâlidir.
Kilise karşısında güç kazanan yeni Fransız sınıflarının iktidarı ele geçirme hareketinin kendine meşruiyet zemini ararken bulduğu en büyük dayanaklardan biri de Fransız ırkçılığı idi.
Fransız ihtilalı dünyaya, Sınıf Mücadelesinden Hümanizmaya, Irkçılıktan Anarşizme birçok ideoloji ihraç etti.
Osmanlı topraklarında uç veren “ırk odaklı” isyanlar ilk başta din kisvesi ile geldiğinden evvela, Osmanlının Gayri Müslim tabakasını ülkeden kopardı.
Ardından, Osmanlının Müslüman anasırı; Arnavutlar, Araplar ve Kürtler’in isyanları geldi.
Haydi diyelim ihtilal-i kebir bir Fransız aydınlanması idi.
Arapçı, Arnavutçu, Kürtçü öncüler ışığı kimlerden alıp ta aydınlanmışlardı?
Bu sorunun cevabını, sözünü ettiğimiz ırkların coğrafyası üzerinde Emperyal hesapları olan üzerinde güneş batmayan İngiliz imparatorluğu’nu işaret ederek vereceğiz.
Kısa süre içinde Fransız, Alman ve ABD Devletleri de aynı doğrultuda sahnedeki yerini aldılar.
“Kürtçülük nasıl başlamıştı?” diyerek konuya girmiştik, o noktadan devam edelim.
İkinci Abdulhamid’le özdeşen “Ümmetçi Osmanlı rejimi” 1909’da yıkılana kadar Kürt isyanı dediğimiz ayaklanmalar Müslüman Kürtlerden kitlesel destek görmedi. Satın alınmış mahalli birkaç Kürt beyi yukarda listesini verdiğimiz isyanlarda baş rolü oynadı.
Kanaatimiz odur ki bugün de durum farklı değildir.
Hangi ırka mensup olursak olalım, güven içinde yaşayacağımız bir idâre altında yaşamak isteriz.
Kürt açılımı politikasıni icat eden mevcut hükümet, günümüzün modası olan “demokrasi” ile Kürt vatandaşlarını güven içinde yaşatacağını vaad ediyor.
Oysa Vatandaş kimliğinden çok daha gerekli olan, ülkeyi teşkil eden insanların, kültürel ortak paydalarda buluşarak, tecezzi kabul etmez birliği paylaşmalarıdır.
Her türlü iç ve dış tecavüze rağmen parçalanamayan bu birliğin adı da “İslam Kardeşliği”dir.
Mustafa Çetin Baydar
SİLAHLI GÜÇ MEKÂNLARI OLAN KIŞLALAR, BİNBİR AYRI TABİATIN İNSANINA AİT HESAPLARIN KATLANIP İÇİNE KONDUĞU BİR KUTUDUR (PANDORANIN KUTUSU)
İçimizden kimi safderunlar “kışla tavrını ortaya koydu” makamında yazıp çizmeği pek severler.
Kışladakilerin sayısı kadar ayrı istek olduğuna göre, Kışla’nın tavır koyduğunu iddia etmek, kışladakı gruplardan birine el altından hulus çakmaktır.
Yazılıp çizildikçe öğreniyoruz bu mekânlarda General Fisunoğlu gibi (Kara Kuvvetleri Komutanı) “Ben karımı oynata zıplata bu noktaya geldim” diyenden “Sakın ha ölmeyin, bırakın Atatürkçü olsa da Sünniler ölsün.” Diye karar alan Alevi konseylerine (bknz.: Ergenekon iddianemesi, zikreden Zeki Kentel
http://groups.yahoo.com/group/tarih-toplum-siyaset/?yguid=208115339
türü simalar yan yana barınmaktadır.
Kışlalardaki dindar subaylar ise ancak ordudan atılanlar ile sınırlı sanılır. Oysa ordunun mânevi gücünü teşkil eden nice görünmez Allah dostu, kışlanın her hücresinde faaliyet halindedir.
Konar göçer hayatın bir unsuru olan kışlaklar , konup geçtiğimiz bu fani dünyanın bir lahzalık durakları mesabesindedir.
Pandoranın kutusunun dibinde olduğu söylenen “Umut” u bizde umud edinip Kışla’dan, Cumhuriyet öncesinde olduğu gibi Allah’a giden yolda yürümesini bekliyoruz.
Mustafa Çetin Baydar

























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.