Kelâm ilminde ele alınan ahlâk problemlerinin temelini, kader meselesiyle ilgili olmak üzere kulların fiilleri (ef‘âlü’l-ibâd) teşkil eder; kader ve ona bağlı olarak insanın irade ve ihtiyarı, adâlet, hüsün ve kubuh (hayır ve şer), salâh ve aslah gibi konular tartışılmaktadır; kötülük probleminde, iyiyi ve doğruyu belirleme noktasında aklın fonksiyonu, irade ve özgürlük meselesinde ihtilaflar varlığını devam ettirmiştir. Daha çok fıkıhçı ve hadisçi olarak bilinen selef âlimleri, Allah’ın kudret ve iradesinin mutlaklığı ve sınırsızlığı ile insanın yükümlülük ve sorumluluğunu birlikte kabul ediyor, bu kabulün kaçınılmaz olarak doğuracağı ahlâkî açmaz üzerinde durmuyorlardı.
Kader inancı karşısında insanın irade hürriyeti, yükümlülük ve sorumluluğu, ceza ve mükâfat gibi ahlâk felsefesinin başlıca problemlerini teşkil eden konular çevresinde ortaya atılan sorular, daha Asr-ı Saâdet’te tartışılmaya başlamışsa da Hz.Peygamber sallahu aleyhi vesellem, konunun aklî izaha elverişli olmadığını münasip bir dille anlatarak Müslümanları bu konuda tartışmaya girmekten menetmişti. Daha sonraki dinî, fikrî ve siyasî gelişmeler, yaklaşık olarak hicri II. (miladi VIII.) asrın başlarından itibaren konu ile ilgili tartışmaların sistemli bir şekilde başlamasına yol açtı.
Öyle görünüyor ki, bazı Emevî yöneticileri haksız uygulamalara girişirken bu uygulamaların ilâhî takdirin bir gereği olduğunu ileri sürerek zulüm ve haksızlıklarını meşrulaştırmak istemiş ve bunun üzerine kader konusundaki selefî tavrın istismara elverişli bir şekil aldığı ve ahlâkî tehlike teşkil edebileceği farkedilmiştir.
Devamı: https://www.haber7.com/yazarlar/mustafa-yurekli/3429166-bilinc-ozgurluk-ve-ahlak































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.